Onu tanıyacaksınız muhakkak! Gözleri gece kuşlarına has mor halkalarla çevrili, kambur, zayıf mı zayıf. Fazla aydınlık! (Goethe'nin tam tersi). Fazla gürültü! Fark edilmeyi, olay yaratmayı kesinlikle istemiyordu -sadece yazma hazzı için. O da artık olsa olsa kendisi için! Sanırsınız ki kalabalığın içinde her yerde, dönemin her yerinde. Bir asırdan daha kısa zamanda, yorumlar ve yanlış anlamalar konusunda en büyük rekorlara patlak verdirecek ve akla hayale gelebilecek en tuhaf "dava" çağlayanının kollarına düşecektir.
Kafka, günlüğünde yaşamının bir düşe benzediğini yazar. Ama bu kesinlikle, onun "hülyalara daldığı", bir hayal ve sanatsal kapalılık dünyasında başı boş dolaştığı anlamına gelmez. Düşte gibi yaşıyorduysa, aynı zamanda yazdığı gibi düşlüyordu da. Ne olursa olsun, külliyatının karşılaştığı yitim ve yıkımlara rağmen, bugün, 1910'dan ölüm tarihi olan 1924'e kadar Günlük'te ve Mektuplar'da art arda sıralanan altmıştan fazlasına sahip olmamızın da gösterdiği gibi, düşlerine çok büyük önem veriyordu. Bunları yazıya dökmek kuşkusuz onun için bir esin kaynağından fazlasını oluşturuyordu: bir yazı aleti, yazınsal konuları için bir hazırlık yöntemi. O dönemde, Freud'un, yayınlanışının ardından on yıl boyunca tamamen fark edilmeden kalmış olan "Traumdeutung" [Düşlerin Yorumu] başlıklı yapıtı o bildiğimiz dünya çapındaki ününe kavuşmaya başlamıştı. Freudcu yorumun -Freud'un "düşün merkezi" olarak adlandırdığı şey önünde- durup kaldığı yerde, Kafka için her şey başlar. Onların anlamsızlık noktalarını herhangi bir yorumsamanın boyunduruğuna sokmaktan vazgeçerek, onları, hiçbir türden yapısal üst kodlama barındırmayan başka hayali oluşumlar, başka fikirler, başka şahsiyetler, başka zihinsel koordinatlar doğurmak üzere çoğalmaya, genişlemeye bırakır. O zaman anlamlandırmaların kurulu düzenine zıt yaratıcı süreçlerin egemenliği kurulur.
Söz konusu olan, geleceğimizin oluşumlarına da bir anlatım vermeye yetenekli duyu etkilerini, bedensel olmayan tesirleri ve soyut makineleri dolaşıma sokarak -sık sık şeytani diye nitelenen- bir mektup zevkini gerçekleştirmektir. Bu yüzden, başka bir gerçekliğe ait bu edebi katalizin (hızlandırmanın) -erotik diye nitelendirilebilecek- boyutunun önemini kavramayı ancak çeşitli yazı türlerini ayırmak koşuluyla, ve özellikle de gerçekten sapkınlığa çok yakın olan "sevgiliye mektup" türüne ayrıcalıklı bir yer ayırarak başarabiliriz. Öyle ki bu senaryo türünde, başlangıçta, sizin için neredeyse meçhul olan ve sonunda onu alt üst edecek raddede baştan çıkardığınız ve uzaktan zincire vurduğunuz bir kadının mektupla ele geçirilmesi söz konusudur.
Pierre-Félix Guattari was a French militant, an institutional psychotherapist, philosopher, and semiotician; he founded both schizoanalysis and ecosophy. Guattari is best known for his intellectual collaborations with Gilles Deleuze, most notably Anti-Oedipus (1972) and A Thousand Plateaus (1980), the two volumes of Capitalism and Schizophrenia.
«Kafka escribe en su diario que su vida se emparienta con un sueño. Pero esto no significa en absoluto que estuviera "en la luna", que deambulara en un mundo de aproximación y vaguedad artística. Si vivía como en sueños, también soñaba como escribía, de modo que un rizo literario no dejaba de anudar sus realidades cotidianas y su imaginario onírico».
Que Franz Kafka decida anotar en sus Diarios o escribir uno por uno los sesenta y cinco sueños que tuvo no es novedad si tenemos en mente la naturaleza de su obra. Ahora, que el filósofo Félix Guattari decida reunirlos y comentarlos, bueno... eso sí que es extraño (y loco). En este libro, el autor se propone enumerarlos y hablar de cada uno de ellos en cuatro ensayos distintos, libro que además tiene la particularidad de incluir un inconcluso film que el francés quería escribir sobre Kafka. Una verdadera rareza de libro que me encontré por casualidad y sin aviso, como suelen pasar en los sueños.
Muy buen libro. En realidad este volumen incluye cuatro trabajos: el ensayo sobre el mundo onírico de Kafka, notas sobre la condición abierta, fragmentada y dinámica de la producción kafkiana, un ensayo contrario a la visión de los textos de Kafka como obra cerrada y notas para una película sobre el mismo tema. Opino que algunas intuiciones de Guattari aportan sentido a la lectura de Kafka. Afirma Guattari que hay que leer a Kafka como obra abierta en el sentido de Eco, que no se puede separar la vida de la obra, ni el mundo onírico del mundo literario en Kafka. Me pareció especialmente interesante el proyecto de película porque la lectura de Kafka, en mi opinión, es como la de Joyce en el sentido de impulsar una continuación quebrada, una extensión compulsiva. El mundo literario de Kafka no tiene salida posible pero sí tiene deslizamientos factibles, series infinitas que se acercan y se alejan de la trampa de lo real. Guattari trabajó la producción de Kafka en esa línea. Leer a Kafka en carne viva es transformarse en Kafka, pero no en su estatua sino en su doble, su heredero, su destructor. En el sentido de Harold Bloom, la influencia de Kafka es extremadamente fuerte, nos fagocita, debilita y fortalece en una dialéctica de la que Guattari da claro testimonio en este libro. Una lectura muy recomendable en mi opinión.
Guattari examines Kafka's dreams, which he included in many of his works, within the scope of Freudian psychoanalysis. Our author is reading Kafka on a controversial subject, especially the dream analysis technique.
It's Guattari! He never ate or drank, read all the works of Kafka, extracted the dreams from their contents, and finally revealed Kafka's Sixty-Five Dreams. He perfectly presented a very beautiful imagery, repetitive events and the connections between his life and his works.
In the last part of the book, our author dealt with the script and techniques of the Kafka movie. I think it could have been a movie that would mark the history of world cinema, but this part is an unfinished story. Unfinished unfortunately. That's why the last part is a bit complicated... But the work as a whole is magnificent.
Not a book I would recommend as a must-read. Very short in length and I felt the analysis was a bit lacking. Nevertheless, it was pleasant to read, hence the three stars.
Δεν ήταν αυτό που περίμενα, δηλαδή μια λίστα με τα όνειρα αυτολεξεί από τις πηγές τους, παρά περισσότερο μια μελέτη-παρουσίαση των συνηθέστερων μοτίβων των ονείρων του και πως συνδέονται ορισμένα σημεία τους με τα έργα του. Εξαιρετικά ενδιαφέρον, αν και άσχετο, το παρατιθέμενο σενάριο με σκηνοθετικές οδηγίες για μια υποθετική ταινία βασισμένη στα έργα και την αισθητική του. Κρίμα που ήταν τόσο μικρό το συγκεκριμένο παράθεμα