Gülce, aşkından bihaber olan adama kalbini kaptırmamak için çok mücadele vermişti. Çünkü o adam; Bozcaada’daki karşı komşusunun birlikte büyüdüğü oğlu, abisinin bir zamanlar en yakın arkadaşıydı. Sancak Erkuran. Çocukluk aşkı, ilk kalp kırıklığı... Sonra bir gün, Sancak karşısına geçip gözlerinin içine baka baka bana artık abi deme dediğinde tek bir cümleyle tüm dengeleri bozmuş ve Gülce’nin kalbini altüst etmeyi başarmıştı. Fakat hayat, aşk kadar acımasızdı. İşiyle aşkı arasında bir tercih yapmak zorunda kalan Sancak, yolunu vatanından yana seçmişti. Yıllardır içinde büyüttüğü sevdasının küllerini kalbine hapsetmiş, ardına bile bakmadan sessizce gitmek zorunda kalmıştı. Gülce, o gidişin içinde açtığı derin boşlukla büyüyüp güçlense de kalbindeki küller hiç sönmemişti. Zaman geçip yaralar kabuk bağlasa da Sancak’ın adı her anıldığında kalbi aynı yerden sızlıyordu. Kader, yollarını bir kez daha kesiştirdiğindeyse bu defa her şey daha farklı olacaktı. Çünkü bazı aşklar yarım kalmayacak kadar derindi. Çünkü kalp, ait olduğu yere elbet geri dönerdi.
Olayların akılı, dialoglar her şey güzeldi. Bazı sinir bozucu şeyler olsa da. En azından kurgunun genel akışı iyiydi.
Tek kitap olmasını ayrıca sevdim, daha fazlası gereksiz uzatma olurmuş. Başak’ı da burda okumak iyi oldu. Ayrı bir kitap yazma sevdasına düşmemiş yazar. Ki bu nadir görünen bir şey. Yaşadıkları beni sinirlendirse de başına gelenler ve sonuç iyi oldu.
Kitapta gerçekten sevdiğim iki karakter oldu: Sancak ve Mert. Onlar dışındakilerinin hepsi gerçekten bir noktada sinir bozdular kafalarını duvara vurma isteği uyandırttı.
Özellikle Gülce’nin abisi alperen ve annesine gerçekten çok gıcık oldum, annesi kendi kaybından dolayı çocuklarına çok fazla satıyor çok fazla bakılıyor bir noktada anlayabiliyorum ama yine de anlam veremedigim birkaç davranışı vardı yani kitap içinde bence çözüme ulaşmadı mesela Sancak’ın ailesine karşı neden o kadar öfke dolu, insanlara karşı neden o kadar üstten bakıyor herkesi kendinden aşağı görüyor. Belki yazan o kısmını daha iyi açabilirdi. Alperen’e gelince kendi yaparken destek bekliyor ama gülce’yi hiç desteklemedi köstek oldu arkasını döndü ya gerçekten nefretlik…
Sancak kitabın başından sonuna kadar aynıydı düşüncelerinden vazgeçmedi geri adım atmadı, tutarlı bir karakter olması sevmem için sebepti. Gülce bile bir noktada sinir bozucuydu çünkü her şeyi hemen koşarak Başak’a anlattı yetmedi annesini ve abisini her durumda affetti. Sanki kendi karakteri oturmamış gibi annesinin kararları altında ezildi.
Bazı şeyler netleşmemiş olsa da tek kitap olması sayfa sayısının çok fazla olmaması sebebiyle tek oturuşta bitirebileceğiniz keyifli bir kurgu. İçinde abimin arkadaşı, mahalle kurgusu ve ucundan da olsa askeri kurgu tropları var
Adada geçen ve sıcacık hissettiren tek kitaplık bir hikayeydi. Bir solukta bitirdim nasıl aktı anlamadım. Ama sadece başrolleri sevdim diğerleri beni delirtti. Beni delirten kitapları da çok çabuk bitiririm djdjd Gülce'nin hikayesiyle başlasak da Gülce'nin en yakın arkadaşı Başak'ın bakış açısından onun hikayesine de yer veriliyor. (Başak'ı sevemedim.) Ve bu kadar fazla yer verilmesine de gerek var mıydı bilmiyorum. Fatih gibi soytarıya nasıl aşık oldun onu hiç anlamadım. Aşkın gözü kördürü de geçti kızın durumu.🥲 Her neyse ben Başağa bu kadar yer verileceğine bol bol Sancak'dan okumak isterdim... Onun hislerini daha fazla okumak isterdim çünkü birkaç kez okuduk ve çok güzeldi..🥹 Onu çok sevdim. Hikayeleri de güzeldi. Biraz ikinci şans kitabıydı. Sancak asker olduğunu ailesinden saklıyor ve ailesi öğrendiğinde de bir seçim yapmak zorunda kalıyor ve mesleğini seçiyor. Sonra 3 yıl sonra falan Gülce'yle yolları tekrar birleşiyor bu sefer kızın peşini bırakmıyor. Gülce'nin de babası şehit olduğu için ailesi asker biriyle olmasına şiddetle karşı. BÜYÜK BİR ŞİDDETLE. Çok zorladılar bizi. Ama sonunda zor da olsa kavuştuk diyelim. Her şeye rağmen güzel vakit geçirdim.
Ümran Tan'dan yine su gibi akan aşk dolu bir kitap okudum. Ay Işığı ve Yakamoz yazarın diğer okuduğum kitaplarından farklı olarak aksiyonu daha az ama aşkı bol bir kitap olmuştu. Yine de Gülce ve Sancak arasındaki ilişkinin nereye varacağını merakla beklerken sayfalar hızlıca aktı gitti.
Özellikle Sancak o kadar güzel yazılmış bir erkek karakterdi ki. Kendi idealleri için mücadeleden vazgeçmediği gibi Gülce'ye olan aşkı, bağlılığı ve onun için her şeye hazır olması çok ama çok güzeldi. Gülce ise beni bazı yerlerde ne yazık ki çok sinir etti. Keşke birazcık Sancak kadar cesur olabilse dedim kitabı okurken çünkü ailesinin onca yaptığı mantıksız şeye rağmen onlara bağlılığı bir yerde başımı ağrıttı. Özellikle de annesi... İyilik adı altında çocuklarını manipüle eden çok korkunç bir karakterdi bence.
Zaten hikayede tek hoşuma gitmeyen kısım o karakter üzerinden istediğim kapanış olmamasıydı. Ama bunun dışında bitirdiğimde beni tatmin eden bir kitap oldu.