Her Gece Bodrum, çağdaş Türk edebiyatının temel romanlarından biri... Edebiyatımızın en büyük ustalarından Selim İleri'yi geniş okur kitleleriyle buluşturan bu eser, yazıldığı günden beri tazeliğini yitirmedi, her kuşak tarafından yeniden keşfedilip okundu.
"Deniz çalkantılarla çarpıyordu kıyılara. İnsanlar, çılgın kalabalık, bir içgüdüyle, tutsakmışçasına kıyı kahvelerine çıkıyorlardı. Dünyanın bütün dilleri konuşuluyordu sokaklarda. Teknelerin yapıldığı sokakta, daracık sokaklarda, şimdi yürüdükleri yolda; her yerde konuşuluyordu. Hızarlar dönüyordu. Kimi çiçekler günbatımıyla kapatıyorlardı taçyapraklarını. Fırınlar çalışıyordu. Kargalar kaleye dönüyorlardı. Akşamüzeri kısaydı, ama inanılmaz bir hareketlilik göze çarpıyordu."
Her Gece Bodrum, çılgın kalabalıkların gerisindeki hüznü, içe kapanışı, cinsel yalnızlığı hissedenler için...
İlk kez okuyorum Selim İleri'yi. Her Gece Bodrum en meşhur romanı olduğu için onunla başlamak istedim; ama hata mı ettim bilmiyorum. Romanı ne sevdim ne de sevmedim. Özellikle başlarda hikâyeye girmekte çok zorlandım, bu sebeple de Selim İleri'yi okumaya yanlış bir kitapla başladığımı düşündüm; ancak İleri'nin üslubuna alıştıkça kitabı da sevmeye başladım sanırım.
Kitap "küçük burjuvalar"ın dostluğa, aşka, cinselliğe, sınıflara, topluma, bireyciliğe, yalnızlığa olan bakış açılarını yansıtma hususunda bence oldukça başarılı. Okurken sık sık Gorki'nin Küçük Burjuvalar'ını andım. Bununla birlikte bazı yerler sanki yazarın sayıklamalarından ibaretmiş gibi. Özellikle bu bölümlerde zihnim bulanıklaştı, ciddi bir karmaşa içine düştüm.
Kendimden parçalar bulsam da dediğim karmaşa beni yer yer yorduğu için kitaba dair ne hissetmem gerektiğini bilmiyorum. Yine de İleri'yi okumaya devam edeceğim.
1977 Türk Dil Kurumu Roman Ödülü alan bu kitap , beni oldukça sıktı. Altını çizdiğim üç beş satır da olmasa bu kitabı okuyup bitirmezdim sanırım. Hikayesi çok durumsaldı. Karakterlerin iç dünyaları ise oldukça karışıktı bence.
Sanırım yazarın bu kopuk, ordan oraya gezinen sarhoş anlatım dili bana uygun değildi.
Benim açımdan özel bir okuma tecrübesiydi. Kitabı, bilinçli olarak Bodrum'da okudum. Böylelikle, yaklaşık 45 yıllık bir zaman kaymasıyla, "Bodrum sıkıntısı" adını verebileceğim durumu yaşarken okumuş oldum. Kitabın kemikleşmiş eleştirileri, anlayabildiğim kadarıyla, "burjuvazi"nin manevi boşluğu, burjuvazinin dejenerasyonunun ortaya koyduğu sıkıntılar ekseninde ilerliyor. Günümüz dünyasının değerlerinden bakarsam, kitabın aşırı boğucu havasının toplumsal cinsiyet ve kişinin kendini ifade etmesinin önündeki engellerle bağlantılı olduğunu düşünüyorum. Cem karakterinin gelişimiyle ilgili takıldığım bazı noktalar (belki de pek çok nokta) oldu. Cem son derece rahatsız edici, sıkıcı, belki de kendini okutmak iste(ye)meyen bir karakter. Oysa, kitabın sonraki bölümlerinde ağırlık kazanan Emine/Mine karakteri, çok boyutlu bir gelişim sergiliyor ve Emine'nin hayat içindeki meseleleri, Cem'le ilgili bölümlerdeki kadar bunaltmıyor (beni bunaltmadı). Cem, yapay bir karakter ama aynı zamanda gerçek hayatta da var olabilecek bir yapaylığa sahip. Sorun, bu tür bir yapay karakterin, edebiyatın araçları kullanılarak "canlı" bir bütün olarak sunulabilecekken, yapay olmayan yönlerini bir türlü göremeyişimizden kaynaklanıyor. Kitabın yazılışının çıkış noktası "burjuvazi eleştirisi yazmak" mıydı, bunu bilmiyorum ama Cem, daha doğrusu Her Gece Bodrum'un anlatıcısı okuyucuyu Cem konusunda kandırmış, Cem'i kamusal alandaki sıkıntılardan tanımlayarak bezginlik verici alanda sabit tutmuş oluyor. Cem'in sanki "özel alanı" yok (neyse ki Emine'nin var). Yapaylığının beslendiği kaynak, Cem'in kendini heteroseksist sistem içinde tanımlamak zorunda hisseden ve arzularına ve kendine ad koyamayan, kendi kimliğini kazanamamış bir gay olması. "Crush"ı Murat'ı, "arkadaş" olarak yorumluyor, ona tutulmuş ama "ebedi arkadaş"ı olarak yanında kalması kâfi ve (elinde gerekli kavramsal araçlar olmadığı için anlamlandıramadığı) erotik libido, reddedilişiyle birlikte bir depresyona doğru ilerliyor. Cem depresyondan hiç çıkamıyor ve depresyondan çıkma çabası bir an için bile söz konusu değil. Cem sanırım dünyanın başlangıcından önce de depresyondaydı. Bir insan düşünelim ki, bizde yaratabildiği tek his can sıkıntısı olsun. Böyle tecrübeler yaşanabilir. Ama okuyucu olarak, edebiyat metninde, gündelik önyargıların ve kalıpların dışında temsiller olmasını istiyorum. Cem, bu konuda bir hayalkırıklığı, kötü yazılmış ve okuyucunun beklentilerini varsayan bir gay roleplay'i. Örneğin, Emine'nin erotik gel gitleri konusunda erişimimiz var. Emine'nin "insanlık durumu"na dahil edilebilecek aciz anları, utanç ve heves duyabilişi ve gitmeyi tercih edişi gibi aksiyonları var. Ama Cem (toplumun ona biçtiği rol dışındaki benliği söz konusu olduğunda) kendiyle neler yaşıyor? Örneğin, Cem gündüz düşü de mi görmüyor, Cem en azından kendini tatmin de mi etmiyor, Cem için bu yasaksa Cem bunun gerilimiyle nasıl başa çıkıyor ya da Cem -böyle cinsel yabancılaşma üzerine kurulu bir metinde olduğundan- en azından "ıslak rüya" görüyor mu? Cem'in hiç çocukluk aşkı da mı olmadı? Yoksa, Cem sadece sıkılıyor ve hep sıkılıyor muydu? Gerçi bir ara, Murat'ın, Cem'in İstanbul'daki canlılığına kandığı gibi bir bilgi veriliyor. Cem, en azından, kitap gerçekliğinde de bahsi geçtiği için, İstanbul'da nasıldı? Depresyon hırkası Cem'in derisi olmuş gibi. Cem sadece üzgün. Cem kadınlara kızgın ve tüm gerilimi onu Betigül'le birlikte olmaya götürüyor (ki bu kısım bile Cem'in kendiyle yaşadığı kısımlardaki yüzeyselliğinden daha iyiydi). Cem'in self-reflection'ı (özdüşünümü) ve özsaygısı da yok... hatta ara ara belirip kaybolan bir özsaygısı (bu yönde anlık da olsa bir çabası) yok. Cem mutsuz ve yalnız ve doğarken ölmüş gay stereotipiyle, kendiyle yüzleşme çabasına girmeyişiyle okumayı zorlaştırıyor. Cem'in kendine uyguladığı sansür (aslında kitapta olduğunu varsaydığım otosansür), Cem'i bir tip haline getiriyor; Emine'nin ve çelişkilerinin tasvirinde ise benzer bir otosansür durumu olmadığı için karakter canlanıyor. Cem'in, bence, küçük burjuva olmaktan daha önemli sorunları var. Bu da boylu boyunca ele alınmadığı için kitap bir bunalımlar resitaline dönüşüyor. Diğer yandan, yüzleşme konusunda mütereddit kalmış ama iyi yazılmış ve yine de "bitse de kitabı bitirmiş olsam" dedirten bir resital.
