Bir karga, bir ayna ve dolunayın ışığı altında hem gözleri hem kalpleri iyileştiren gizemli bir adam... Lise öğrencisi Eunhu, kaybettiği babasının ardından içindeki karanlığa hapsolmuştur. Bir gün, karganın çaldığı el aynasının peşine düşünce terk edilmiş bir depoya girer ve kendini Dolunay Göz Kliniği adlı gizemli bir tedavi merkezinde bulur.
Profesör Do’nun yönettiği bu klinikte hastalar yalnızca gözlerinden değil ruhlarından da tedavi olurlar. Her hastanın ruhunun bir rengi, kilosu, ölçüsü vardır ve elbette sakladıkları büyük sırları ve arzuları da... Aynasını geri almak için orada çalışmaya başlayan Eunhu’nun yolu türlü hikâyesi olan hastalarla kesişir. Genç ve yakışıklı Siwoo, sırrını sonuna kadar anlatmayan Mina, yaşamaktan umudunu kesmiş bir fırıncı, güzellik takıntılı bir kadın ve daha nice kırılgan kalpler kliniktedir.
Yoonha Byun incelikli üslubuyla, büyülü gerçekliğin sınırlarını zorlarken yüreklere dokunan fantastik bir hikâyeyi okurlarıyla buluşturuyor. İnsan ruhunun en derinlerinde dolaşacak, hayal ve umut, iyi ve kötü, kayıp ve fedakârlık üzerine eşsiz bir romanın keyfine varacaksınız.
Güney Kore edebiyatıyla ilişkim Han Kang'dan ibaret sayılabilir, fakat ortalıkta "Güney Kore çoksatanı" diye bir mesele olduğunun da farkındayım, Profesör Do'nun Göz Kliniği vesilesiyle bu meselenin ne olduğuna dair azıcık fikir edinmiş oldum. Bu arada sadece romanlarda değil tabii; müzik ve dizi meselelerinde de popüler Kore kültürünün dünyada yarattığı etki başlı başına üzerine konuşulası, neyse, kitaba döneyim.
Anladığım kadarıyla tamamı bir şekilde bir dükkanda / mağazada vs geçen (hepsinin kapakları öyle zira) ve normal başlayıp fantastik bir yerlere evrilen hikayeler anlatan kitaplar Kore'de ziyadesiyle popüler, pek çoğu yabancı dillere de çevriliyor zaten. Yoonha Byun imzalı Profesör Do'nun Göz Kliniği kitabı da o furyanın bir üyesi. Lise öğrencisi Eunhu adlı bir genç kızın öyküsünü okuyoruz. Babasını küçük yaşta kaybetmiş, dünyaya uyumlanmakta güçlük çeken, yalnız ve yoksul biri kendisi. Bir gün bir karganın çaldığı el aynasının peşine düşerek terk edilmiş bir depoya giriyor ve kendini Dolunay Göz Kliniği adlı gizemli bir tedavi merkezinde buluyor, olaylar gelişiyor.
Ama sanki biraz fazla mı gelişiyor ya? Ben fantastik severim ama fantastiğin kendi kurallarını yaratanını, o evrene ikna edenini severim; bu kitap bana ziyadesiyle dağınık geldi bu açıdan. Bir yerlerden dumanlar çıkıyor, bir şeyler ışığa dönüşüyor, birileri yok oluyor, beliriyor filan? Ne oluyor yani? Kitap şüphesiz ki kendini okutuyor zira ortada bir gizem var ama o gizem de tam çözülmüyor bence, daha doğrusu bu kadar kuralsız bir evrende sunulan çözüm de bana çözüm gibi gelmedi. Bu tür kitaplarda olduğu gibi kayıp, yas, umut, fedakarlık gibi büyük meseleleri dair de bir şeyler söylüyor roman ama tabii bunları derinleştiremediğini söylemem lazım.
