Hayır, hiç kendini kandırma, bu ne “yasak” ne “sansür”, bunun adı otosansür. Sen bizzat kendini susturuyorsun. Linç başladığından beri büründüğün sessizlik bile sanatın özgür, dışavurumcu ve isyankâr doğasıyla çelişmiyor mu? Her türlü duyguyu taklit etmekle yükümlü olan sen, yani aktör, içindeki gerçek duyguları, öfkeyi, hayal kırıklığını, üzüntüyü yansıtamıyorsun. Çünkü istemiyorlar. Sahneye dön soytarı, diyorlar. Sinema perdesi, televizyon ekranı veya tiyatro sahnesi, bunlar olur. Ama başka bir yerde, başka bir konuda konuşamazsın.
Al repliklerini ve oku. Asla senaryodan çıkma. Sakın ha, doğaçlama yapayım deme!
Türkiye’nin en ünlü oyuncularından Kaan Balaban ansızın başlayan bir linç hareketinin hedefi olur. Gizemli bir sosyal medya trolünün başlattığı linç gün geçtikçe sadece kariyerini değil, akıl sağlığını ve özel hayatını tehdit eden bir kâbusa dönüşür.
Bir yanda alkışlarla beslenen bir aktör, diğer yanda klavye başında nefret kusarak var olan isimsiz bir trol. Ülke yangın yeriyken kendi küçük savaşlarında debelenen iki adamın kıyasıya düellosu.
Doğu Yücel, şimdiki zamanı, burayı anlatıyor, iki erkeğin ego savaşı üzerinden bir toplum portresi çiziyor. Dizi sektörünün adaletsiz çarkları ve sosyal medyanın acımasız mahkemeleri ülkede olup bitenlerle iç içe geçiyor. Trol, üstümüze yapışan rolleri, aileden devralınan kimlikleri ve görünmez zincirlerimizi kara komediyle ifşa ediyor.
İlk sayfasından okuru içine çeken, son sayfasına kadar merak ve gerilimi canlı tutan, sağ gösterip sol vuran, bol sürprizli bir roman bu. Adı üstünde, Trol!
15 Nisan 1977'de İstanbul'da doğdu. 1997'de Gençlik Kitabevi Öykü Yarışması’nda ve 1999’da Nostromo Kısa Bilim Kurgu Hikaye Yarışması’nda başarı ödülleri kazandı. Bu hikayeleri de kapsayan "Düşler Kabuslar ve Gelecek Masalları" 2001'de yayımlandı. İstanbul Üniversitesi’nde Sinema TV yüksek lisansı yapan Yücel'in ikinci kitabı “Hayalet Kitap” 1 Kasım 2002’de Stüdyo İmge yayınlarından çıktı. "Okul" filminin (2004) senaryosunu yazdı. Filmi Taylan Biraderler yönetti. 2006'da Taylan Biraderler'in ikinci filmi "Küçük Kıyamet"in senaryosunu yazdı. Yücel'in "Varolmayanlar" isimli romanı 7 Eylül 2011'de Doğan Kitap'tan çıktı. 2012'de "Hayalet Kitap"ın 10.yıl özel baskısı yazarın gözden geçirdiği haliyle Doğan Kitap'tan yayımlandı. "Sanatçı Öyküler" (Kelime Yayınları - 2012), "Kar İzleri Örttü" (Kırmızı Kedi Yayınları - 2012), "Güçoburlar" (Doğan Kitap, 2014), 50 Şahane Öykü (Ot Dergi, 2017) gibi öykü seçkilerinde öyküleri de yayımlanan Doğu Yücel Blue Jean, Headbang ve Radikal'e yazdığı müzik yazılarıyla da tanınıyor. Yazar öykü kitabı "Güneş Hırsızları"nın (Doğan Kitap - 2014) ardından Can Yayınları etiketiyle yayımladığı "Kimdir Bu Mitat Karaman?" ile yazın yolculuğuna devam ediyor.
