-İnsanın psikodramaya da gereksinimi yok, bence.
Kendini hayalinde bitmemiş işi olan insanın yerine koyarak, onunla diyaloga geçebilir, ve onun koşullan ile olaylara bakarak, empati kurarak, onun davranışını anlayabilir, ve belki de affedebilir.
-İnsan affedince bitmemiş iş kalmıyor, değil mi?
-Evet, affetmek bu nedenle sağlıklı bir davranış. Tabii, affedebilmek, dilden değil, gönül ve kafayla affedebilmek büyük bir gönül zenginliği ister. Egosu şişkin, egosu çabucak kırılabilen insanların yapabileceği bir şey değildir bu.
___
“Nikâhta kim kimin ayağına basacak hadisesi, bu evlilikte
kimin kimden korkacağı belirleyeceği için önemli. Kimin kimden korkacağı belirlenmiş ortamlarda disiplin vardır. Bizim disiplin anlayışımız bu. Evde disiplini sağlamak için otorite durumunda bulunan ana, dede, veya büyükanne asık suratlı olmalı. Aksi halde korkmazlar. Okulda disiplini sağlamak için öğretmen sınıfta asık suratlı olmalı. Aksi halde sınıfta disiplin sağlanmaz. Okulu yönetenler öğretmenlere karşı asık suratlı olmalı, aksi halde öğretmenler geç gelmeye, eften püften mazeretlerle işi aksatmaya başlarlar; disiplin bozulur. İş yerlerinde yöneticiler asık suratlı olmalı; yoksa çalışanlar işi aksatmaya başlarlar."
__
-Nimete basılmaz, şiir gibi güzel bir değer. Nimete basılmaz
değerinin altında neler görüyorum, sana söyleyeyim: yaşama saygıyı görüyorum. Biz kıtlık çekmiş, yoksulluğun ne olduğunu bilen bir toplumuz. Yaşama saygı var. Emeğe saygı var. İşbirliğine saygı var. Doğanın üretkenliğine saygı var. Aç insanla empati var, onun açlığına saygı var. Nimete basılmaz, güzel bir değer, umarım bunu hiçbir zaman kaybetmeyiz.
__
-Çocuk sürekli yetişkinin davranışını gözler; bu
davranışlardan anlam çıkarmaya çalışır. Yetişkinin davranışı tutarsız, açıklanamaz, söylenene uymayan türden olduğu zaman çocuk şaşırır ve hem kendine hem de içinde yaşadığı dünyaya güveni temelden sarsılır. Bu nedenle çocuk içinde bulunduğu gerçeği algılamamayı öğrenmeye başlar; içinde bulunduğu ortama getirdiği bilinçte bir azalma görülür.
___
‘Sora sora Bağdat bulunur,’ sözü bizim kültürümüzden
çıkmış olsa gerek. Çünkü yollara gerekli işaretleri koyma gereği duymamamızın bir nedeni olmalı. Bilinçli bir neden değil, ilişki kültürü içinde olayları algılama ve değerlendirmemizden
kaynaklanan bir neden. Bizim kültürün temel ‘niyetliliği’ insanların birbirine muhtaç olduğu bir dünya yaratmak. Her şeyin açık seçik belirgin olduğu, kurallara göre işleyen bir ortamda bu niyeti gerçekleştiremezsiniz. Yol işaretlerinin olmaması, insanları birbirine muhtaç kılar. ‘Sora sora Bağdat bulunur.’ Burada kritik farkındalık sormak. Peki ya sorduğun sana bildiğini söylemez ise. O zaman onunla iyi geçinmek, onu mutlu etmek zorundasın. Bu mutlu etmenin içine çoğu kere rüşvet de girer. "
___
“Nesnel ben cömert olamaz. Nesnel ben korku ve kaygıyla
sürekli sahip olmak ister; vermek istemez. Verdiği zaman, verdiği şeyin karşılığını daha iyi alacağını umut ediyordur.
____
“Aydınlanma dönemi bir yandan insanın aklını ve
özgürlüğünü birinci plana çıkarttı, diğer yandan, bu devrede ‘deli’ dedikleri insanları ‘akıl hastaneleri’ne kapamaya başladılar. Akıl ve özgürlük önemli değerlerdi, ama, eğer birileri filozofların, bilim adamlarının ‘akıl’ ve ‘özgürlük’
doktorların, tanımlarına uymuyorsa, bu kişiyi kurumlara kapamaya ve hapse atmaya başladılar. Böylece akıl hastanesine atılanlar, dışarıda kalanlara, aklın ve özgürlüğün ne kadar önemli olduğunu belirtmek üzere gösterilmeye başlandılar. “Kimseyi akıl hastanesine koymazsan, aklın, mantığın ve özgürlüğün bir anlamı olmayacaktı; çünkü bu yokluklarıyla karşılaştırılarak anlam kazanırlar. İnsanlar kendilerini zıtlarıyla karşılaştırarak tanımlarlar; tabii kendilerini karşılaştırdıkları ‘öteki’ kişi kendilerinden daha aşağı, daha anormal, daha tuhaf o-lan insanlardır. Bu sürece ‘ötekileştirme, öteki yapma’ denir. Ötekileştirme sürecini kullanan insan, diğer insanı aşağılayarak, kendinin normal olduğunu tanımlar.
___