Cehennemde İlahi Rıdvan Hatun’un öykü serüveninde ikinci durak: Notos, Sözcükler, Varlık, kitap-lık dergilerinde yayımladığı öykülerle adını duyuran yazar ilk kitabı Billur Örüntüler (2023) ile Sait Faik Hikâye Armağanı ve Haldun Taner Öykü Ödülü kısa listelerinde yer almıştı.
Cehennemde İlahi’de yedi lirik öykü var. Kitabı saran dış metne bir zincir kolyenin halkaları gibi takılı, yazarın bütüncül yaklaşımını belirleyen öyküler. Düşsel görüntüler yaratmakta mahir bir kalemden çıkma her biri: Yalın, nesnel, dingin, duru, açık.
Rıdvan Hatun çocuk izleriyle dolu, şiirsel ışıltılar saçan minimal bir anlatımla çıkıyor okurun karşısına.
Söz verelim önce, ne olursa olsun birbirimize varıncaya kadar ileri gidelim. Çatallanan her yolda, dönüştüğümüz her hikâyede birbirimizi bulalım. Bu sayede geride kalmaz, bu karanlığa tek başımıza varmayız.
Rıdvan Hatun bir şeyleri açık açık anlatmaktansa sezdirmeyi seçen bir yazar. Bu yüzden okuması da öykü evrenlerine girmesi de çok kolay olmuyor ancak yazarın mahareti tam da burada devreye giriyor, bir şekilde okuduğum metinleri tam olarak “anlamasam” da oradaki pırıltıyı sezebiliyorum. Bu büyük yazarlara has bir özellik bence. Öykülere gelirsek hemen hepsi çok biricik ve bir o kadar da ilgi çekici. Cehennemin yeryüzündeki farklı hallerini ve bu haller içinde yaşamaya çalışan (debelenen, öfke dolan, ses çıkaramayan, pişman olan vs.) insanları okuyoruz. Öykülerine geneline yayılan tekinsiz atmosfer okuyucu karakterlerle yürümeye davet ederken ve öyküler arasında bulunan birkaç cümlelik metinler de öyküler arası bütünlük hissi yaratıyor. “Ortanca”, “İz”, “Sirk” benim için öne çıkan öyküler oldu. Eminim bir tur daha okusam daha çok lezzet alırım.
Son beş senede okuduğum en iyi öykü kitabı, Türk edebiyatında yerini sapasağlam alacak bir eser. Billur Örüntüler'i ne kadar severim, kaç defa okudum öyküleri. Yeni kitabında da iyi bir şey çıkaracağını düşünüyordum Rıdvan Hatun'un fakat benim için de büyük bir sürpriz oldu bu öyküler. İlk kitabının epey ötesinde. Bir defa dil mahareti zaten iyi bir yazar Hatun, bunu ilkinde de görmüştük lâkin Cehennemde İlahi'de kendine ait o dili artık oturtmuş. nasıl ki Sevim Burak'ın, Leylâ Erbil'in, Vüsat O. Bener'in, Sami Baydar'ın, Tomris Uyar'ın, Aslı Erdoğan'ın kendine has bir dil dünyası varsa artık Rıdvan Hatun'un da öyle bir dili olmuş. Sonraki kitaplarında buradan emin olacağım.
Beni esas çarpan bir bütün olarak yarattığı fenomendi, yedi öyküden oluşan Cehennemde İlahi'de bir intro ve outro da var. öyküler birbirine ara metinlerle -kısa- ulanmış. Hem tanıtım metni gibi okunabilen, hem bir hikâye bütününün taşları gibi. Hem de köprü öyküler arasında. Anlatıda usta bir yazar gibi yaklaşmış.
Öykülerin dilinden sonra en iyi yönü atmosferi. Her öyküde yoğun, imgesel ve alegorik ögelerle desteklenen atmosfer dikkat çekiyordu. Bu da kısa ve kompakt bir tür olan öyküde bir roman edası yaratıyordu. Öyküleri okurken dünyadan koptuğumu hissettim.. Parmak uçlarım karıncalandı mesela..ne yarattığını çok iyi bilmiş yazar. Zihnin kıvrımlarına hükmeden bir tarzı vardı.
Sirk ve Ortanca öyküleri sadece son beş sene içinde değil, tüm okurluğumda okuduğum en iyi öykülerdi. ikisini her daim anacağım, öykü önerisi olarak kullanacağım. Bilhassa bu iki öyküde nefis bir şey yapmıştı Hatun. Okuru vakumlayan, zengin imgeleriyle heyula gibi esareti altına alan iki öyküydü. İkisinin de baş kahramanı öyküde anti-kahraman arketiplerine güzel örnekti. Ben olsam bu iki öykünün başına DİKKAT: AĞIZ KURULUĞU YAPAR. yazardım.