Doğu Yücel'in tazecik kitabı Trol'ü merakla, elimden bırakamadan okudum, çok da sevdim. Hikaye şöyle: Kaan Balaban isimli bir baş kahramanımız var, kendisi Türkiye'nin en ünlü oyuncularından biri. Ağzında gümüş kaşıkla doğanlardan; babası da annesi de sektörden, haliyle kendisi de çocuk yıldız olarak girmiş oyunculuk alemine ve şöhretine şöhret, egosuna ego katarak yürümüş de yürümüş. Ana akım dizilerden birinin başrol oyuncusu, hep güvenli rollerde oynamış, hep çok sevilmiş, hep çok arzulanmış.
Günlerden bir gün oynadığı diziden bir sahnedeki performansı Twitter'da gündem oluyor, herkes ne kadar kötü oynadığını söyleyip alay etmeye başlıyor. Balaban'ın nazik egosu paramparça oluyor, kırılgan erkekliği hemen devreye giriyor, her şeyi fena halde şahsi algılıyor ve en yapılmaması gerekeni yapıp bu eleştirilerle muhatap oluyor. Böyle olunca da o eleştiriler bir tür linç kampanyasına dönüşüyor; menajerinin ve arkadaşlarının "trol bunlar, boşver" demesi fayda etmiyor, adamın kariyerini, akıl sağlığını, özel hayatını bu hiç tanımadığı "troller ordusu" yönetmeye başlıyor.
İçlerinden birine, o ilk videoyu paylaşana özellikle takık Balaban, Kel Örümcek rumuzlu bu kişiyi obsesyon haline getiriyor; ilişki iyice şahsileşiyor. Sonrasını spoiler vermemek adına anlatmıyorum zira romanın sürükleyiciliğinden mahrum kalmanızı istemem ama Yücel'in bu iki adam üzerinden anlattığı hikayenin epey katmanlı olduğunu söyleyeyim. Balaban'ın herkesi ama en çok da kendini olduğuna inandırdığı personanın çöküşünü politik, toplumsal ve sosyal dinamiklerle çok güzel anlatıyor yazar. İki anti-kahramanlı, taraf tutmanın imkansız olduğu bu tuhaf düelloyu okurken insan sosyal medyanın hayatımıza ettiklerine dair çokça soruyla da muhatap oluyor.
Kitabın sonu kimi okurlara biraz fazla absürt gelebilir ama ben o finali çok sevdiğimi söyleyeyim, böyle bir hikayeye bence tam da böyle bir son yakışırdı. Tam da bugünü anlatan, bugünden ve bugüne dair ses veren, çok sürükleyici, dinamik ve sürprizli bir roman Trol, arz ederim.
Çok açık konuşacağım, sevgili Doğu'ya da aktardığım gibi; "Bu en iyi Doğu Yücel romanı olabilir." Her ne kadar Doğu kitabı yazdığı türlerden farklı görse bile toplumsal, sosyolojik, teknolojik olarak son derece tekinsiz kurgulardan birine imza atmış, bunu gayet iyi başarmış diyebilirim. Fantazya ve korkudan uzaklaştığını düşünmüyorum çünkü yaşadığımız ülkede olanlar fantazya ve korkuyu aşıyor, yazarı zor durumda bırakıyor. "Trol" işlediği tüm konuların hakkını verirken son derece okur dostu, ince işlenmiş bir metin ortaya koyuyor. İki günde bitirdiğim kitap haz verdi. Belli ki üstünde çok çalışılmış bir eser. Başarılarının devamını diliyorum.
“Boomer” ilan edilmeden (yaştan bağımsız olarak) ya da kitaptaki tabirle “trollenmeden” günümüzün sosyal medya ve linç kültürünü eleştiren samimi bir eser çıkarmak gerçekten zor bir iş, bu yüzden parmak sallamadan derdini anlatan Doğu Yücel ekstra bir tebrik hak ediyor bence bu kitabıyla
Çok muzip, çok dinamik, biraz da sinir bozucu (ama iyi anlamda)
Kara mizah soslu sade dili hem empati kurduruyor hem de bizi körü körüne taraf seçmeye zorlamıyor. Herkes kendi inandırıcılığını koruyor, ana karakterin hareketlerini meşrulaştırmıyor.
