Aşk, rasyonel olanın sessizce çöktüğü noktada başlar.
Güzel Filmler Çabuk Biter, ilkokul mezunu bir sosyoloğun gözünden anlatılan; sınıf farkının, tutkunun ve hayatın sert gerçeklerinin birbirine çarpıştığı sarsıcı bir hikâye. Sokağın keskin diliyle örülen bu roman, görünmeyenlerin dünyasına açılan derin bir yüzleşme sunuyor.
Volkan Sönmez, yalın ama etkileyici anlatımıyla okuru aşkın, hayal kırıklığının ve insanın kendisiyle savaşının tam ortasına bırakıyor. Her sayfada büyüyen bu hikâye, hayatın en gerçek anlarını sinematik bir atmosferle buluşturuyor.
Modern Türk edebiyatında kendine özgü bir ses yaratan Sönmez, bu romanında da okuru uzun süre etkisinden çıkamayacağı bir dünyaya davet ediyor.
Çünkü bazı filmler gerçekten çabuk biter… ama unutmak uzun sürer.
Storytel'in çok dinlenilenler listesinde görünce merak ettim. Radyo tiyatrosu tadındaydı. Hikâye sıradan ama seslendirenler efsane. Sırf onların hatrına dinlenir. Karakter olarak en çok müezzin İsmail'i sevdim, iyi insanlar iyi ki var. =)
Eğlenceli bir kitaptı. Seslendiren kadının itici sesine ilk başta alışmakta zorlandım ama sonra hikaye iyi sardı. "Paranın güçlü olduğunu savunanlara sadece şunu söylemek isterim. Para, insanlara seçme özgürlüğü verdiği için değil, seçeneklerini sınırlandırdığı için güçlüdür." "Weber ’in demir kafes dediği rasyonel dünyada, modern hayatın dayattığı yabancılaşma ve yapaylık içinde duşa kabin, kişisel bir sığınak, hatta bir mikro kaçış alanı haline gelir." "Aslında insan, olmak istediği şey ile yaratmış olduğu şey arasındaki boşluktur."
Storytelde haftanın en çok dinleneni gibi bir listede ilk sırada görünce detaylarına bakıp, birden fazla seslendirme ile her karaktere ses verildiğini görünce listeme almıştım. Maalesef beğenemedim. Bu yazım tarzı hiç bana hitap etmiyor ancak yeni yerli yazarlarda da bunu çok görüyorum. Anlatıcının sürekli benimle konuşurmuş gibi yazılması ama aslında kendi düşüncelerinin tek kanaldan aktarılması okur olarak bana hitap etmiyor. Ben kurgu ve yaratım odaklı okumayı seviyorum, bu kitabın da en zayıf kısmı zaten kurgusuydu. Hikayeye eklenen felsefi atıfları da çok fazla buldum. Yazarı Volkan Sönmez ile ilk kez yolumuz kesişmiş oldu ama neyse, yerli yazarları çok eleştirmeyi sevmem. Kitabı sevenlere de saygı duyuyorum o nedenle yazar arkadaşa kariyerinde başarılar dilerim.
En büyük artısı seslendirme kadrosu ve kalitesiydi. Kitabın en başından itibaren sevmediğimi ve benim tarzım bir kitap olmadığını anlamıştım ancak seslendirme dinlemeye devam ettirdi diyebilirim. Nispeten kısa yapısı ile de sonuna kadar devam ettim. Çoklu seslendirmeleri birkaç İngilizce kitapta tecrübe edip çok beğenmiştim, umarım örnekleri artar.
Storytel'de en çok dinlenenler arasında gördüm bu kitabı ve merak ettim. İlk kez bir Volkan Sönmez kitabını dinledim veya okudum. Baş karakteri çok sevdim. Tam olarak roman değildi gibi geldi bana, felsefi özlü sözler öylesine derindi ki, bir an roman mi kurgu dışı kitap mı şaşırıyordum. Sosyoloji okuma hayali olan genç bir erkek, duyguları, hayatta yer edinme çabası, saflığı, sevme biçimi, her şeyiyle etkiledi beni. Sarkastik diyaloglar daha da eğlenceli bir hale getirdi sesli kitap deneyimini. Dahası, meşhur oyuncuların seslendirme yapması resmen kitabı bir film gibi gözümde canlandırdı.
Storytel’de radyo tiyatrosu tadında, birçok yetenekli oyuncunun sesinden daha da bir keyifle dinlediğim bu kitabı fiziken elimde tutup okusaydım da büyük keyif alırdım bence. Ana karakter beni çok güldürdü. Sesli kitap dinlerken uzun zamandır sesli gülmemiştim. Hikaye ve karakterler de çok güzel örülmüş. Zeki, espirili ve “verimli” bir roman. Novella desek daha doğru mu olur acaba. Oldukça kısaydı çünkü. Ama tam tadında bıraktı. Yazarın diğer eserlerini de merak ettim ve okuyacağım.
Volkan Sönmez bence oldukça eğlenceli bir dili olan yazar. Okurken gerçekten akıp gidiyor.