Selim İleri'nin ilk çıkış yaptığı eser. Bodrum'da tatil yapan burjuvaların maceraları anlatılıyor. Belli bir kesim bu kitabın üzerinde çok durur. Naci Çelik Berksoy 1992'de filmini de çekmiş. Bence bu şekilde el üstünde tutulmak için diyaloglara Marksizm, Sosyalizm, proleterya, Komünizm gibi üstünkörü laflar saçılmış. Eleştirmenler o diyalogları kastederek olsa gerek, "kitapta sınıf sorununa değinilmiş" gibisinden yorumlar yapıyor. Yerli yersiz kurgu oyunları da sıkıyor. Her Gece Bodrum'a bir puan veren mutsuz azınlıktanım.
Her gece Bodrum'u Mart 12 kuşağı romanlarından biri olduğu için okudum. Bir Düğün Gecesi ve Şafak gibi başka ünlü Mart 12 romanları okuduktan sonra depresif bir küçük burjuva aydın'ın bilinç akışı okumam gerekmiyor artık. Ama buna rağmen çok eğlenceli ve güzel bir roman. İki farklı defa Bodrum'da kendi romantik tecrübesi yaştığım için belki biraz nostaljile okudum bu romanı. Bir de, çok güzel quotable quotes. Bunu mesela - " hayat bir şiir değildi bir gemicinin seyir defteri yada terkedilmiş bir lunapark fotoğrafı da değildi, ama bir melodramdı". 1970'lerın duygu yapısını kavramak için yetmezdi öykü, o dönemdeki siyaset ve külterel durumunu görebilmek için karakterlerı çok fazla egosantrikler, bütün kitapta sadece bir parağraf zengin olmayan insanları içeriyor, ama ikna edici bir şekilde bir kaç kişinin ilişkileri anlatıyor.
Çoğu kitapta insanın kendinden bir şeyler bulacağı iddia edilir. Bu iddia da en olmayan kitap olabilir Her Gece Bodrum ve yine de en çok kendinizden bir şeyler bulabileceğiniz kitap. Ya Cem'in arkadaş aşkında ve kabalıklardan kırılıp yalnızlığa gömülüşlerinde, ya Murat'ın insanları sırtında kambur gibi duyumsayıp denizle baş başa kalmak isteyişinde ya da Emine'nin dışlanmışlığı ve naifliğinde bir şeyler mutlaka vardır.
Ben bu kitabı Bodrum'da okudum. Yazarın betimlediği denize, beyaz evlere, köpüklü dalgalara, gün batışlarına, rüzgarın ve renklerin insanı sersemletmesine, güneşin gözleri köreltmesine, para tapıncına ve her şeye şahit oldum. Bu yüzden kitap benim için bambaşka bir deneyimdi.
* Selim İleri kitapları arasında en fazla üne sahip olan eserde, yayınlandığı dönemden itibaren şiirsel ve özgün dili ile aynı zamanda tatil beldelelerindeki insan ve sevgi yoksunluğu, umut üzerine şekillenmiştir.
** Kent hayatının acımasız, çıkarcı, hesapçı ve egzoz kokusundan, kalabalığından kaçmak adına Bodrum'a tatile gelen bir grup genç ve yaşadıklarını anlatır. Kitap genel itibariyle konu, tema, olaydan çok bireylerin yalnızlıkları, biribiriyle olan ilişkileri ve psikolojik yapıları üzerinde durur.
*** Bodrum tatiline beraber gelen Cem, Tarık ve Murat zamanla bir kopukluk yaşarlar. Murat ve Tarık fikir uyuşmazlığı sebebiyle Cem'i tek başına bırakırlar. Bir tatil beldesi ve huzur kaynağı olarak seçilen Bodrum varoluşsal sancıları, iç hesaplamaları, cinsel kaygıları tetikleyen mekan haline gelir.
**** Cem bu tatil mekanını ve arkadaş ilişkilerini duyarlı tavrı ve hesaplaşmaları sebebiyle sahte bir dünyanın maskeler takan yolcuları oları görür. Bu açıdan uyum sağlayamaz, ilişkileri kesintiye uğrar. Aidiyet ve sadakat duygularından yoksun bir mekan huzursuzluğun, pişmanlığın mekanı olarak devreye girer.
***** Cem bu hesaplaşmalarında Bodrum'a gelen sakinleri de hedef alır. Eşitsizliğe ve kapital varlığa eleştirilerde bulunarak modern insanın yazgısını ve sosyo-ekonomik yargılarda bulunur. Bu mekanı popüler kültürün ve tüketim metaforunun içinde kaybolan nesne olarak sunar.