Biz o meşhur morg sahnesini asla görmediğimiz için taraf seçmek başta zor. Ama az çok da anlayabiliyoruz iyi olmadığını, yine de buradaki sorun beyan edilen fikirden ziyade beyan ediliş şekli, malum günümüzde kibarlık “enayi” olmakla suçlanmaya mahkum, bağırmadığınız sürece kimse sizi dinlemiyor.
Zavallı oyuncunun hatası ise tabii ki verdiği cevapla başlıyor, halbuki normal şartlarda her mahkemede suçlu olsun ya da olmasın insanın kendini savunma hakkı vardır, ama tabii burada kurallar farklı, hakimler gergin jüri de pek kalabalık.
Ünlülere değer biçen de, bir gecede o değeri yerle bir eden de halk. Trajikomik bir şekilde Kaan ikisini de deneyimliyor aslında. Okurken ister istemez düşünüyoruz: Tanımadığımız insanlar hakkında nasıl bu kadar emin hükümlere varabiliyoruz?Duyduğumuzu geçtim, gördüğümüz şeylerin ne kadarına gerçekten inanabiliriz? (Malum yapay zeka çağı ile bu tartışmada boyut atlamak üzereyiz, neyse ki roman oralara hiç girmemiş)
Tüm bu halk ve halka mal olmuş kişiler arasındaki güç dengelerinin ötesinde, aslında benim için en vurucu mesele “inancını yitirmek” oldu. Dini bağlamda olmadan, İnsan kendisine, işine, hayatına olan inancını yitirdiği sürece ne için vardır ve nasıl var olmaya devam edebilir?
Türkiye gündemi ana aktörlerin hep aynı kaldığı ama olayların çok hızlı değiştiği bir dizi gibi. Birkaç bölüm kaçırınca yakalaması zor oluyor.
Hyperion ile aylarca uğraştıktan sonra, böyle rahat okunan bir kitap iyi geldi. Doğu Yücel güzel iş çıkarmış, bana bir şey kazandırdığını söyleyemeyeceğim ama okuduğum için memnun olduğum bir kitap. Daha önce pek canımı sıkan bir "Kübra" deneyimi yaşamıştım, bu kitap bence çok daha olgun ve samimi bir çalışma.
Başka bir çok kitapta gözlediğim, hikayenin bir heyecanla başlaması ama sessizce, uyuşuk şekilde bitmesi durumunu bu kitapta da bulduğumu düşünüyorum. Final oldukça zayıf, hatta biraz kötü diyebileceğim yapıda. Öykünün akışında dikkatimi çeken bir detay, yazarın karakterlerini soktuğu bayağı tatsız bir durumdan belki kendisinin de rahatsız olmuş olması, çünkü anlatı o açılan kapıdan hiç ilerletilmemiş. Yine de toplamda keyifli bir kaç gün geçirten, özenli yazılmış bir kitap olarak değerlendiriyorum.
Doğu Yücel’den okuduğum ilk kitap. “Bulgurlu” kısmına kadar ilgiyle ve severek, hatta bitirince hemen yazarın diğer kitaplarını da alıp okuma düşüncesiyle okudum, ama oradan sonra kitaptan giderek uzaklaştım . Tamamen saçma görünen bazı gelişmelerden sonra mesaj kaygısı aldı yürüdü , ilk yarıdaki gerçekçilik ve karakterlerin griliği kayboldu . Sonuç olarak sürükleyici ve kolay okunan bir kitap , bazı doğru yerlere de parmak basıyor ; sosyal medyaya daha az sinirlenmemi sağlamak gibi güzel bir etkisi de olabilir üzerimde , yine de yazarın başka kitaplarını almayı şimdilik erteliyorum .
