“Yoksulların kasırgası zamanı tarumar edecek! Bu konuda aynı fikirdeyiz.”
Para Gürültüsü, paranın bir ses değil, bir baskı rejimi olduğu çağımıza yazılmış yakıcı bir roman. Grafiklerin, algoritmaların ve finans dilinin hayatı kuşattığı bir dünyada Latife Tekin, geleceğin çoktan konuşulmuş, paylaşılmış ve zenginlere terk edilmiş olduğunu gösteriyor.
Özel jetlerle geleceğe kaçabilenlerin ardından geride kalanlar için yaşam ıslak, paslı ve zor. Yapay zekâya merhamet öğretmeye çalışan bir çağda, insan insana yabancılaşırken Para Gürültüsü’nün içinde kelimeler sınanıyor: Ya siliniyorlar ya da yanarak var oluyorlar.
Para Gürültüsü, dijital çağın enkazında insan ruhunun hâlâ bir sesi olduğunu hatırlatan, sert, öfkeli ve şiirsel bir Latife Tekin romanı.
Latife Tekin is one of the most influential Turkish female authors. She was born in 1957 in Kayseri, Turkey. She continued her education in Istanbul. In 1983, her famous novel Sevgili Arsız Ölüm (Dear Shameless Death) was published. The magic realism in the book was drawn from the Anatolian folklore and traditions. Latife Tekin's childhood in Kayseri, a multicultural city at a central point in Anatolia, influenced both her first book and the others in this aspect.
Latife Tekin'in yeni romanı Para Gürültüsü'ne nihayet kavuşacağımız haberi herkes gibi beni de fena halde heyecanlandırdı, üstüne bir de Melikşah Altuntaş ile yapacakları lansman söyleşisine davet edilince kitabı hemen okuyup hazırlıklı gitmek istedim. İki günde okudum kendisini ama esasen iki günde okunacak kitap değil bence. Yani... Bir sürü şeyi anlamadım, anladığım bir sürü şeyi de bence yanlış anladım diyebilirim. Dilim döndüğünce anlatmaya çalışayım.
Öncelikle Latife Tekin'den baş kahramanı 20lerinde, sosyal medya için finans ve yatırım videoları çeken bir adam olan bir kitap beklemiyordum, çok hazırlıksız yakalandım. Latife Tekin'in konforlu alanında gezmek yerine yeni, yepyeni bir şeye girişmesini müthiş hayranlık uyandırıcı buldum. Latife Hanım bu karakteri oluşturmak, onun dilini yaratabilmek için yıllar boyunca Youtube'da yaşamış resmen, bu türde videolar çeken gençleri izlemiş, onların dünyalarına girmiş. Kitaptaki herkes gibi ana karakterimizin de gerçek adını bilmiyoruz, zira kendimize kimlikler ve hatta avatarlar seçip üstümüze giydiğimiz bu çağın romanı Para Gürültüsü, karakterlerini de rumuzlarıyla tanıyoruz; bu genç adamınki Kikobaki (ya da bazen Bakaçyo.)
Kikobaki'nin annesi de (Beyzana) bir Youtuber, o da tarot videoları çekiyor ve oğlundan daha çok izleniyor. Aslında bu iki karakter üzerinden güya aklın iktidarında yaşadığımız bu günlerde hepimizin belirsizlik karşısında nasıl kehanetlere (bazen mistik, bazen finansal kehanetler) muhtaç durumda olduğumuzu anlatıyor Latife Tekin. Konusu yepyeni olsa da, asıl meselesi Tekin'in tüm edebiyatının konusundan farklı değil: yoksulluk, sosyal adaletsizlik ve onun bize ettikleri.
Kikobaki bildiğimiz sosyal medya finansçılarından farklı olarak daha lirik bir dil kullanarak anlatıyor derdini. Videolarının metinleri (kitabın önemli bir bölümü bunlardan oluşuyor, o videolara gelen "yorum"ları da okuyabiliyoruz ki bu çağın nabzı o yorumlarda atıyor bence, Latife Tekin bunu müthiş yakalamış) epeyce şiirli, epeyce duygusal.
