Gecenin en önemli ismi ve onur konuğu Fidan Kardan, kırmızı halının uzak ucundan onlara doğru ilerliyordu. Koyu gri, uzun kollu, dümdüz bir elbise içinde muhteşem görünüyordu. Günün birinde hayatını çekerlerse bu kadını Zuhal Olcay canlandırmalı, diye düşündü Ezgi.
Kocası Emrah Han, memleketin en popüler dizi oyuncusu olarak çoğu insan için Fidan Kardan’dan daha ilgi çekiciydi. Fakat bu gece şöhretli insanların çoğundan beklenmeyecek bir alçakgönüllülükle karısının gerisinde duruyor ve muhabirlerin ilgisini sürekli ona yönlendiriyordu. Fotoğrafçılar için el ele birkaç poz verdikten sonra kokteylin yapıldığı terasa geçtiler.
Onların ardından kırmızı halının ucunda ufak bir karışıklık çıktı.”
İster bağımsız bir roman ister Sonra Gözler Görür’ün devamı olarak okunabilecek bu yeni Yenikent macerasında, uluslararası film festivalinin ünlü konuklarından birinin ani ölümü şehirde büyük şaşkınlık ve şüphe yaratır. Olayın peşine düşen gazeteci Ezgi Sezgin, Yenikent’in derinlere gömülmüş karanlık geçmişine doğru ilerler.
Ezgi, bir yandan bu esrarengiz ölümü aydınlatmaya çalışırken, diğer yandan darbe yıllarından bugüne uzanan korkunç sırların izini sürer. Gerçeğe ulaştığında kendisini tehlikenin tam ortasında bulur.
Bu Dünyada Yaşamak, kişisel olanla politik olanın kesiştiği, temposu hiç düşmeyen, sarsıcı bir Yenikent polisiyesi.
1971 yılında İstanbul'da doğdu. Robert Kolej'den, sonra Boğaziçi Üniversitesi Fizik ve ardından Koç Üniversitesi MBA bölümlerinden mezun oldu. Dokuz yıl boyunca çeşitli yatırım bankaları ve aracı kurumlarda analist ve üst düzey yönetici olarak çalıştı. 2004 yılında finans sektörünü terk ettiğinden beri zamanının büyük bir kısmını yazarak ve müzik yaparak geçiriyor.
Hikmet Hükümenoğlu’nu severim, polisiyeyi daha çok severim, dolayısıyla heyecanla başladım, sabırla okudum, maalesef hayal kırıklığına uğradım…
Sonra Gözler Görür romanından tanıdığımız gazeteci Ezgi Sezgin, bu kez Yenikent’te düzenlenen film festivalinin konuklarından birinin esrarengiz ölümünü araştırıyor. Medyatik isimlerin dahil olduğu araştırma 1980 darbesinin yaşandığı döneme ve eski hesaplaşmalara uzanıyor…
Esasen ana hikaye iyi, ancak kurgunun gelişimi, neden-sonuç ilişkileri beni tatmin etmedi. Hikmet Hükümenoğlu gibi bir yazar elindeki malzemeden daha iyi bir kitap çıkarabilirdi diye düşünüyorum, sanki biraz aceleye gelmiş…
Bu romanı dört gözle bekliyordum. "Harika Bir Hayat"tan sonra "Sonra Gözler Görür" beni hayal kırıklığına uğratmıştı.
HH'nin dilini, kolay okunabilirligini, okuru alıp götürdüğü yerleri seviyorum. Körburun, Harika bir Hayat sevdiğim kitaplar oldu.
Bu kitabında yine Yenikent'e gidiyoruz. Hayali olduğu için araştırma gerekmeden yazılabilecek bir yer. 12 Eylül konusuna da Murat Uyukulak 'Tol'e methiye ve 3-5 klişe yorum dışında pek değinilmiyor. Uzun araştırmalar gerekmeden daha çalakalem yazılabilecek bir kitap.
*******Spoilers ahead******
Kitabın bombası tam ortada ana karakterin ölmesi. Bir iki sayfa sonra da diziler hakkında yazarken kendisi ile dalga geçiyor sanki yazar. "Hocam, hikâve tuttu ama diziye elektroșok lazım. İnsanların aklını uçuracak sarsıcı bir sürpriz lazım. Örneğin başroldeki kadını öldürelim..." "Yabancı dizileri görmüyor musun en meşhur aktörleri patır patır öldürüyorlar. Niye? Sırf seyirciye ters köşe yapmak için" HH polisiyede ters köşe işine takmış belli, kitapda bol bol var. Naz karakteri, Fidan Kardan'ın katilinin kim oldugu konusu v.d.
Yazar kendisiye dalga geçmeyi seviyor. Kitabın son cümlesi "Biraz daha ince bir kitap yok muydu Batucum?" buna bir örnek. Bir türlü kısa kitap yazamamaktan şikayetçi HH.
Sonlara doğru bir soru daha belirdi kafamda sayfa 364-365, Vural annesinin kendisi 12 yaşındayken aklını kaçırdığını, 14-15 yaşlarındayken adını unuttuğunu söylüyor ve "..Neyse işte. Sonra o da huzura kavuştu" diyor. Sayfa 366 günümüze dönüyoruz, Vural son aylarda olanları anlatiyor: "Aklımı oynayacaktım. Annemi aradım, ben bir şey bilmiyorum, sen de kurcalama deyip telefonu suratıma kapattı." Hani annesi huzura kavuşmuştu? Huzura kavuşmak ölmek anlamında değil de aklı başına geldi anlamında mı kullanılmış? Anlamadım.
