Hayır, hiç kendini kandırma, bu ne “yasak” ne “sansür”, bunun adı otosansür. Sen bizzat kendini susturuyorsun. Linç başladığından beri büründüğün sessizlik bile sanatın özgür, dışavurumcu ve isyankâr doğasıyla çelişmiyor mu? Her türlü duyguyu taklit etmekle yükümlü olan sen, yani aktör, içindeki gerçek duyguları, öfkeyi, hayal kırıklığını, üzüntüyü yansıtamıyorsun. Çünkü istemiyorlar. Sahneye dön soytarı, diyorlar. Sinema perdesi, televizyon ekranı veya tiyatro sahnesi, bunlar olur. Ama başka bir yerde, başka bir konuda konuşamazsın.
Al repliklerini ve oku. Asla senaryodan çıkma. Sakın ha, doğaçlama yapayım deme!
Türkiye’nin en ünlü oyuncularından Kaan Balaban ansızın başlayan bir linç hareketinin hedefi olur. Gizemli bir sosyal medya trolünün başlattığı linç gün geçtikçe sadece kariyerini değil, akıl sağlığını ve özel hayatını tehdit eden bir kâbusa dönüşür.
Bir yanda alkışlarla beslenen bir aktör, diğer yanda klavye başında nefret kusarak var olan isimsiz bir trol. Ülke yangın yeriyken kendi küçük savaşlarında debelenen iki adamın kıyasıya düellosu.
Doğu Yücel, şimdiki zamanı, burayı anlatıyor, iki erkeğin ego savaşı üzerinden bir toplum portresi çiziyor. Dizi sektörünün adaletsiz çarkları ve sosyal medyanın acımasız mahkemeleri ülkede olup bitenlerle iç içe geçiyor. Trol, üstümüze yapışan rolleri, aileden devralınan kimlikleri ve görünmez zincirlerimizi kara komediyle ifşa ediyor.
İlk sayfasından okuru içine çeken, son sayfasına kadar merak ve gerilimi canlı tutan, sağ gösterip sol vuran, bol sürprizli bir roman bu. Adı üstünde, Trol!
15 Nisan 1977'de İstanbul'da doğdu. 1997'de Gençlik Kitabevi Öykü Yarışması’nda ve 1999’da Nostromo Kısa Bilim Kurgu Hikaye Yarışması’nda başarı ödülleri kazandı. Bu hikayeleri de kapsayan "Düşler Kabuslar ve Gelecek Masalları" 2001'de yayımlandı. İstanbul Üniversitesi’nde Sinema TV yüksek lisansı yapan Yücel'in ikinci kitabı “Hayalet Kitap” 1 Kasım 2002’de Stüdyo İmge yayınlarından çıktı. "Okul" filminin (2004) senaryosunu yazdı. Filmi Taylan Biraderler yönetti. 2006'da Taylan Biraderler'in ikinci filmi "Küçük Kıyamet"in senaryosunu yazdı. Yücel'in "Varolmayanlar" isimli romanı 7 Eylül 2011'de Doğan Kitap'tan çıktı. 2012'de "Hayalet Kitap"ın 10.yıl özel baskısı yazarın gözden geçirdiği haliyle Doğan Kitap'tan yayımlandı. "Sanatçı Öyküler" (Kelime Yayınları - 2012), "Kar İzleri Örttü" (Kırmızı Kedi Yayınları - 2012), "Güçoburlar" (Doğan Kitap, 2014), 50 Şahane Öykü (Ot Dergi, 2017) gibi öykü seçkilerinde öyküleri de yayımlanan Doğu Yücel Blue Jean, Headbang ve Radikal'e yazdığı müzik yazılarıyla da tanınıyor. Yazar öykü kitabı "Güneş Hırsızları"nın (Doğan Kitap - 2014) ardından Can Yayınları etiketiyle yayımladığı "Kimdir Bu Mitat Karaman?" ile yazın yolculuğuna devam ediyor.
Çok açık konuşacağım, sevgili Doğu'ya da aktardığım gibi; "Bu en iyi Doğu Yücel romanı olabilir." Her ne kadar Doğu kitabı yazdığı türlerden farklı görse bile toplumsal, sosyolojik, teknolojik olarak son derece tekinsiz kurgulardan birine imza atmış, bunu gayet iyi başarmış diyebilirim. Fantazya ve korkudan uzaklaştığını düşünmüyorum çünkü yaşadığımız ülkede olanlar fantazya ve korkuyu aşıyor, yazarı zor durumda bırakıyor. "Trol" işlediği tüm konuların hakkını verirken son derece okur dostu, ince işlenmiş bir metin ortaya koyuyor. İki günde bitirdiğim kitap haz verdi. Belli ki üstünde çok çalışılmış bir eser. Başarılarının devamını diliyorum.
“Boomer” ilan edilmeden (yaştan bağımsız olarak) ya da kitaptaki tabirle “trollenmeden” günümüzün sosyal medya ve linç kültürünü eleştiren samimi bir eser çıkarmak gerçekten zor bir iş, bu yüzden parmak sallamadan derdini anlatan Doğu Yücel ekstra bir tebrik hak ediyor bence bu kitabıyla
Çok muzip, çok dinamik, biraz da sinir bozucu (ama iyi anlamda)
Kara mizah soslu sade dili hem empati kurduruyor hem de bizi körü körüne taraf seçmeye zorlamıyor. Herkes kendi inandırıcılığını koruyor, ana karakterin hareketlerini meşrulaştırmıyor.
