Semizotu salatasının içine düşen sinek, seninkilerin bildiği Şermin, soğuk ama girince alışılan deniz, her yerde kesilince çabuk gelen elektrik, TOKİ’den evler, son otobüsler, migreni tutanlar, zona olanlar... Köprüsü görünmeyen trafik, nar ekşisi, dut kurusu... Falan filan ve filankes işte.
Pınar Öğünç, hayatın mânâsızlığı içine mutluluk sahneleri koyma gayretlerini... Nefes alır gibi işlenen küçük kötülükleri, istemeden yapılan küçük iyilikleri... Yalnızlığın, tesellinin, tahammülün ve mırıl mırıl söylenen yalanların vesilelerini... Teferruatları, boşlukları, saçma hararetleri, gergin ve gevşek karşılaşmaları, tuhaflıkların derinliğini, kısacık manzaraları anlatıyor. Yan yana ve apayrı. Aksi Gibi, beyhudenin, eksikliğin, çelişkilerin, sıkıntı yok diyebilmenin hikâyeleri... Türkçe edebiyata yeni bir parantez... “Bir derdimiz mi vardı?”
1975 İstanbul doğumlu. İstanbul Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Uluslararası İlişkiler Bölümü mezunu. 22 yaşında, bir haber dergisindeki iş görüşmesine yazdığı hikâyelerle giderek gazeteciliğe başladı. 1997’den bu yana çeşitli dergi ve gazetelerde muhabir, editör, köşeyazarı olarak çalıştı. Kitapları: İnce İş (röportaj-deneme, İletişim, 2009), Asker Doğmayanlar (röportaj, Hrant Dink Vakfı Yayınları, 2013), Aksi Gibi (öykü, İletişim, 2015).
Türk öykücülüğü belli bir rutine bağlamış durumda. Hep kederli öyküler, samimiyetsiz tespitler vs. Son dönemde giriştiğim genç öykücüler arasında bazen hikayeleri kimin yazdığını bile hatırlamıyorum o kadar benziyorlar birbirlerine. Bu kitap içinde kısmen benzer durum var. İlk öyküler dışında, akılda kalabilecek öyküsü yoktu. Ancak okutmayı başardı. Bir şans daha verilebilir. En sevdiğim öyküler "I Love You Şermin" ve "Hayvan Kaynakları" oldu.
Biraz Barış Bıçakçıya benzettim tarzını, içinde Vücut A.Ş, I Love You Şermin, Bülent Ersoy Taklidi gibi vurucu hikayelerin olduğu kısa, akıcı bir kitap. bir de ben hiç bu kadar yaratıcı yazamıyorum, fesatlandım. 3.5tan 4.
i love you şermin, sağ göz, evde yokum, sayın D1 blok sakinleri hikayelerini beğendim. bir süre peşpeşe hikaye okununca özellikle türkçe yazılanlarda bir zaman sonra çoğu birbirine benzemeye başlıyor sanki... kitapta da buna benzer bir yazı vardı zaten. yine de güzel.
İyi bir gazeteciyi kaybedip iyi bir yazar mı kazandık? Zaman gösterecek ama Öğünç'ün öykülerini beğendim. Hem tema olarak hem de karakter yaratma açısından çeşitlilik gösteriyor, bu bir yerden sonra çok bir tarz gibi gelebilir.
Platonik, Bülent Ersoy Taklidi, Bir derdiniz mi var ? gibi öyküleri güzel öyküler olmasına rağmen başka bir öykü evrenine aitmiş gibi gözüküyor. İkinci kurgu kitabını merakla bekliyorum.
Yolda yürürken insanların hayatları hakkında ufak diyolagları duyarsınız ya kitap benim için tam olarak böyleydi okurken farklı farklı hayatlardan ufak kesitler okumak çok keyifliydi
Başlaması gereken yerde biten öyküler... Sanki tam da önemli bir şey olacakken, pat, son sayfa! Ama bir tadı yok demek haksızlık olur. Ben sevdim. Romantik bir dış kapının kahramanı olduğu "Platonik" adlı öykü favorimdi. Diğerleri de bir şekilde iz bırakıyor, hatırlanıyor. Başarılı bir öykücü Pınar Öğünç.
Kısa ama etkili öyküler... Genellikle şehir hayatının harala gürelesi arasında kalanları anlatan bir kitap olmuş. Karakterler çok iyi oturtulmuş. Hepsini tanıyor gibiydim okurken. Bazı bölümleri çok beğendim. Mesela I love you Şermin, Platonik ve Bir Derdimiz Mi Vardı? bölümleri çok iyiydi. Yıllarca dönüp dolaşıp açıp okuyacağım gibime geliyor özellikle bu bölümleri...
Pınar Öğünç'ü Radikal'deki köşe yazılarından tanır, beğeniyle okurdum. Edebiyat yönünü bilmiyordum. Bu kitap hakkında gayet olumlu birkaç eleştiri okuyunca aldım. Ama bana pek hitap etmedi. Bir donukluk var öykülerinde. Belki çok tekrar edilen temalar üzerinde durmasından ve bunları da yine bilindik bir üslupla kaleme almasındandır... Köşe yazılarını tercih ederim.
Radikal'deki yazılarından yola çıkarak sanırım beklenti düzeyimi çok yüksek tuttum. Sevdiğim tümceler ve öyküler olsa da nedense tam tatmin etmedi... Ama köşe yazılarından mütevellit daha kredisi var...
Tanıdık mekanlarda geçen, aşina olduğumuz insanların bildik hayatlarına dair sıradışı öyküler. Bakıp da göremediklerimize, görmemeye alışmamıza inat anlatılmış gibi sanki.