Rasyonel aklın (güya) hükümdarlığını sürdürdüğü bir alanın aslında nasıl irrasyonel olanla birleştiğini, korkularımızın, kaygılarımızın, öfkemizin, rekabetçiliğimizin, acımasızlığımızın nasıl parayla olan ilişkimiz üzerinden dışavurulduğunu ve davranışlarımızı biçimlendirdiğini, paranın gürültüsünün bu zamanı nasıl büktüğünü anlatıyor Kikobaki'nin hikayesi üzerinden. "Zaman uzak geçmişe doğru çekiliyordu sürekli, kumar çağıyla sayıklama çağı arasındaki bilinmez maddeye bulanıyordu insanlık..."
Bana zaman zaman Ursula K. Le Guin'i hatırlattı bu roman, açıkçası yazarını bilmeden okusam "Latife Tekin romanı bu" diyemezdim. Yer yer Tekin'in alıştığımız dilini farkedebiliyoruz elbette okurken ama kendi şiirli dilini Kikobaki'ye ödünç vererek enteresan bir sentez ortaya çıkarmış yazar.
Finans yorumcularının filozof edasıyla konuştuğu, "anlam"ın yittiği ya da dönüştüğü, kayıp ruhların sahillere vurduğu bugünlerin romanı Para Gürültüsü. Geleneksel Latife Tekin okurunu çok şaşırtacağı kesin. Ben merakla okudum ancak epeyce zor ve aykırı bir roman olduğunu söylemem lazım. Açıkçası "çok sevdim" demek güç, "sevmedim" demek daha da güç. Okuyup karar veriniz, üzerine epeyce tartışacağız bence.
Latife Tekin'in yeni bir şeyler deneme çabası takdire şayan olsa da, bu denemenin edebi lezzeti ve doyuruculuğu ne kadar kuvvetli ondan hiç emin değilim. Çok istediğim halde bir türlü dünyasına dahil olamayarak yarım bıraktım. Bana her şeyiyle olmasından gerekenden "fazla" geldi. Belki başka bir zaman yeniden okur, fikrimi değiştiririm.
3.5 Bitireli bir hafta olmasına rağmen buraya girmemişim. Latife Tekin yine şaşırtmayı başarıyor. Nasıl bu kadar genç bir dil yaratabildi hiç anlamadım. Tabiki gene çok kolay bir metin değil. Her okumada bir noktasını veren metinlerden. Yine de bu kadar ustalığa rağmen hâlâ yeni bir şeyler denemesi ne kadar büyük bir yazar olduğunu gösteriyor.
Türkiye’de sanırım genç metin yazmak güncel bir şey olarak algılanıyor. Öte yandan yetmişlerinde Latife Tekin Youtuberları anlatıyor diye metin genç olmuyor. Bir metnin genç olup olmaması onun okunmasıyla da ilişkili. Ne yazık ki okunabilen bir kitap değil bu. Çok zorla bitirdim kitabı. Belki benim kaçırdığım bir şey vardır diye. Ama ne yazık ki metin doğarken miadını doldurmuş. Yarına kalabilecek bir kitap değil, genç bir kitap değil, Cem Akaş müthiş bir kitap ve genç bir metin diye sunsa da asla değil. Bir deneme yapmak istemiş ama nicedir bir irtifa kaybı yaşıyordu zaten Latife Tekin. Bu kitap da onun artık edebi olarak bir söz kuramayacağını gösteriyor.
Aslında bu kitabı bitireli epey oldu ama ne düşüneceğimi, ne yazacağımı bilmediğim için sürekli erteledim. Latife Tekin’in kalemine gerçekten hayranım; ancak hiçbir kitabı kolay değil. Her biri emek ve sindirme süreci istiyor. Bu kitap ise diğerlerine göre çok daha zordu benim için. Bitirdim ama hala ne okuduğumu tam olarak söyleyemiyorum.