Doğu Yücel her kitabını neredeyse çıktığı sene alıp okuduğum bir yazar. Fantastik/bilimkurgu temeli olması nedeniyle "yüksek edebiyatımızda" hiçbir zaman devrimci bir yazar olarak anılmayacak olsa da daha ilk kitabı Düşler, Kabuslar ve Gelecek Masalları'ndaki sistem karşıtı tavrından, anarşist bir ütopya hayalini gezi öncesi çıkan (bu arada gezi sonrası çıkan Güneş Hırsızları'nı da unutmayalım) ve bir devrimi hayal eden Varolmayanlar'dan Trol'e gelirken bu duruşunu ortaya koymadığı bir kitabı yoktur. (toplumun bize dayattığı çift olma, evlenip çoluk çocuğa karışma ve sistemin bir neferi olmayı sorgulayan Kimdir Bu Mitat Karaman?'ı da es geçmeyelim)
Trol'e geldiğimizde ise günümüz Türkiyesinde bir sanatçının Brecht oynamasının yetmediği, ortaya koyduğu sanatından çok X paylaşımlarının, trollerle savaşlarının ve gündelik hayatının ne kadar devrimci olduğunun sorgulandığı bir dünyaya gözlerimizi açıyoruz. Kendi trolleriyle savaşından ilham aldığını düşündüğüm yazar, belki de kitaplarındaki devrimci tavrı kendi ünlü personasında göstermemesini eleştirenlere bu kitabı yazmıştır kim bilir?
Dönemimizin linç kültürünü, eril ego'nun tek bir mesajla nasıl alaşağı edilebildiğini, sosyal sorunların hızlı yaşamların içerisinde farkedilemediğini ancak balyoz gibi yüzüne çarpılabildiğini kelimeleri birbirine dans ettirerek yazmış.
doğu yücel kitaplarının tek kötü yanı HEMEN bitmesi. Su gibi akıp giden, sürükleyici bir romanı okurken haz ertelemesi yapamıyorsunuz çünkü. Çok özlemişiz. Okurken aklımdan filmini çektim. Çok ama çok eğlendim. Yeni kitap için bu kadar beklemeyelim pls.
Özellikle "kitap okuyamıyorum", "kitaba dikkatimi veremiyorum" diyenlere ilaç gibi gelecek bir roman çünkü hem çok sürükleyici hem de konu gayet güncel. Bazen güldüm bazen gerildim ama elimden hiç bırakasım gelmedi, merakla okudum. Kahramanımız sanatçı bir aileden gelen, doğduğundan beri her fırsat önüne serilen meşhur bir aktör. Kendisinin de inanmadan oynadığı bir sahne sonrası onunla sosyal medyada dalga geçildiğini görüyor ve kibrine yenik düşerek bu küçük krizi çok kötü yönetiyor. Sonrası felaketler silsilesi... Tek bir haklı yok, okur olarak sürekli taraf değiştirdim ve kitabın bu yönü çok hoşuma gitti. Anlatılan çok tanıdık ve güncel olmasına rağmen de çoğu sosyal medya lincini aslında hiç sorgulamadığımı fark ettim. Düşündüren yönü çok oldu. Yazar gözümüze sokmasa da sınıfsal öfkeyi, sınıf farkını da çok iyi anlatmış mesela. Çok sevdim kitabı. Doğu Yücel ne yazsa okurum bundan sonra da.
Doğu Yücel okumaktan keyif aldığım bir yazar. Trol'de ise normalde aldığım keyif bir seviye yukarı çıktı diyebilirim. Günlük hayatımızı etkileyen veya sohbetlerimize konu olan hemen her şey var. Sosyal medya ve onun vahşiliği, troller ve gerçek yüzleri, dizi sektörü, şöhret mağdurları (!) hafiften siyaset ve daha bir sürü şey. Pürüzsüz, çapaksız kolay okunan ama kesinlikle bayağı olmayan dili, yüksek temposu ve sürekli okumaya teşvik eden merak duygusuyla 4.5'dan 5 yıldız. Yarım yıldız kırma sebebim baş karakterimiz Kaan dahil romandaki hiçbir karaktere karşı sempati duymadım hatta hepsinden nefret ettim, Asya hariç. Onun da Kaan'a aşık olma sebebini hiç anlamadım. Ne diyelim gönül bu, aka da konar..