Neyse velhasıl maalesef bu Hikmet Hükümenoğlu romanı da benim için bir hayal kırıklığı oldu. Ezgi Sezgin'i sevmemiştim zaten, bir daha karşıma çıkmayacak olması sevindirici, yazar geçmişine ait bir roman yazmadığı sürece.
HH'yi muhtemelen okumaya devam ederim, ama yeni bir "Harika Bir Hayat" ümidiyle.
2.5
This entire review has been hidden because of spoilers.
Bir eksiklik veya kapatılmayan bir parantez vardı, ne olduğunu tespit edemedim ama hikaye, motif, çözüm birbirini tutmuyor veya ikna edici gelmedi bana. Elbette yazarın akıcı diliyle merakla okunuyor ancak çalışmayan bir şey var.
“Ama sonra bir gün fark edersiniz ki onun içinde sizden ve tüm dünyadan gizlediği karanlıklar varmış. O karanlıklarla tek başına savaşmak zorunda kalmış. Ve siz, en yakınınızdaki insanın hangi canavarlarla savaştığını, neler çektiğini, neye dönüştüğünü hiç anlamamışsınız.”
Yine elimden bırakamadığım bir Hikmet Hükümenoğlu kitabı. Sevdim.
Aşırı zekice bağlantılar, ters köşeler, çözülen ve çözülemeyen bir sürü olay yok belki ama bir polisiyeye uygun bir olay yeri ve oraya uygun karakterler olmasını seviyorum. Boş boş kalabalıklar ve aşırı uç karakterler olmamasını da seviyorum.
Kitabın ortasındaki sinir bozucu gelişmelere rağmen çok heyecanlı idi, arkadaşlarımla kısa bir tatil sırasında odaya kaçıp bitirmek zorunda kaldım.
Bazı karakterler bir önceki kitaptan kalma tanıdık karakterler, bazısı öncekinden kalma ama tam bilmediklerimiz, gerisi yeni. Şehir ve taşra politikası yine önemli bir rol oynuyor.
Hikmet Bey kitabı heyecanlı bir dizi gibi kurgulamış, gerilimin ortasında bırakılan kısa bölümler, sürekli birinden ötekine geçen hikaye şeklinde. Çok başarılı.
Yazarın müthiş hamlesiyle şokla bok arasında gidip geldim, gerçekten bu kitabın sohbet toplantısı olsun ben gideyim neden diye sorayım, çok merak ettim, neden?
ilkinden daha çok sevdim kesinlikle,bir polisiye gibi değil, tanıdık insanların küçük şehir yaşamı gibi okudum.
Bu da dizi olursa Netflix Penelope Cruz'u getirsin final bölümüne lütfen 😂
Hikmet Hükümenoğlu ne yazsa okuyacak olan o okurum, ancak Sonra Gözler Görür ile bir hayal kırıklığı yaşamıştım. Okuması yine çok keyifliydi ama polisiye kurgusu benim için zayıf kalmıştı. Yenikent’i ve karakterleri tanımak hoşuma gitse de, iyi bir polisiye okuru/izleyicisi olarak aradığım tatmini tam anlamıyla bulamamıştım. Bu devam romanına gelirsek; tanıdık karakterlerin yeni bir maceraya çıkacak olması başta heyecan verdi ve kitabı gerçekten neredeyse bir oturuşta bitirdim. Ancak bu kez Yenikent daha geri planda kalıyor. Polisiye kurgu yine çok şaşırtıcı değil. İlk kitaptaki yeni karakterleri keşfetme ve girift ilişkileri çözme duygusu, tüm zayıflıklarına rağmen ilgi çekiciydi; bu romanda ise o hissi pek yakalayamadım. Yazarın sıkı bir takipçisi olarak, Körburun ya da Harika Bir Hayat’taki gibi daha derinlikli insan hikâyelerine yeniden döndüğü bir romanı özlemle bekliyorum.
Bu Dünyada Yaşamak, Hikmet H.’nun okuduğum ilk kitabı. Adını Edip Cansever’in bir dizesinden alarak yer yer Türk kültürüne kısmen uyarlanmış bir İskandinav polisiyesinin açılış sinyalini ismiyle veriyor. Romanda bu janrı sevenler için gayet tatmin edici karakterler, olay örgüleri ve çözülmeler var; üslup akıcı, arka planda akan 80 darbesi ve günümüz siyasetinin totaliter baskılarına göndermeler mevcut. Tüm klişeleriyle Netflix’de elde telefon izlenecek dizi de olur. Başrolü de Emrah Han’a verirler.
Her ne kadar bir solukta okumuş olsam da, kurgunun eksik yanları var gibi. Bir de anakahramanın kitabın yarısında ölmesi çok doğru gelmedi. Baş savcının tepkilerinin nedeni ya da komiserin yardımcısının ihanetinin ucu açık kaldı. Devamı olacak gibi bitti ama Ezgi öldüğüne göre devamı da olmayacak.
This entire review has been hidden because of spoilers.