Latife Tekin’in o masalsı, gerçek ile düş arasındaki belirsiz dili burada daha da yoğun. Sanki güncel bir masal okuyor gibiydim ama aynı zamanda sürekli sisin içinde yürür gibi hissettirdi. Mekan belirsiz, zaman belirsiz, karakterler belirsiz… Hiçbirinin gerçek bir adı yok. Bu da okurla karakter arasında bilinçli bir mesafe yaratıyor. Zaten yazar da buna izin vermiyor; ne bir karakterle ne de hikayeyle tam anlamıyla bağ kurabiliyorsunuz.
Bir yandan şunu da düşündüm: Ben bile içinde yaşadığım çağa, bu döneme, etrafımdaki insanlara tam anlamıyla ayak uyduramazken Latife Tekin’in bu güncel dile ve gençliğe bu kadar yaklaşmaya çalışması gerçekten hayranlık verici. Konfor alanından çıkıp yeni bir şey denemiş, hatta zorlamış kendini. Belki de bu yüzden bu kitabı tam anlamıyla kavrayamamak bana çok da anormal gelmedi.Üstelik finans, para, ekonomik ilişkiler gibi zaten ilgimi çekmeyen ve uzak durduğum bir alanın merkezde olması da okuma deneyimini benim için daha zorlaştırdı.
Ancak burada yazarın yaptığı şey çok çarpıcı. Para bu kitapta bir araç değil, neredeyse başlı başına bir karakter. Güç ya da zenginlik anlamında değil; insanın zihninde hiç susmayan bir uğultu gibi.
Yoksulluk da bu metinde dramatize edilmiyor. Aksine o kadar normalleştirilmiş ki, aslında ürkmemiz gereken bir hal olduğunu fark ediyoruz. Modern hayatın görünmeyen baskısı, insanın kendine yabancılaşması ve yoksulluğun psikolojisi çok güçlü bir şekilde hissettiriliyor.
Dil ise sade gibi görünen ama oldukça katmanlı. Yer yer şiirsel, ama gösterişsiz. Gündelik bir anlatım gibi ilerliyor ama içinden çok güçlü metaforlar çıkıyor. Latife Tekin’in en etkileyici tarafı da tam olarak bu zaten.
Ben bu kitabı tam anlamıyla anladığımı söyleyemem ama yine de sevdiğim bir yazarı, onun çok farklı ve cesur bir denemesini okumak benim için başlı başına kıymetliydi. Güncel bir meseleyi alıp onu neredeyse büyülü, masalsı bir şeye dönüştürmesini izlemek kitabın benim için en büyük artısı oldu.
Para Gürültüsü bırakın Latife Tekin romanlarını daha önce okuduğumuz hiçbir şeye benzemiyor. Ne kadar farklı, ne kadar yenilikçi, ne kadar şaşırtıcı bir roman. Kitapta Kikobaki adında para ve yatırım konularında YouTube videoları çeken bir başkahramanımız var. Ama kendisi bilinen YouTuber’lardan epey farklı, bu konuların felsefesi üzerine de düşünen, biraz duygusal genç bir adam. Latife Tekin’in her zaman yazdığı gibi yoksulluk, gelir adaletsizliği, maddi gelecek kaygısı burada da ana temalar aslında. Ama bu konuları bu kadar güncel bir şekilde ele alması hayranlık uyandırıyor. Yoksul insanların sürekli para kazanma arzusu, zenginleşip sınıf atlama hırsı, varlıklı insanlara bakış açıları, diğer taraftan zengin-fakir herkesin bir şeylere yetişme telaşı içinde olması, bunlara bağlı olarak giderek artan bir anlam kaybı hissi romanın asıl meselesi.
