BU KİTAP, GERÇEK KİŞİLERDEN ESİNLENİLMİŞ BASİT BİR KURGU DEĞİL, PARANIN AHLAKIN YERİNE GEÇTİĞİ, HER ŞEYİN MUBAH SAYILDIĞI BİR DÜZENLE HESAPLAŞMANIN ROMANIDIR.
Yeniköy’ün siyah yalısında sabaha kadar süren partiler... Siyah tuvalet kâğıtları, karanlık odalar, uyuşturucu, istismar ve gücün her şeyi satın alabildiği bir cemiyet... Şehir efsanelerinin gölgesinde kalan o yalıların kapıları, içeriden biri sayesinde ilk kez halka açılıyor! Paranın, nüfuzun, suskunluğun ve cezasızlığın nasıl bir ağ ördüğünü, genç hayatların o ağ içinde nasıl tüketildiğini okumaya hazır mısınız? Deniz Akkaya, Türkiye’nin en görkemli ailelerinin ardındaki görünmeyen dünyayı, “dokunulmaz” zannedilen çevrelerin karanlık yüzünü cesur bir dille anlatıyor. Bu kitap yalnızca bir aileyi değil, bir zümrenin ruhunu ifşa ediyor.
Magazinsel dürtülerimin çoştuğu ve kitabın da trend olduğu bu dönemde okuma kararı aldım. Keşke almasaymışım. Kapak görseli ve basında çıkan haberlerde sanki Turkish Epstein anlatılıyormuş gibi lanse edilip, promosyonu yapılmış ama alakası yok. Deniz'in yıllar önce sevgilisiyle girdiği arkadaş ortamını ve partileri anlatan bir kitap. Hatta kadın o kadar egolu ki, kitabın başında sevgilisiyle sırf bu romanı yazmak için beraber olduğunu gözümüze sokacak kadar aciz. Bir günlük okuyo gibiydik ilk 100 sayfada, sonrasında olay tamamen uyuşturucu etkisinde görülen halüsinasyonlara dönüyor ve işte orada zaten kitabın 3 puanı, 1'e düşüyor. Gerçekten çok gereksiz, magazinkolik olan benim ilgimi bile diri tutamadı. Sonunda da herşeyi karmaya bağlaması çok zorlamaydı. Hele sırf Rosalia - Berghain biliyorum diye sonuna onu da serpiştirmesi eh yani pes. Hobi olarak yine yazın ama kendi günlüğünüzü yazın.
This entire review has been hidden because of spoilers.
Beklediğimden iyi. İnsanlar o kadar saçma sapan konuştular ki zaten öyle olmayacağını tahmin ediyordum. Bir kadın güzel, havalı, donanımlı, eğitimli diye bu kadar kıskanılır mı? Kitabı okumadan fikri varmış gibi yapanlarla çok dalga geçerim her zaman, bu da böyle. Kötü yazılmış, kendi yazmamış, yardım almış edebi yazılmamış; iyi misiniz klavye cahilleri? Bir karar verseniz ya yardım alınmıştır, ya kötü yazılmıştır. İkisi birden olamaz ya hani. Neyse bu kitap tam kurgu değil. Anı hiç değil. Benim okuduğum aynı tür yazarlara göre bilgi daha çok, bir tek zaman konusunda bir öyle yazmış bir böyle diyenler belki biraz haklı. O da çok bariz değil, bazen bir yazar bambaşka bir şey düşünüp, yapmak istemiş de olabilir. En başta Yeniköy’ü yerlere göklere koyamayınca eyvah dedim, çünkü aristokratlar asla ve kata yaz kış yalıda oturmazlar. En başta Padişahlara özenen paşaların seçimleridir bu yalılar. Sonrasında da el değiştire değiştire bu günlere gelmiştir. Yalıları rutubetten tuzdan koruyabilmek büyük para olduğundan, miras da bölüne bölüne gittiğinden şimdi yalı alanın başka bir kategoride değerlendirilmesi lazım. Yalıyı sattıklarında harika, özel dokunmuş ipek halıların eski diye yerlerden sökülüp atıldığına veya kapıcılara verildiğine şahit olan sahiplerinin nasıl dalga geçtiklerine tanıklar çok. Neyse ben başka kitaplar da yazabileceğini düşünüyorum Akkaya’nın. 1500’lerde veba pandemisinden sonra salgına dönüşen sürekli dans etme, kendini durduramama, sonunda da çoğunlukla düşüp ölme hastalığından bilgi sahibi olması şaşırttı beni. Zamanında konudan söz ettiğim çok kişi trene bakar gibi bakmıştı çünkü.