Sürekli "Ne istiyorlar ya hu bu adamdan?" diye sordurdu. Çok manasız geliyor çünkü bu linç kültürü bana. En basiti, beğenmiyorsan izlemezsin. Ayrıca eleştiri işini konuya hakim olanlara bırakmak gerekmez mi? Her konuda fikir beyan etme zorunluluğu olmadığı gibi şahsen kendi alanları dışında yorum yapan bireylerin spot ışığının altına girme çabalarını da ciddiye alamıyorum. Üslup sorunu zaten her yerde karşımıza çıkıyor, o ayrı bir tartışmanın konusu. Bir de insanların üstüne basarak yükselince orada daha mı iyi havalar? Anlayamıyorum, anlayamayacağım da muhtemelen. İster istemez sinirlendim yine. Sakinleşip devam ediyorum. Asya'yı biraz tekinsiz bulsam da çok sevdim. Her şeyden önce sağlam bir arkadaş. Dizi/film sektörü korkunç, "emekçiler taş yesin" modu kim bilir ne zamandır açık ve sistemin sömürüsü altında. Bundan beslenen güruhu doyurmak zaten mümkün değil. Birey olarak güçlü durmak çok zor, ayağa kalktığınız anda yalnızlaştırma politikası başlıyor. Eh şimdi biz trole mi kızacağız, topluma mı? Sistemi mi değiştireceğiz, bireyleri mi? Özetle bu sıradan bir roman değil, güncel olarak siyasi, ekonomik, toplumsal birçok yaraya parmak basan bir anlatı olmuş. Doğu Yücel'in ellerine sağlık. Ayrıca, bir gün bu kitabın filmi çekilirse ve Kaan Urgancıoğlu başrolde oynamazsa çok yazık olur. Zira hem baş karakterin adı Kaan hem ikisinin de kariyerinde Ilgaz adında çok sevilen bir karakter var. =)
The Office ilk sezonu izler gibi “fremdschämen” ile “schadenfreude” arasında gide gele, yıllar sonra bir kitabı yarım bırakmadan, hevesle okuyup bitirdim. Mağdura üzülemedim, trol’e kızamadım. Hem sinir bozucu, hem komik. Finalini beğenmeyen olmuş ama ben eğlenceli buldum. Arada minik bilgiler serpiştirilmiş, sade, akıcı, 2. tekil anlatımını ben beğendim.
Doğu Yücel ülkenin güncelini çok iyi anlamış, ince eleyip sık dokunmuş nefis bir roman yazmış. Gerçekten helal olsun. Özellikle finale doğru lafını esirgememiş, tarafını açıkça belli ederek suya sabuna dokunmaktan ödleri kopanlara da bir güzel giydirmiş. Kendisini "Hayalet Kitap" zamanlarından beri pek severim, artık daha da fazla seviyorum.
Doğu Yücel'in ustalık eseri. Çok hızlı, çok dinamik ve çok sinematik. Başından sonuna keyifle ve tek solukta okudum, ve sanırım en metal işi. Tavsiye ederim, tek eleştirim biraz hızlı bitmesi, zira tadı damakta kaldı.
Doğu Yücel’den okuduğum ilk kitap Trol oldu. Konusu ilgimi çekti ve kitabı kısa sürede bitirdim. Başlarda Kaan’ın yer yer kibirli tavırları beni rahatsız etse de Trol’ün ortaya çıkışıyla birlikte karaktere karşı bakışım değişti; zamanla ona üzülmeye ve (s)empati kurmaya başladım. Hikâye, sessizliğin değerini ve aceleyle verilen kararların sonuçlarını düşündürdü. Ancak final beni tatmin etmedi; yine de akıcı anlatımı ve yarattığı atmosferle keyifli bir okuma oldu.
İki günde bitti. Harika olmuş! Karakter nefis, kurgu şahane, konu güncel. Çok keyifle okudum.