Hikayenin bizi sürükleyip götürdüğü yerde Kikobaki’nin tanıştığı her bir karakter de hep bu temalar etrafındaki dertleriyle aslında çağın içinde bulunduğu durumu bize açıkça gösteriyor: Sürekli bir kaygı, sürekli bir yetişme telaşı, sürekli bir “kaçırıyorum” hissi…
Diğer taraftan kitap teknik açıdan da oldukça deneysel. Biz bir taraftan Kikobaki’nin çektiği videoların metinlerini okurken, diğer yandan ona gelen yorumları da okuyabiliyoruz. Bunların dışında olayların aktarımı tanrı anlatıcı ile sağlanıyor. Bu farklı anlatım tarzları Latife Tekin’in usta kalemiyle harmanlanıp bize sunuluyor. İlk başta garip gelse de çabuk alışıyorsunuz. Ben yazarın kırk küsür yıldır alıştığı yazma deneyiminin dışına çıkıp bugünün dijital, hızlı, irrasyonel dünyasına dalmasının inanılmaz cesur ve etkileyici olduğunu düşünüyorum. Sosyal medya dili, finans jargonları, yorumlar, algoritmalar… Belli ki bu dili oluşturmak için epey çalışmış. Bu romanın Latife Tekin kitapları arasında çok farklı bir yerde duracağı şimdiden belli.
Bu kitap karşısında şaşkınım. Doğrusu pek çok okurdan da duyduğum gibi ben de bunu yazarını bilmeden okusam Latife Tekin yazmıştır demezdim. Kitap dilinin özgün havasından izler taşımasına rağmen.
Latife Hanım’ın söyleşilerinde de bahsettiği üzere bu biraz anne-oğul biraz da kendini dönüştüren, kendinden razı olma yolunda ilerleyen bir genç oğlanın hikayesi aslında. Ana kahramanımız ne idüğü belirsiz olmakla birlikte lirik bir dille finans ipuçları veren bir youtuber olarak karşımızda. Yazarın yayınları, yayınlara gelen yorumları metne taşıması fikir olarak yaratıcı ve güzel elbette ama karakterini ve izleyicileri (yani yorumları) konuşturma biçimi bana gerçeklikten fazla kopuk geldi. Her ne kadar Latife Tekin kendini gerçekçi bir anlatıcı olarak görmediğini ifade etse de ben daha önce de bahsettiğim gibi beni ikna edemeyen hikayelere çekilemiyorum, bu tip hikayeleri çok da sevemiyorum. O yüzden bu kitabı da maalesef beğenerek okudum diyemeyeceğim.
Her şeye rağmen bu deneysel yapı, Latife Tekin’in böyle bir romanı yazma cesareti, karakterin doğayla ve hayatla buluştuğunda geçirdiği dönüşüm ve bir çeşit iyileşme görmek bana çok hoş, çok takdir edilesi geldi. Bir de tabii Latife Hanım’ın alegorik ifadeleri her zamanki gibi çok güzel. Bir kere sadece para gürültüsü lafı bile günümüzdeki bu ekonomik çalkantının toplumda yarattığı kakafoniyi çok güzel anlatıyor. Bunun gibi bazı yakıştırmaları ifadeleri işte Latife Tekin’i Latife Tekin yapan şeyler gibi geliyor bana.
