Sana aptalca şeyler yaptıran, dönüp baktığında yanaklarını kızartan ve uykularını kaçıran şeyin ne olduğunu düşündün mü hiç? Kabul etmesen de, aşktı. İsmini ne koyarsan koy: Takıntı, obsesyon, matrikste bir hata… Bağlandın. Şafak söktüğünde yalnızdın. 7’yle 4’ü topladın, 11 etti. Sence Maleficent kanatlarını çok saf olduğu için mi kaybetmişti? Çocukluğundan beri kör sağır peşinden koşturduğu aşkı başta olmak üzere her şeyi hiç yaşanmamış sayan Nil, gözlerini kendisi gibi tedavi süreci içinde olan hastalarla birlikte Enstitü’de açtığında, hayatının son yılları kayıptı. Elinde neşteri, ruhunda kesik hisleri. Çok istedi, kanayan dizlerini sürüyerek çizdiği sınırların silgisi olabilmeyi. İnsanlar bir yaranın en acı verdiği anın açılırken olduğunu söylerler. Değil, iyileşirkendir. Son yılların bir fenomeni hâline gelen Siyah Kuğu, 10. yılını üçüncü kitabı Göğü Kafes’le kutluyor.
Yazmaya küçük yaşlardan beri ilgi duyan ve her fırsatta eline bir kalem kağıt alıp aklında ne varsa karalayan, elinden geldiğince insanlara duygu yüklemeye çalışan yazar, hâlen İstanbul’da lise öğrenimi görmektedir. Günlük tutmaya, fotoğraf çekmeye, piyano çalmaya ve dansa ilgisi vardır. Bütün insanların bir gün mutlu olmak için ortak bir nokta bulacağına inanır. Çünkü mutsuzluğun dünyadaki bütün sorunların yegâne sebebi olduğunu bilir. Kafasında kurguladığı hikâyelerin temeli rüyaları ve hayalleridir, bu yüzden kaç yaşına gelirse gelsin sonsuza dek posta kutusunda bir Hogwarts mektubu bekleyecektir.