Bu kitabı yolculukta sesli kitap olarak dinlendim. Tiyatro gibi yapılmış hoş bir ambiyans katmış. Yazarın kurguladığı dünyada ana karakter bu kadar donanımlı olunca ben çok inandırıcı bulamıyorum. Sonunun bağlanacağı kısım ortasından belliydi ama yine de aktı.
Vay be... Cidden vay be... Gözlerim dolu dolu bitirdim. Bu arada kitabı okumadım, storytel'den dinledim, seslendirenlerle ilgili bir çift laf etmezsem hatırları kalır, başta Murat Eken olmak üzere hepsi harika iş çıkarmış, tebrik ederim. Storytel'de genellikle bir kitabı tek bir seslendirmen okur, bu yüzden bazen diyalogları takip etmesi ve iç sesi diyalogdan ayırt etmesi zor olur ama bu kitapta her karakteri ayrı bir kişi seslendirdiği için takip etmekte hiç zorlanmadım. Gelelim kitabın içeriğine... Aslında son kısma gelene kadar fikirlerim oldukça olumsuzdu, hikâyenin kurgusu çok basit, yer yer de klişe gelmişti, hele bazı yan karakterlerin hayat hikâyeleri yeşilçam filmlerinden aşırma gibiydi. Tabii bir kitabı dinleyerek takip etmek, okuyarak takip etmekten daha zor benim için. En basitinden, dinlediğim kitapları çoğu zaman ya yolda ya ev iş yaparken, yani hareket halindeyken dinlediğim için not alma fırsatım olmuyor. O yüzden de bu incelemeyi yazarken sadece hafızamda kalanlara güvenmem gerekiyor. Bir de çapraz okuma işini biraz abartıp aynı anda 6-7 kitaba devam ettiğim için bu kitabı ömrünüze bereket tam 76 günde bitirmişim. Neyse çok uzattım, devam edeyim... Dinlerken baş karakterimiz Arif'in sürekli yazarlardan, filozoflardan alıntılar yapması, o alıntıların üstüne söz söyleyip serbest çağrışımla aklına uçuşan apır sapır düşünceleri paylaşması hoşuma gitmişti. Tabii burada okurken edebi hazdan bayılacağınız, beyninizin yanacağı upuzun cümlelerle, bilinçakışı tekniğiyle yazılmış paragraflardan bahsetmiyorum. Bir arkadaşınızla muhabbet ederken kuracağınız basitlikte ve bazen de küfür içeren cümleler işte. Sevdim mi sevmedim mi arada kaldığım bir diğer konu da Arif'in tüm sohbetlerine yedirdiği genel kültürüydü. Yani sevgilisiyle Guinness marka bira içiyor ve ordan Guinness Rekorlar Kitabı'nın çıkış hikâyesinin, bu biranın sahibine dayandığını anlatıveriyor kıza. Bu kısımlar şöyle hissettirdi; yazar sanki bir şeyler araştırırken bu hikâyelerle karşılaşmış ve "ben bunları ileride yazacağım bir romanda kullanırım" diyerek not almış da aralara serpiştirmiş gibi. Bu da gayet doğal bir durum aslında, dediğim gibi sevip sevmediğim konusunda net değilim, ben galiba bu kadar çalışılmış, ciddi bir proje gibi planlanmış metinler okumaktan çok hoşlanmıyorum. Gerçi (aynı yazı içinde kendimle çeliştiğim kaçıncı cümlem olacak bilmiyorum ama) bu kitap o kadar çalışılmış duran bir metin de değil, okursanız/dinlerseniz göreceksiniz, akıp gidiyor. Okursanız çok yüksek ihtimalle beğeneceksiniz. Ben beni duygulandıran son kısma da azıcık değinip bitireyim. Kitabın bitmesine son 2 dk 55 sn kala Arif'in iç sesini dinlerken arkadan bir müzik giriyor, çok hafif ama nasıl duygusal. Arif'in kurduğu cümlelerle birleşince öyle acıklı bir fona dönüşüyor ki, çok sevdiğim bir şarkıyı loop'a alıp arka arkaya defalarca dinler gibi o kısmı geri sarıp tekrar tekrar dinledim.
Okumak için alır mıydım, bilmiyorum. Bir pazar günü dinlemek için ideal sürede olduğunu görünce storytelde dinlemeye başladım seslendirenlerin başarısı sayesinde bitmeden kapatamadığım bir kitap oldu.
Bu kitabı okuma! Storytel'de dinle. Muhteşem bir radyo tiyatrosu keyfi.. Hatta Volkan Sönmez de kendi karakterini seslendiriyor :) Konu olarak fena değildi, ortalama bir Sönmez romanı. Yazarı fazla yerli ve milli buluyorlarmış, ben pek öyle hissetmedim.. Hani alerjin varsa böyle durumlara, uyarayım :)) Alıntı yapmayacağım çünkü yaptığım alıntılar yazara ait değil, kitabın arasına serpiştirdiği varoluşçu felsefeye ait ;)