Bir de şunu eklemeden geçmemek lazım. Bu kitapta gerçekten çok fazla şey var. Anne-oğul ilişkisi, sosyal medya kültürünün işleri ve ilişkileri dönüştürme biçimi, karakterin yolculuğu, aşkı, tanışmaları, karşılaştığı insanların başlarından geçen çeşit çeşit olay… çok katmanı olan da bir kitap sahiden. Böyle bir şey yazmak çok zordur diye düşünüyorum, Latife Hanım bile biraz zorlanmıştır bana kalırsa - ki bu yüzden tam olmamış bazı şeyler, kopuk ve anlaşılmaz bazı noktalar da olmuş olabilir. Ama yine yazarın anlaşılmak gibi bir derdi hiç mi hiç olmadığını zaten kendisi hep dile getiriyor o yüzden bilemiyorum Altan…
Dipnot: “hater” bir takipçiden gelen beddualar muazzam. İhtiyaç anında kullanmak üzere öğrenesim geldi doğrusu. Sırf onlar için bile okunur bu kitap 😅
Latife Tekin 1957 doğumlu. Bu yaşında cesaret ve büyük bir özgüvenle güncel sosyal medya dilini kullanması, o dünyayı ve o dünyaya hakim olan tüm dinamikleri alt üst etmesi, bunu inanılmaz güçlü bir anlatımla başarması ne kadar iyi bir yazar olduğunu gösteriyor bence. Kimi yorumcular kitabın akışını kavrayamamaktan şikayet etmiş. Kitabı daha dikkatli okumalarını tavsiye ederim. Paranın bir baskı rejimi unsuru haline geldiği günümüz dünyasında fakirlerin geleceği ıskaladığı, geleceğin fakirlerin elinden nasıl çalındığını farklı bir pencereden izaha soyunmuş. Yapay zekâya merhamet öğretilebilir mi? İnsanı insana yabancılaştıran bu küresel sistem ne zaman yüzünü insanlara döner? İnsan ruhunun sesini kısarak büyümeden, ilerlemeden bahsedilebilir mi?
“Birkaç tıkla kolay para kazanmak isteyenler, tuzağa düştüğümüzü anladığımızda geri dönme şansımızı çoktan yitirmiş olacağız…. Dünya öyle küçüldü ki gece gündüz koynumuza girip oynaşıyor bizimle, altın dolu depoları, gizli kasalarıyla yorganımızın altında, bir elimizde telefon, diğer elimizde piyasanın nabzı, sıyrılıp sahillere vurmak, dağlara tırmanmak isteyenlerin bile kaçacak mecali kalmadı”
Tam da tahmin ettiğim gibi, Para Gürültüsü metamodernizm akımı için güzel bir örnek.
Kapitalizmin yarattığı mekanikleşmeye karşı, kahramanının iç dünyasındaki kırılganlığı ön plana çıkarıyor. Ekolojik yıkım ve vahşi kapitalizmin (para gürültüsünün) ortasında, "bilinçli naiflik" yani dünyanın kötü olduğunu bilmek ama yine de iyi olması için çabalamak vurgulanıyor.
Sistemin absürtlüğü içinde bir anlam arayışını okumak, günümüz dünyasına detaylı bakmak adına çarpıcıydı.
zamanının ötesinde. bu kitap söylediklerinden çok daha fazlası. latife tekin’in yeni kitabı üzerine konuştuğu söyleşisine dinleyici olarak katılmamla hem zekasına hem kalemine duyduğum saygı katlanarak arttı. döngüsel zaman anlayışının aksine dijital zaman fikri üzerinden yarattığı bu kurguda cümlelerin arasında zamanı kaybettim, bir geri aldım, bir ilerisinde buldum kendimi. tam da latife tekin’in amaçladığı gibi. deneyci metinlerin cesareti için biraz da yorulalım okurken
"hız hayatlarımızı birbirinden kopuk iki ayrı düzlemde yaşamaya zorluyor bizi. koşan hayalle duran gerçek arasında bölünmüş, bir bedende birbiriyle bağdaşmaz iki can taşıyan varlıklara dönüştürüyor hepimizi, yalpalamak kaçınılmaz!" (syf. 131)
latife tekin'in hikâyelerini hızlı bir şekilde okuyup tüketmek çok zor. kitap üzerine konuştuğu youtube söyleşisini izleyince daha bir sevdim metni.
Para Gürültüsü, adının ima ettiğinden çok daha derin bir titreşim yayıyor: para yalnızca bir değişim aracı değil, varoluşun üzerine çöken bir gürültü, bir rejim, hatta bir tür ontolojik bozulma biçimi. Sanal dünya, yapay zekâ, kafayı enerjiciye takanlar ve kripto evreni bu gürültünün farklı frekansları gibi çalışıyor. Roman, bu frekansların insan hayatını nasıl parçaladığını, anlamı nasıl aşındırdığını ve bireyi nasıl içi boş bir arayışın içine sürüklediğini çok katmanlı bir şekilde ortaya koyuyor.