50centin diddy ile alakalı belgeselinde yaşadığım hayal kırıklığının aynısını yaşadım. türkiyenin creme de la creme tabakasını ifşa eden cesur bir kitap gibi tanıtıp olabilecek en safe şekilde hatta belki bazı kısımları daha da cilalayıp okuyucuya sunmuş, dokunduğu hemen her konu havada kalmış bir yazma girişimi. karşısına aldığı kitlenin sebep olabileceği şeyleri düşününce kolay bir iş olmayacağını anlıyorum ama o iddialı lansmanın altını hiç dolduramıyor. elini o kadar da taşın altına koymak istemiyorsa da bu girişimde hiç bulunmamak belki böyle ne idüğü belirsiz bir şey yazmaktan daha hayırlıdır. ayrıca deniz hanımın sahip olduğu genel kültür fazlasıyla gözümüze sokulmuş. çok kültürlü ve eğitimli biri olduğunuzu anlıyoruz deniz hanım, mesaj yerine ulaştı. umarım gerçekten daha cesur ve eksikleri telafi edilmiş bir devam kitabı gelir ya da yazma işinin çok da size göre olmayabileceğini kabullenirsiz.
Bret Easton Ellis'in 80'li yılların ortasında Los Angeles'ta, Less than Zero romanında anlattığına benzer bir şekilde, sosyetik yuppie saçmalıklarını ve aşırılıklarını, Deniz Akkaya, 2026 Türkiye'si için anlatıyor. Tabii çok daha sığ, çok daha savruk ve çok daha klişe bir biçimde... Romandaki karakterlerin gerçek hayatta karşılıkları varmış. Bu açıdan bakıldığında ortaya çıkan şey bir romandan ziyade, Akkaya’nın içinde bulunduğu çevreye açtığı kişisel bir hesaplaşma gibi duruyor. Özellikle bazı isimleri hedef alarak bilinçli biçimde can yakma isteği hissediliyor. Okumayan hiçbir şey kaybetmezken, böylesine sıradan bir metinde, yüzeysel de olsa genel kültür adına birkaç bilgi kırıntısı ile yeni lüks markaların isimleri gibi incir kabuğunu doldurmayacak şeyleri öğrenmek yine de mümkün. Burada kitaplara bir yıldız verdiğim çok olmaz ama bu kitap aslına bakarsanız yarım yıldızı hak ediyor.
Anlam kaymaları, her cümlede en az beş tane tutarsız zaman kullanımı, kelime dağarcığı desen zaten… yok gibi.
Bir plot yok. Bir takım olaylar anlatılıyor sonra birden yazan kişi araya retorik soru sokuşturuyor. Kişisel günlük, YouTube bilgilendirme videosu scripti, uyduruk ama tutarsız karakterler çorbası. Aynı sayfada yer alan altı paragraf varsa en az beş tanesi aynı özne ile başlıyor.
Yazan kişinin vermeye çalıştığı mesaj ve içeriklerden etkilenenler de olmuş. Bence elle tutulur, üzerinde düşündürecek bir mesajı da yok. Utanma, utanmama, karma, kuş… okay. Eğer bu kitaptan etlilenen biriyseniz 320 sayfacık okuma kapasitenizi daha verimli bir işe harcayabilirdiniz.
Kitabın editörlüğü konusuna girmek bile istemiyorum. Yapay zeka ile düzenleseler çok daha tutarlı ve akıcı olurdu.
Edebi acidan kesinlikle cok basarisiz. Ancak okuma sebebim sirf bogazdaki siyah yalida neler oluyormuşu öğrenmek icindi. Çünkü isimler gercek olmasada burda anlatilanlarin gercek oldugu gibi bir iddia var. Gerçekten boyle yasamlar var mi, varsa yaziklar olsun dedirten bir hikaye. Deniz kenarinda guneslenirken okunacak hafif kitaplardan.
Beklediğimden çok daha iyiydi, kendiside bir edebiyat romanı yazma yazma niyetinde değilmiş eleştiriler bu yönde olmamalı. Ben şahsen klişelerden uzak olay örgüsünü ve aforizmalarını beğendim.