Tutunamayanlar ve Oğuz Atay “Tutunamayanlar üzerine yeni ne söylenebilir?” sorusuna kuvvetli bir cevap verirken, bir yandan da romanın “taze” okurlarına yol gösteriyor, bu büyük romanın edebiyatımızdaki yerini ikna edici bir biçimde ortaya koyuyor.
Murat Belge, “Türkiye’de yazılagelmiş en büyük roman” olarak nitelendirdiği Tutunamayanlar’ı çetrefilli yayımlanma macerasından, yıllar sonra kavuştuğu büyük üne; anlatı tekniklerinden, metinlerarası ilişkilere; parodi ve ironiden, siyasal ve teolojik alegorilere, edebiyat tarihinin başat metinleriyle kurulan bağlara varan geniş bir alanda inceliyor.
Murat Belge is an outspoken left-liberal Turkish intellectual, academic, translator, literary critic, columnist, civil rights activist, and occasional tour guide.
Beklentilerimi karşıladığını pek söyleyemem. Öncelikle genel-geçer bir okuma olduğunu söyleyerek başlamalıyım sanırım. Kitabın ideolojik olarak konumlanışı, Frederic Jameson’ın “üçüncü dünya edebiyatı” tanımlamasına dayanıyor. Sevgili Murat Belge, dolayısıyla Tutunamayanlar’ı “ulus alegorisi” kategorisi üzerinden okumaya çalışmış. O bölümler gayet güzel aslında. Zaten Belge’nin bu bağlam içinde düşündüklerini önceden okumuştuk. Bilhassa Berna Moran’a Armağan kitabında. Kitabın diğer güzel bir tarafı, daha doğrusu kitabın bütününe sinen genel-geçer edanın tersine, Murat Belge’nin “Büyük Modern” metinler ile Tutunamayanlar’ı eşzamanlı okumaya tabi tutması sanırım. James Joyce’un Ulysses’i bu eşleştirmelerin kerterizlerinden biri. Lakin insanın gözü Terry Eagleton’un romanın aslında bir anti-tür olduğuna dair yaklaşımlarını aramıyor değil. Her şeyi yutan ve öğüten bir sanat olarak (belki de anti-sanat) roman… Kıssalar, şiir, tarih… kısacası tüm türlerin içerildiği bir sanat olan roman. Bunun dışında kitaptaki yorumların çoğu genel-geçer yorumlarla örülü açıkçası. Ama elbette değerli. Bilhassa seksen yaşını aşmış bir entelektüelin “diriliği” açısından takdir edilesi doğrusu.
Murat Belge'den özür dilemek istiyorum. Aylarca "Oğuz Atay'ı da Marksist yapmaya ne müsaitsiniz yahu!" diyerek buradaki ilgili bölümü ciddi bir eleştiriye tabi tutmuştum: "Her yabancılaşma anlatısına Marksyen mi diyeceğiz?" Yıldız Ecevit'in biyografisini okuduktan sonra, görmüş oldum ki Oğuz Atay bir dönem *quite literally* Marksistmiş. Belge az bile söylemiş, Tutunamayanlar'ı bu ufukta tekrar incelemeyi düşünüyorum. Duru bir inceleme, okumaya değer.