Latife Tekin, dünyayı doğrudan eleştirmekten çok, onun dilini ve mantığını içeriden bozuyor. Burada sorun sadece kapitalizmin yeni biçimleri değil; anlamın kendisinin çözülüşü. Romanda yer alan bir cümle bu çözülmenin temelini çok yerinde kurmuş: “Fiyatların dengelenip oturacağı beklentisi [...] bir yanıltmacaydı sadece.” Bu cümle, sadece ekonomik bir döngünün eleştirisi olarak görülemez. Artık umut kavramı da metalaştırılmıştır. İnsanlar artık geleceğe değil, gelecek vaadine yatırım yapıyor. Bu yüzden romanın dünyasında kaybedenler, kaybettiklerini fark etmeyenler. Çünkü kaybın kendisi bile ertelenmiş bir kazanç ihtimali.
“Kumar çağı” kavramı da son derece kritik. Finansal sistemler bir oyun olarak değil, bir sayıklama hali olarak kodlanmış. “kumar çağıyla sayıklama çağı arasındaki bilinmez maddeye bulanıyordu insanlık.” Burada insanlık artık rasyonel bir özne değil; ne yaptığını bilen bir fail olmaktan çıkıyor, bir tür kolektif halüsinasyonun parçası haline geliyor. Kripto dünyası bu halüsinasyonun en yoğun biçimlerinden birisi. Zamancoin gibi kavramlar, geleceği koruma iddiasıyla ortaya çıkarken aslında onun en radikal biçimde gasp edilmesinin araçlarına dönüşüyor. Çünkü geleceği korumak artık onu yaşamak değil, onu sahiplenmek anlamına geliyor.
Kafayı enerjiye takanlar (bu gruba işaret edecek isabetli bir ifade bulamadı ne yazık ki) bu boşluğun başka bir tezahürü. Bunların hepsi anlamın kaybına verilen tepkiler gibi görünüyor. Romanda, bu alan bir kaçış olarak değil, yeni bir tuzak olarak resmedilmiş sanıyorum. İnsanlar anlamı kaybettikçe, onu daha irrasyonel ve daha kişisel alanlarda aramaya başlar. Fakat bu arayış da piyasa tarafından hızla emilir. Böylece en mahrem görünen deneyimler bile birer tüketim nesnesine dönüşür. Bu noktada yapay zekâ devreye girer: Merhametin bile öğretilebilir, programlanabilir bir şey haline geldiği bir dünyada, insanın kendi etik kapasitesi de dışsallaştırılmış olur. Yani insan artık yalnızca ekonomik değil, duygusal ve ahlaki olarak da kendinden kopar.
Romanın belki de en trajik boyutu, bu süreçte insanların hâlâ bir anlam arayışında olmasıdır. Ancak bu arayış, yanlış nesnelere yönelmiştir. İnsanlar, kendilerini yok eden sistemlere tutunarak kurtulmaya çalışır. Başka bir deyişle, “kaybettiren şeylere bel bağlama” hali. Buradaki büyük paradoksu da gözden kaçırmamak gerekli: İnsanlar ne kadar çok şey ararsa, o kadar çok kaybeder; çünkü aradıkları şey zaten sistem tarafından önceden belirlenmiştir.
Romanı, sadece çağımızın ekonomik düzenine değil, onun ürettiği insan tipine yönelik de sert bir eleştiri olarak algıladım. Romandaki en büyük yıkım maddi değil, varoluşsal. İnsanlar yalnızca yoksullaşmıyor; aynı zamanda anlam üretme kapasitelerini de kaybediyorlar. Belki de bu kaybın farkına varmak bile artık mümkün değildir. Çünkü gürültü çok fazladır; paranın gürültüsü.
Latife Tekin'in kalemine sağlık.
This entire review has been hidden because of spoilers.
Açıkçası beğenip beğenmediğimi tam anlayamadığım bir okuma deneyimiydi. Öncelikle Latife Tekin'i kendi çizgisinden çıkıp yeni bir tarz denediği için tebrik ederim.
