"Hâlâ Servilerde Ağlıyorlar mı?" adlı ilk şiiri "Mehmet Nâzım" imzasıyla Yeni Mecmua'da çıkan (1918) Nâzım Hikmet, "Bir Dakika" adlı şiirle de Alemdar gazetesinin 1920'de açtığı bir yarışmada birincilik kazanmıştır. Daha sonra şiirlerini Yeni Mecmua, İnci, Aydınlık, Resimli Ay, Hareket, Resimli Herşey, Her Ay, Yeni Edebiyat, Ses, Gün, Yürüyüş, Yığın, Baştan, Barış gibi dergilerde yayımlamıştır. Dedesi şair Mehmet Nâzım Paşa'nın da etkisiyle çok küçük yaşlarda şiir yazmaya heves duyan Nâzım Hikmet çocukluğunda hangi etkiler altında ilk şiirlerini yazdığını dostu Zekeriya Sertel'e şöyle anlatır: "17 yaşında galiba ilk şiirim basıldı. Yani 'Serviliklerde', yani mezarlıklarda ağlayan, hayatında sevmiş ölüler üstüne idi. Yahya Kemal düzeltmişti birçok yerini. Sonra kızlara tutuldum. Şiir yazdım. Sonra Antant devletleri İstanbul'u işgal etti. Onlara karşı ve Anadolu savaşını tutan şiirler yazdım. Vicdan nedir, namus nedir, falan diye düşündüm, şiirler yazdım. Ama artık dilim temizce idi. Ve hece vezniyle de doğru dürüst kafiyelerle yazmasını da öğrenmiştim."
Ahmet Oktay bu ilk gençlik yıllarındaki şiir anlayışında Osmanlı İmparatorluğu'nun gerilemesinden ve uğradığı yenilgilerden kaynaklanan "ulusal duygular"ın önemli bir yeri olduğunu belirtirken "Kırk Haramilerin Esiri ile Yaralı Hayalet bunların en güçlü örnekleridir. Teşrinievvel 1326 (1920) tarihli Yedinci Kitap'ta yayımlanan Yaralı Hayalet şu dizelerle başlamaktadır: 'Bir gece bir odada dört arkadaş toplandık / Bir uzak rüya olan geçmiş günleri andık / Gözlerimiz yaşlıydı, gönüllerimiz mahzun / Hepimiz memleketten konuştuk uzun uzun'. Daha aşağıda şu iki dize gelmektedir: 'Çaldı, tanburasından tarihin sesi geldi / Dağlara yaslanarak sanki Zeybek yükseldi'. Yurt sevgisinin, tarihsel geçmişe bağlılığın yanı sıra bu şiirlerde şairin ustalaşmaya başladığı, vezni kullanmada zorlanmadığı ve daha arı bir Türkçe'ye yöneldiği de görülmektedir" demektedir.
İstanbul'un işgali ortamında, işgal kuvvetlerinin halka yaptıkları zulüm ve baskıyı, birkaç canlı olayla iyice hisseden şair bunu şiirlerinde açıkça yansıtır. Bu duyguların bir yapıya geçmesinde Anadolu'yu yakından görmesi, Anadolu insanının çilesini, sefaletini bizzat gözlemlemesi büyük önem taşır. Bu gerçekçi tablo Nâzım'ın sanatını da etkileyecektir. E. Babayev, şairin Anadolu'yu gördükten, o güne kadar fark edemediği gerçeklerle karşılaştıktan sonra, yeni ve başka bir şiire gitmesi gerektiği yolundaki düşüncelerini kendi sözlerinden şöyle aktarır: "Anadolu'ya geçtim. Millet sıska, nuhtan kalma silahı, açlığı ve bitiyle savaşıyordu Yunan ordularına karşı. Milleti ve savaşını keşfettim. Şaştım, korktum, sevdim ve bütün bunları yazmak gerektiğini sezdim. Şiirle yeni şeylerin, şimdiye kadar söylenmemiş şeylerin ifade edilmesi gerektiğini sezdim. Bu işte önce beni yeni öze göre yeni bir şekil bulmak meselesi ilgilendirdi, işe kafiyeden başladım. Kafiyeleri mısraların sonunda değil de bir sonda bir başta denedim."
Bu kitap, Türk şiirinin çizgisini değiştirmiş, çok yönlü, evrensel boyutlu şairi Nâzım Hikmet'in ilk şiirlerini bir arada sunuyor.
Nazim Hikmet was born on January 15, 1902 in Salonika, Ottoman Empire (now Thessaloníki, Greece), where his father served in the Foreign Service. He was exposed to poetry at an early age through his artist mother and poet grandfather, and had his first poems published when he was seventeen.
Raised in Istanbul, Hikmet left Allied-occupied Turkey after the First World War and ended up in Moscow, where he attended the university and met writers and artists from all over the world. After the Turkish Independence in 1924 he returned to Turkey, but was soon arrested for working on a leftist magazine. He managed to escape to Russia, where he continued to write plays and poems.
In 1928 a general amnesty allowed Hikmet to return to Turkey, and during the next ten years he published nine books of poetry—five collections and four long poems—while working as a proofreader, journalist, scriptwriter, and translator. He left Turkey for the last time in 1951, after serving a lengthy jail sentence for his radical acts, and lived in the Soviet Union and eastern Europe, where he continued to work for the ideals of world Communism.
After receiving early recognition for his patriotic poems in syllabic meter, he came under the influence of the Russian Futurists in Moscow, and abandoned traditional forms while attempting to “depoetize” poetry.