****** Cem Modern insanın kaderini resmeden, betimleyen, uyumsuz ve muhalif bir tavırdır. Genel kabullere ve ontolojik verilere savaş ve karşıtlık içerisindedir. Mana arama ve değer kaygıları çerçevesinde isyanın adıdır. Kitap geneli itibariyle ağır ilerlese de küçük burjuva, kent insanın ilişkileri ve sorunlarını büyük bir ustalıkla resmetmiştir. Okuyun...
Selim İleri den okuduğum ilk kitap. Kitap karakterler açısından ve karakterlerin iç sesleri, buhranları ve git gelleri ile beni oldukça etkiledi. Kitabın kesinlikle en sevdiğim ve iç sesini tüm çıplaklığıyla ön plana koyabileceğim karakteriEmine idi. Herkesin kendinden bir şey bulacağı bir kitap olduğunu düşünüyorum. Sanılanın aksine kitap Bodrum'un güzel ve eğlenceli halini değil buhran dolu yalancı yüzünü gösteriyor. Cidden öyle değil mi ?! Tatile giden herkes sahte mutluluklar yaşamıyor mu ? Her şey yemek içmek gezmek eğlenmek gibi görünse bile aslında anlık mutluluklar değil mi ? İçimizde yaşadıklarımızdan ne denli uzaklaşabiliyoruz ki. Sadece ruh halimizi saklayabiliyoruz. Bu bağlamda Cem ve Emine'nin iç sesleri beni okurken düşünmeye sevk etti. Özellikle Emine'nin kerem hakkında düşünceleri, dışlanmışlığıyla birleştirilmiş naifliği ortama uyum sağlayamayışı ve kaçışı....
Kitabın bir de filmi mevcut. Ben filmi daha çok sevdiğim desem mübalağa eder miyim bilmiyorum. Lakin kitabın içine girerken yaşadığım zorlanmayı filmde hiç yaşamadım. Karakterler tamamen okuduğum gibiydi ve kitaba sadık kalınarak çekilmişti. Cümleler bakışlar ve düşünceli ruh halleri aynen yansıtılmıştı.eğer hareket, aksiyon, olay örgüsü aranıyorsa film ve kitap kesinlikle sizi sıkacaktır. Ama ruh halleri,iç sesler gibi durağan psikolojiyi okumak istiyorsanız güzel bir deneyim olacağını düşünüyorum.
"Yirmi yedi yaşında birinin hayatı anlayamamış olması şaşırtıcıydı; tutkulu bir arkadaşlık değildi hayat, dümdüz yalın bir olaydı."
Özellikle ilk 100 sayfası sıkıcılıktan geçilmiyor, korkunç bir giriş ve dil. …yordu, … ediyordu, devrik cümleler, romantikleştirilmeye çalışılan olmadık metaforlar. Gerçekten kitabı bırakmaya karar vermiş ve selim ilerinin ilk ve son kitabı notunu düşmeye hazırken biraz atlayarak, biraz hızlı okuyarak hikayenin ortasına gelince işler değişti. Evet aksamalar olsa da karakterlerin derinine inişi, insan hırsları, basitliklerini açıkça anlatışı sizi yakalıyor. Özellikle karakterlerin kendi sesleriyle iç konuşmaları, hesaplaşmaları çok etkileyici. Emine, Ahmet, Tarık, Cem, Murat, haydar, betigül(?)… hepsi ilginç karakterler ve hayatın bir noktasında size bir arkadaş grubunuzu hatırlatacaklar. Katherine’in de iç sesini duysak şahane olurdu. Ama dediğim gibi kitapta çok aksaklıklar var. Sanki kitabın ilk taslağı basılmış gibi acemilikler dolu. Başka kitaplarına uzun bir zaman sonra tekrar şans verilebilir. İlk 70 sayfayı atlarsanız, kitap sizi sürükleyecek.
This entire review has been hidden because of spoilers.
Selim İleri’nin ilk okuduğum kitabı oldu. Üslubuna alıştıktan sonra kitabı okumak keyifli bir hal aldı. Ara ara kendimi de bulduğum, bazen de içselleştirmekte zorlandığım kısımlar oldu. Karakterlerin birbirlerine dair düşünceleri ve asıl o karakterin nasıl olduğu kısmı bende merak uyandırdı. Önyargı ve gerçek… Tüm bunlarla birlikte okumaya değer buldum. Aynı zamanda Selim İleri’nin diğer kitaplarını da merak ediyorum.