Mitat’dan sonra Kaan Balaban da final sahneleriyle gönlümüze girdi. Mitat’ta kargalar, Kaan’da martılar derken yazarımızın da bi kuş takıntısı var gibi ;)
Sosyal medya, politik doğruculuk, yapay zeka, linç, iptal kültürü… Tüm kavramlar üzerine uzun uzun düşündüren güncel bir roman. Hayat yalnızca kurduğumuz insani ilişkilerden ibaret, bu ilişkilerin iletişimleri bizi rezil de vezir de edebilir. Belki de dile pelesenk olan gemi alegorisinin yerini belediye otobüsüne bırakmak gerek, hayat gemi yolculuğu kadar eşit ve adil değil tersine hep bir aktif mücadele alanı. Hangimiz maskesinin altındaki düşüncelerinin yargılanmasından korkmadan düşüncelerini özgürce ifade edebiliyor ki? Toplumun bizden istediği “bizi” inşa eder ve o karakteri oynamayı sürdürürsek mutlu olamıyoruz. Oyunculuk da hayat gibi inanç meselesi. Kişi, kendi hayatının anlam arayaşına inansın ki mutlu olabilsin. Dilerim ki inanmadığı noktada herkes Kaan Balaban gibi rotasını değiştirebilsin ki kendini gerçekleştirebilsin. Keyifli okumalar ve kendini bulmalar ✨
Anne babasından dolayı doğuştan şanslı bir oyuncunun kendi gözünden harika olan oyunculuğu bir gün sosyal medyaya düşen sahnesiyle alay konusu olur. Kel örümcek lakaplı bir trol sayfayla arasında geçen itişmeceler hayatını büyük ölçüde değiştirir.
Tüm örneklerin yaşantımdan olduğu bu kadar güncel bir kitap okumamıştım. Pikaçu bile var. Kitap bi dizi izliyormuşsun gibi gözümde canlana biliyor güncelliği sayesinde.
İnternet trolü ya da kısaca “trol”, internette, özellikle sosyal medya, forum, yorum bölümleri gibi yerlerde kasıtlı olarak insanları kızdırmak, tartışma çıkarmak, sinir bozmak veya dikkat çekmek için provokatif, yalan, saçma ya da rahatsız edici şeyler yazan kişidir, diye tanımlanıyor. Genellikle kimliklerini gizliyor, anonim ya da sahte hesap kullanıyorlar. Amaçları haber vermek, bilgi vermek veya tartışmak değil, insanları trollemek yani sinir etmek, belki de mahvetmek.
Doğu Yücel yeni romanı “Trol”de trollenen ünlü bir dizi oyuncusunun başına gelenleri anlatıyor. Kaan Balaban, oynadığı dizinin bir sahnesinde rolü beceremediği, inandırıcı bir şekilde ağlayamadığı gerekçe gösterilerek anonim bir sosyal medya trolünün hedefi oluyor. Kaan Balaban’ın oyununu eleştiriyormuş gibi başlayan linç hareketi ünlü oyuncunun bu gibi durumlarda yapılmaması gereken hareketi yapması ile çığ gibi büyüyor ve bir linç hareketi halini alıyor.
Kaan Balaban’ın yapmaması gereken hareket “cevap vermek”. Bu gibi durumlarda uzmanlar “Trolleri beslemeyin!” diyorlar. Trolün amacı dikkat çekmek, sinirini bozmak ve tepki almak. Ona herhangi bir şekilde cevap verirsen tam istediğini vermiş oluyorsun ve trollemeye devam ediyor, cevap vermezsen motivasyonu biter, sıkılır ve gider, diyorlar. Kaan Balaban bu konuda uzman bir şirketten destek almasına ve onların “Hiçbir şekilde cevap verme” uyarısına rağmen linç hareketi bitmek bilmeyince dayanamayıp Kafka’dan bir alıntı paylaşıyor. Bu alıntı da lincin daha da büyümesine neden oluyor. İş çığırından çıkıyor ve kitabın tanıtımında söylendiği gibi sadece kariyerini değil, akıl sağlığını ve özel hayatını tehdit eden bir kâbusa dönüşüyor.
Kaan Balaban önce dizideki rolünü kaybediyor, oynadığı tiyatro oyununa seyirci gelmez oluyor, sonra da sokağa, insan içine çıkamaz hale geliyor. İyice görünmez olup trollere kendini unutturacağına ümitsizce kendini yeniden var etmeye çalışıp önemsiz bir dizide rol alıyor ve kendine hiç uymayan o rolle tekrar trolün dikkatini çekiyor ve tam bitti derken sosyal medya linci yeniden alevleniyor.