Many of his works have been translated into English, including Human Landscapes from My Country: An Epic Novel in Verse (2009), Things I Didn’t Know I Loved (1975), The Day Before Tomorrow (1972), The Moscow Symphony (1970), and Selected Poems (1967). In 1936 he published Seyh Bedreddin destani (“The Epic of Shaykh Bedreddin”) and Memleketimden insan manzaralari (“Portraits of People from My Land”).
Hikmet died of a heart attack in Moscow in 1963. The first modern Turkish poet, he is recognized around the world as one of the great international poets of the twentieth century.
Kitapta yer alan son birkaç yıldaki şiirleri haricinde, bildiğimiz Nazım Hikmet şiirlerinin genel çizgisi dışında kalan; ancak Nazım'ın kişisel gelişimini göstermesi açısından değer taşıyan şiirler toplamı...
İlk yıllarında hem aruz hem hece hem de tasavvufi gelenekten etkilenerek yaptığı alıştırmalar göze çarpıyor. Milliyetçi, dinsel dil; kahramanlık, cenk motifleri, daha sonraları ise konularını Anadolu Kurtuluş mücadelesinde bulan şiirler. Ayrıca her zaman olduğu gibi, gençliğinde de, romantik, aşk ve kadın temalı şiirler fazlaca. Kullanmayı sevdiği kelimeler (zulmet, selvi gibi mesela) veya imgeler olduğu bariz. Bunların izleri ileriki yıllarında da bulunabilir. Yine de fazla didaktik ve acemiler. Ayrıca, vezin ve kafiye kalıplarından kendini uzaklaştırdığı, şiiri konuşma ve hikayeleştirmelerle kurduğu, sinematografik/görsel yapılar oluşturduğu şiirleri de görebiliyoruz.
Sonuçta, Nazım'ın edebi/sosyal/siyasal gelişimini daha iyi anlamak açısından mühim olsalar bile kendi başlarına -örneğin dönemin hececi-millici akımından pek de farklı olmayan- fazla önemi veya güzelliği olmayan; Nazım'ın asıl olgunluk şiirleriyle -özellikle ideolojisinin oturduğu dönemkilerle- karşılaştırılamayacak erken dönem eserleri bunlar...
Nazım Hikmet - İlk şiirler Nazım Hikmeti tanıma ve onun kitaplarını okumaya yönelik çalışmama, 1913'ten 1923'e kadar olan ilk şiirlerini okumakla başladım. Bazıları ilk kez yayınlanan bu şiirler aşk ve kederin yanı sıra çoğunluğu savaş şiirleri. Dini, vatani sevgilerini anlatıp bize iç dünyasını yansıtırken, kitabın sonuna Doğru Mark, Lenin gibi önemli kişilerden bahsederek diğer bir yönünü ortaya koyuyor. N. Hikmet başlangıcı olarak nasıl bir kitap bilemem ama bu kitapla kalmayacağım kesin...
Gözlerim gözünde aşkı seçmiyor Onlardan kalbime sevda geçmiyor Ben yordum ruhumu biraz da sen yor Çünkü bence şimdi herkes gibisin
Yolunu beklerken daha dün gece ĞKaçıyorum bugün senden gizlice Kalbime baktım da işte iyice Anladım ki sen de herkes gibisin
Büsbütün unuttum seni eminim Maziye karıştı şimdi yeminim Kalbimde senin için yok bile kinim Bence sen de şimdi herkes gibisin (1918, Bence Sen de Şimdi Herkes Gibisin)
Gönlümle baş başa düşündüm demin; Artık bir sihirsiz nefes gibisin. Şimdi ta içinde bomboş kalbimin Akisleri sönen bir ses gibisin.
Maziye karışıp sevda yeminim, Bir anda unuttum seni, eminim, Kalbimde kalbine yok bile kinim Bence artık sen de herkes gibisin. (1920, Herkes Gibi)
Aynı yayından Yeni Şiirler'i okumuştum ve günümüze yakın şiirlerinden çok keyif alıyorum fakat bu kitap beni çok zorladı :( Eski şiirleri okumak pek kolay değil, özellikle "Dağların Havası" çabalasam da bitiremediğim bir şiir oldu çünkü çok uzundu.
"gelmedim seninle bir dem el ele bakmadım gözüne bir kere bile"
Düşe kalka Yeni Biçim şiirlerine geçebilmek için sürünerek okuduğumdan olsa gerek, ilk şiirlerine gereken saygıyı göstermemiş olabilirim. Yine de kafiye denizinde boğulmamış son şiirlerine geçebileceğim için mutlu ve umutluyum \o/
Bu ilk okuduğum Nazım Hikmet Ran kitabı idi. Bu kitaptan sonra şiire bakış açım değişti diyebilirim. Ara ara açıp içinden bir şiiri okumak hala keyiflidir. Kesinlikle tavsiye ederim.
Nâzım Hikmet Ran'ın YKY'den (Yapı Kredi Yayınları) çıkmış şiir kitaplarının hepsini okumuştum, Şiirler 8 kitabı da onlardan biri, Şairin hayatına dair izlenimlerim az, ama şiir yönü, satırlarda haykıran yaşamlara olan izlenimim fazla. Şairin İlk Şiirlerine dair izlenim ve eleştirinin kıyaslanmasına yararlı bir şiir kitabı, külliyat parçası.
NHR'ın 11 yaşından 25 yaşına kadar yazdığı ve içinde eski ve yeni yazım tarzındaki şiirlerini barındıran. NHR'ın düşün dünyasının şekillenişini izleyebileceğimiz önemli bir kitap. 'sen de şimdi herkes gibisin' şiirini 16 yaşındayken yazdığını görmek ise en hafif kelimesiyle 'etkileyici'