Dörtlemenin ilk kitabı. Türk dil kurumu roman ödülünü kazanmış bir eser olmasına rağmen bence dörtlenin en iyi kitabı değildi. Toplumla olduğu kadar birbiriyle de iletişim sorunu yaşayan bir arkadaş grubunun hikayesini okuyoruz. Aslında bir hikayeden söz etmek mümkün değil çünkü alışılagelmiş şekliyle doğrusal çizgide ilerleyen bir olay akışı yok kitapta. Daha ziyade olaylar karşısında karakterlerin içinde bulunduğu duygu durumunu anlatıyor bize Selim İleri.
Yazar, anlattığı karakterin ruhsal sorunlarını okuyucuya da yaşatıyor. Sayfalarca süren ruhsal betimlemeler "artık bitsin" dedirtti bana. Belki lisans yıllarımda okuduğum için kitaba hazır değildim... Selim İleri gibi bir yazara haksızlık etmek istemem. Fakat ne yazık ki kitap akıcı değil, bunaltıcı bir olay örgüsü ve üslubu var.
Selim İleri'yle tanışma kitabımdı. Kolay bir okuma değildi kesinlikle, iç sıkıntıları, buhranlar, bütün dertler beni bekler tadında bir kitap. Ama yine de bırakmak istemedim. Kitap içinde barındırdığı karakterlerin duygu resitali gibiydi. İç sesler eşliğinde hepsinin duygu dünyalarına giriyoruz. Sanat filmi izler gibi okudum. Sıkıcı ama güzeldi:)
Bireyin topluma yabancılaşması, yalnızlaşması ve bununla birlikte kendi içine dönüşü anlatılmış. Ruh dünyası anlatıldığı için çok durağan ilerledi. Bazen hüzün bazen keder hayatın içinden günümüzdeki insanın ruh haleti...
This entire review has been hidden because of spoilers.
Karışık, karmakarışık düşünceler, ufak durum hallerini sonsuzluğa dökmeler.. Anlaşılması zor, dağınık fikirlerle oluşturulmuş kitap. Okuması aşırı zor oldu. Beğenemedim.
Karmakarışık; sanki yazar anlattıklarını anlamamı istemiyormuş gibi hissederek okudum. Sıkıldım, karakterlerin zavallılıkları yordu. Okumasam bir şey eksilmezdi.
Kitap aşırı sıkıcı başlayıp, biraz hareketleniyor gibi olup sonra napıyorum ben sıkıcı bir kitaptım diyerek bitiyor. Bodrum’dan ve gecelerden soğutmayı başaran yazara selam olsun.
Salçalı patates kızartmasını kağıt külahlara koydurtup yediler,salça ve hardal iştahlarını açtı,akşam yemeğini düşünerek ve bir kadeh,iki kadeh,yüz kadeh içkiye sığınarak yalnızlıklarını,ikiyüzlülüklerini,çağıltılarla,karmaşıklıklarla donanmış iç dünyalarını unuttular. Yadsıyış,horgörü,kendinden kaçalık bir erdem sayıldı.Bireyselliğe karşı çıktılar.Sabahlara kadar konuşup yarını,yeni bir dünyayı,gelecekteki düzeni değerlendirdiler.Yerli halk bu yabancıları hiç rahatsız etmedi,çünkü para onlarla akıyordu.Para sanki her şeyin özüydü.
Bazen başlarsınız bir kitaba ama frekansınız tutmaz. Olabilir. Daha sonra elinize aldığınızda çok seveceksiniz belki. Her gece bodrumu sevmedim demek tuhaf geldi bana. İçim karardı, çok karamsardı gibi şeyler söylense de beğenmedim demek tuhaf olmuş açıkçası. Neyse bence her gece bodrum iyi bir kitap. Dar sokaklarında, üstünüze yapışan sıcağında, hem orada olmak, hem kaçmak isteyişte iyi bir okuma serüveni var. Hele artık o Bodrum hiç var olmamışcasına silinince daha bir anlam kazanıyor “Her gece Bodrum”
Selim İleri’nin romanı (1976). "Bir daha yaşayalım; deniz bizi bekler mi?" görüşüyle biten Her Gece Bodrum’un genel havası, bireyselleşmeyen kişilerin bu yabaniliği daha uzun süre yaşayacaklarını duyumsatmaktadır. • Selim İleri bu eseriyle Türk Dil Kurumu 1977 Roman Ödülü’nü kazandı.