Trollenme romanın önemli bir boyutu ama diğer yanda dizi sektörünün işleyişi var. Doğu Yücel, Kaan Balaban’ın kişiliğinde ve yaşadıklarında bu acımasız çarkı anlatıyor. Sanatçıların bir anda çok ünlü olabildiği, en ufak hatada yok edildiği bir düzen bu. Her şey rating, izlenme oranları uğruna yapılıyor. Çok izlenen, yapımcıya çok para kazandıran oyuncu niteliği ne olursa olsun baştacı.
Kaan Balaban karşı atak yapmaya karar veriyor. “Hiçbir şekilde cevap verme” önerisine aldırmadan “Cevap vermezsem haklı çıkar” diye düşünüp savunma amaçlı ve oldukça nazik bir cevap verince trol tuzağına tamamen düşüyor. Linç hareketi devam ediyor ve Kaan Balaban yok olma durumuna geliyor. Dibi bulduğunu anlayınca da karşı atağa geçiyor. Kendisine sürekli nefret kusan bu isimsiz trolü bulup yüzleşecek, nefretinin nedenini anlayacaktır. Öte yandan da tamamen farklı bir kimlikte kendini yeniden var edecek, üzerine yapışan “yeteneksiz aktör”, “torpille meşhur olmuş” yaftalarını yırtıp atacaktır.
Diğer yanda trol var. Kaan Balaban’la birlikte izini sürüp onu buluyor ve tanıyoruz. Anti-sosyal kişilik özellikleri gösteren bir tip. Yalnız bir tip. Gerçek hayatta insanlarla sağlıklı ilişki kuramıyor ve bunun sonucu olarak sosyal medyada var olmaya çalışıyor.
Doğu Yücel, iyi bir anlatıcı. Kitabın tanıtımında söylendiği gibi “ilk sayfasından okuru içine çeken, son sayfasına kadar merak ve gerilimi canlı tutan, sağ gösterip sol vuran, bol sürprizli bir roman” kaleme almış. Mizahı da ihmal etmemiş, tam bir kara mizah olmuş.
Olayı iki yandan da görmemizi sağlamaya çalışmış, taraf tutmadan tüm boyutlarıyla ele almış. Hiç kimse sonuna kadar haklı değil, kimse de tamamen haksız değil. Kahramanlarına iltimas geçmemiş ama Kaan Balaban’ı yerden yere vurduğunu söyleyebiliriz. Neyse ki sonunda insafa gelmiş ve ona iyi bir son hazırlamış. Trol de trollenen de birer anti-kahraman. Trol, gerçekçi ve sert bir roman. Trol adına uygun olarak trolleme, linç ve sosyal medyanın halini anlatırken Türkiye’nin mevcut sosyal ve siyasi halini de anlatmayı ihmal etmeyen bir eser.
Çok heyecanla bekledim hayranı olduğum Doğu Yücel’in bu kitabını. Konu orijinal, güncel, anlatımı her zamanki gibi akıcı ve boşluksuz. Ancak bir yerden sonra işler çok hızlanıyor, birden işin içine güncel siyaset giriyor ve çok hızlı bir toparlanma ve bitişle karşılaşıyoruz. Neden böyle olmuş bilmem, ya da ben bir çırpıda okuduğum için mi öyle hissettim? Daha okumadan beş yıldız verebilecekken şimdi neyin tam tutmadığını araştırıyorum. Henüz çok yeni olan, hatta halen içinde bulunduğumuz bir politik iklim acaba net olarak kastedilen zamandan bağımsız genel bir protesto hali gibi yazılsa daha hoşuma giderdi sanıyorum.
Linçler troller çetolar. Böyle bi kitap hiç okumamıştım. Pikaçuya kadar değinmiş. Sanırsın günümüzde birinin günlüğünden derlenmiş. He çok mu bayıldım hayır ama aktı mı kesinlikle.