Papağan ve Cehennemde İlahi öyküleri yine oyunbazlığıyla akılda kalıyordu. Yine kusursuza yakındı fakat tüm kitaba sirayet eden okurun zihin jimnastiği yapma eylemini tetikleyen unsurlar ağır basıyordu. Öykü zaten okuyup geçilen bir tür değil fakat Türk edebiyatında bazı yazarlar okuru muzır oyunlarıyla yormaya çabalar ki bu risklidir. Anlaşılmayanın kolay vazgeçildiği bir okur kitlesine sahip ülkemizde cesaret ister. Ali Teoman bunu yapmıştır mesela. Rıdvan Hatun da bu cesur yazarlar arasına girdi bence bu kitabıyla.
İz ve Sürem öyküleri yerelliği, sembolizmi ile öne çıkıyordu. Yoğun anlatımı ve tetikleyici yapısıyla güzeldi.
Bu öyküler arasında bana en uzak olan Obruk ise İz öyküsüne bir gönderme yapıyordu. en azından ben öyle yorumladım. Bu öyküyü bir daha, bir daha okuyacağım. Anlamadığım bazı şeyler vardı. Ki bence anlam yönünü körükleyen yapı tüm kitapta mevcut.
Neticede usta işi bir öykü kitabı olmuş. O kadar çok beğendim ki. Defalarca okuyacağım bazı öyküler var içinde. Aynı zamanda kapağı da yazar kendi yapmış. bu da kitapla bir bütünlük oluşturuyor. Bu arada hayvan imgelemi de yoğun öykülerde, bu da üzerine çalışabilecek, okuma yapılabilecek bir alan. Cehennemde İlahi başucu kitaplarım arasına girdi. Yukarıda saydığım yazarlara da eklendi yazarı. Ne yazacak diye kapısında beklediğim isimlerden biri oldu açıkçası.
Bu kitabın olumsuz eleştirilerini bizzat takip edeceğim, merak ediyorum neresinden vurmaya çalışacaklar. Övülen öykülerden çok farklı bir yapısı ve kendine has duruşu var.. Anlaşılmak istemiyor gibi ama anlaşılıyor.. Sarmalı epey kuvvetli. Yoğun ve zarif. Unutulmaz bir kitap.. çok ama çok sevdim.
Cehennemdeki İlahi’de yer alan yedi öyküye arka kapakta yalın, dingin, duru gibi sıfatlar yakıştırılmış. Aksine görkemli, yoğun, maksimalist hikayeler bunlar bana göre. Rıdvan Hatun atmosfer yaratmada çok başarılı. Buna dilinin ve gözlemlerinin zenginliği de eklenince ortaya iyi bir yazarın üretimleri çıkmış.
Okuduğunu hemen anlamayı seven, yorum katmaktan imtina eden okurlar için anlaşılmaz gelecektir bu öyküler.
Rıdvan Hatun’un son çıkan öykü kitabı Cehennemde İlahi; okurunu sağlam bir zemine çağırmadan, ayağının altındaki toprağı usulca çeken öykülerin yer aldığı bir derleme. Toplam yedi öyküden oluşan kitap, ayakları yere basan, başı sonu belli kurmacalar değil. Daha çok bir zihnin içinden geçen gölgeler, yarım kalmış cümleler, gece yarısı uyanınca hatırlanan ama sabah dağılan rüyalar gibi.
Metni okurken sık sık “Ben şimdi neyin içindeyim?” diye sordum. Çünkü burada anlatılmak istenen bir olaydan çok, açılmak istenen bir iç kapı var. Sanki yazarın derdi bize bir hikâye anlatmak değil de, kendi zihin odalarının kapılarını aralamak. Biz de o odalarda dolaşan sayıklamaları dinliyoruz; bazen yabancı, bazen tuhaf biçimde tanıdık.
Toplam yedi öyküden ikisi kalbime yerleşti. Diğerleriyle arama mesafe girdi; ama belki de zaten istenen buydu: Herkesin aynı yerden yakalanmaması.
Bu kitap herkese göre değil. Netlik, düzen, güçlü bir olay örgüsü arayanlar için zorlayıcı olabilir. Ama metinde “his” arayanlar, muğlaklığın içinde dolaşmaktan çekinmeyenler için kapısı aralık.