Biz o meşhur morg sahnesini asla görmediğimiz için taraf seçmek başta zor. Ama az çok da anlayabiliyoruz iyi olmadığını, yine de buradaki sorun beyan edilen fikirden ziyade beyan ediliş şekli, malum günümüzde kibarlık “enayi” olmakla suçlanmaya mahkum, bağırmadığınız sürece kimse sizi dinlemiyor.
Zavallı oyuncunun hatası ise tabii ki verdiği cevapla başlıyor, halbuki normal şartlarda her mahkemede suçlu olsun ya da olmasın insanın kendini savunma hakkı vardır, ama tabii burada kurallar farklı, hakimler gergin jüri de pek kalabalık.
Ünlülere değer biçen de, bir gecede o değeri yerle bir eden de halk. Trajikomik bir şekilde Kaan ikisini de deneyimliyor aslında. Okurken ister istemez düşünüyoruz: Tanımadığımız insanlar hakkında nasıl bu kadar emin hükümlere varabiliyoruz?Duyduğumuzu geçtim, gördüğümüz şeylerin ne kadarına gerçekten inanabiliriz? (Malum yapay zeka çağı ile bu tartışmada boyut atlamak üzereyiz, neyse ki roman oralara hiç girmemiş)
Tüm bu halk ve halka mal olmuş kişiler arasındaki güç dengelerinin ötesinde, aslında benim için en vurucu mesele “inancını yitirmek” oldu. Dini bağlamda olmadan, İnsan kendisine, işine, hayatına olan inancını yitirdiği sürece ne için vardır ve nasıl var olmaya devam edebilir?
Türkiye gündemi ana aktörlerin hep aynı kaldığı ama olayların çok hızlı değiştiği bir dizi gibi. Birkaç bölüm kaçırınca yakalaması zor oluyor.
doğu yücel kitaplarının tek kötü yanı HEMEN bitmesi. Su gibi akıp giden, sürükleyici bir romanı okurken haz ertelemesi yapamıyorsunuz çünkü. Çok özlemişiz. Okurken aklımdan filmini çektim. Çok ama çok eğlendim. Yeni kitap için bu kadar beklemeyelim pls.
Dönemimizin linç kültürünü, eril ego'nun tek bir mesajla nasıl alaşağı edilebildiğini, sosyal sorunların hızlı yaşamların içerisinde farkedilemediğini ancak balyoz gibi yüzüne çarpılabildiğini kelimeleri birbirine dans ettirerek yazmış.
Doğu Yücel'in ustalık eseri. Çok hızlı, çok dinamik ve çok sinematik. Başından sonuna keyifle ve tek solukta okudum, ve sanırım en metal işi. Tavsiye ederim, tek eleştirim biraz hızlı bitmesi, zira tadı damakta kaldı.
Hyperion ile aylarca uğraştıktan sonra, böyle rahat okunan bir kitap iyi geldi. Doğu Yücel güzel iş çıkarmış, bana bir şey kazandırdığını söyleyemeyeceğim ama okuduğum için memnun olduğum bir kitap. Daha önce pek canımı sıkan bir "Kübra" deneyimi yaşamıştım, bu kitap bence çok daha olgun ve samimi bir çalışma.
Başka bir çok kitapta gözlediğim, hikayenin bir heyecanla başlaması ama sessizce, uyuşuk şekilde bitmesi durumunu bu kitapta da bulduğumu düşünüyorum. Final oldukça zayıf, hatta biraz kötü diyebileceğim yapıda. Öykünün akışında dikkatimi çeken bir detay, yazarın karakterlerini soktuğu bayağı tatsız bir durumdan belki kendisinin de rahatsız olmuş olması, çünkü anlatı o açılan kapıdan hiç ilerletilmemiş. Yine de toplamda keyifli bir kaç gün geçirten, özenli yazılmış bir kitap olarak değerlendiriyorum.
İki günde bitti. Harika olmuş! Karakter nefis, kurgu şahane, konu güncel. Çok keyifle okudum.
Mitat’dan sonra Kaan Balaban da final sahneleriyle gönlümüze girdi. Mitat’ta kargalar, Kaan’da martılar derken yazarımızın da bi kuş takıntısı var gibi ;)
Çok heyecanla bekledim hayranı olduğum Doğu Yücel’in bu kitabını. Konu orijinal, güncel, anlatımı her zamanki gibi akıcı ve boşluksuz. Ancak bir yerden sonra işler çok hızlanıyor, birden işin içine güncel siyaset giriyor ve çok hızlı bir toparlanma ve bitişle karşılaşıyoruz. Neden böyle olmuş bilmem, ya da ben bir çırpıda okuduğum için mi öyle hissettim? Daha okumadan beş yıldız verebilecekken şimdi neyin tam tutmadığını araştırıyorum. Henüz çok yeni olan, hatta halen içinde bulunduğumuz bir politik iklim acaba net olarak kastedilen zamandan bağımsız genel bir protesto hali gibi yazılsa daha hoşuma giderdi sanıyorum.