Yolun başındaki okurlar ve türün meraklıları için ilginç olabilir ama ne kurgusu, ne meselesi, ne dili itibarıyla beni hiç tatmin edemedi maalesef. Ama dediğim gibi, bence bu janr benim janrım değil zaten, edebiyatta aradığım şey başka bir şey benim, dolayısıyla seven sevmeye devam edebilir. Ama bu vesileyle şu popüler Kore edebiyatının tadına bakabildiğim için memnunum diyebilirim.
Aynı günde okuduğum bir kitap oldu fakat hikaye bütünlüğünü alamadım. Çeviride akıcılık var, ama kitabı bitirdiğinizde “ne oldu şimdi” yada “devam kitabı mı gelecek” sorusu belirdi aklımda. Olağanüstü şeyler yaşanırken ‘normal’ olan karakterler her şeyi oldukça olağan karşılıyor. Hikayenin neden başlayıp neden bittiğini çözemedim.
nokta birleştirme etkinliklerini düşünün; bi' yerden başlarsınız ve 1, 2, 3... çok sayıda noktayı birleştirip güzel bir eser çıkarmayı hedeflersiniz. noktalar çok güzel yerlere konsa da başlangıcı kötü yaptığınız ve noktaları bağlayamadığınız sürece konumlandırmaların iyi olup olmaması önemli değildir. yoonha byun da tam olarak bu durumu yaşamış eserinde. yeri geldi tüylerim diken diken oldu; içim, tamamen kapalı bir ortamdaki mum alevinin titremesi gibi irkildi. buna rağmen 3 yıldız kırmama sebep olacak, bence, çok geçerli nedenlerim var: 1) kitabın intro'su çok ama çok kısaydı. asıl mekanımıza girmeden önce biraz daha düşündürülmesini ve konuşturulmasını beklerdim eunhu'nun. 2) karakterlerin çoğunun kafa yapısı ve konuşma şekilleri wattpad'deki 17 yaşında, henüz toy yazarların kurabileceği türden cümleleri barındırıyordu. bu kelime seçimleri de güçlü olabilecek potansiyeli olan kurguyu baltalamış maalesef. 3) byun'un bu eseri, kendisi 31 yaşındayken yayınlanıyor. bu durumda, ikinci maddemizdeki kurgu ve konuşturma üzerine toyluklar için pek bir nedenimiz kalmıyor. 4) yer yer kitap çok akıcıyken bazı noktalarda gerek mantık hataları gerek tecrübesizlikten ötürü nehir yatağından karaya sürüklenip kayaya çarpabiliyor okuyucu. ezcümle olarak şunları yazabiliriz: potansiyeli olan bir kitaptı bana göre ama güzel kurgu parçacıkları iyi bir eserin garantisini vermiyor. yine de gelişebileceğini düşündüğüm yazarlardan.
Kitap paralel evren gibi bir yerde, Profesör Do'nun önderliğinde bir Göz Kliğininde geçiyor. Farklı birkaç insanın hikayesine şahit oluyorsunuz. Birçok ne olduğu tam olarak anlaşılmayan karakter var. Asıl olarak babasını kaybetmiş hayatla başa çıkamayan bir kızın (Eunhu) hikayesini ve bu klinikte yaşadıklarını anlatıyor.
Kitabı hızlıca bitirdim. Zaten çok uzun değil akıp gidiyor. Akıp gitmesi derken sizi yanıltmasın, merakla okuyorsunuz ama o kadar eksik taraf var ki... Bana fazlaca yüzeysel geldi. Evet sıkıcı bir günde belki sizi birkaç saatliğine uzaklara götürebilir ama belli bir kitap okuma geçmişiniz varsa sizi çok tatmin etmeyeceğini söyleyebilirim. Okuduğuma pişman değilim, Güney Kore edebiyatından ilk kitabımdı. Daha dolu dolu ve derinlikli olmasını isterdim sadece. Sanki büyülü kocaman bir evren olabilecekken, çocuklar için yüzeysel olarak bir özet çıkarılmış gibi geldi. Seven seviyordur ne çok kötüledi diyebilirsiniz ama beni tatmin etmedi. Genel olarak eh!