Metin Kikobaki isimli coin konusunda video yayın yapan ana kahramanımız etrafında dönüyor. Kahramanımızın annesi de tarot videoları çekiyor ve hatta Kikobaki'den daha fazla dikkat çekiyor. Anne- oğul arasında bir anlaşamama hali var. Kikobaki sıradan bir coin yayıncısı değil, o kapitalist sisteme meydan okuyan ve yoksulların yanında olan bir halk kahramanı (!). Metin boyunca da onun içinde bulunduğu sistemi eleştiren ve biraz da gelecek ile ilgili karamsar düşüncelerini okuyoruz.
Metin edebi açıdan çok güzel, Latife Tekin şiirselliğini döktürmüş yine. Ancak benim açımdan biraz dağınık. Ben okurken hikayeye çok giremedim, ki ortada bir hikaye var mıydı ondan da emin olamadım ve ilerlemekte zorlandım. Ancak kötü demek de metne haksızlık olur diye düşünüyorum. O yüzden bana çok hitap etmese de beğenenlerin de olacağına eminim.
Dijital çağın finansal kaosunu ve yoksulluğun ruhsal yaralarını ele alan deneysel bir metin. Online piyasa yorumculuğundan aile içi gerilimlere uzanan hikâye, insanların kulaklarında uğuldayan para gürültüsünün insan hayatını nasıl sardığını resmediyor.
Roman, annenin spiritüel seansları ile Kikobaki'nin piyasa analiz videoları arasında kurduğu gerilimle sınıf farklarını ve aile bağlarını sorguluyor.
Latife Tekin, kapitalizmin "sevişir gibi soluk soluğa" para konuşan fetişini ironik bir dille eleştiriyor. Finans terimleri ile sokak argosunu, rüya imgeleriyle güncel yorumları harmanlayarak bir dil kurulmuş.
Kikobaki’nin siyah tişörtlü, ıslık çalan öfkesi hem sistemin küçük yatırımcıyı yutuşunu hem de bireysel direnişi simgeliyor.
Giriş, gelişme, sonuç arayan okurlar için zor; deneysel işleri sevenler için beğenilecek bir roman.
Söyleyecek çok şeyim var… Nasıl kitabın edebi değerini sorguladınız, kitabın anlattığını nasıl kavrayamadınız anlamış değilim. Paranın ve zamanın içinde savrulurken gelişip değişen bir karakterin sosyal süreçlerine tanıklık ediyoruz kitapta. Her bir etkileşim, her bir sosyal süreç; öylesine derinden ve öylesine gerçekçi anlatılmış ki… Latife Hanım’ın “büyülü gerçekçilik” sözünden hoşlanmamasını kitabın her bir satırında daha iyi anladım.
Bu kitapla ilgili susacağımı düşünmüyorum bir süre, ama Goodreads üzerinden kitap yorumlamaya alışkın değilim. Yazdırır, çizdirir, düşündürür… düşünmek isteyene. Ana karakterin videoları altındaki yorumları okumak gibiydi bu kitabın incelemelerini okumak. Yoksulların kasırgası, gerçekten de, zamanı tarumar ederse bir gün; okul müfredatlarına yazdıracağım bu kitabı.
Bitiremedim, benim icin cok deneysel. Yazarlarin alisik oldugumuz dillerini bu kadar farklilastirmalari okur icin ayni uyumu saglamak anlaminaa gelmiyor; en azindan bunu deneyimlemis oldum.
Cok zor bir okumaydi benim icin. bicim, icerik ve değindiği gerçekliğin kafa karistiran, ic bunaltan yabancilastiran doğasıni her sayfada yasadim. Sevemedim sanirim tam da bu yuzden
Kitabı anladığımı sanmıyorum. Karakterlerin isimleri, diyaloglar benim için yorucu bir kitaptı. Konusu üzerine düşündüren bir konu olsa da metinle uyumlu değildim.