"Üç tutku yönlendirdi hayatımı: Sevgi açlığı, bilgi arayışı ve başkalarının acılarına yönelik dayanılmaz bir merhamet.
Aşk ve bilgi göklere yükseltti ama merhamet her seferinde çekip yere indirdi beni. "
Bertrand Russell.
Bu alıntıyla başlayan bir kitap,
Şükrü Erbaş’ı çok severim. Yazdıklarında dingin, sakin ve oturaklı bir ses olduğunu düşünüyorum. Şiirleri zaten güçlü ama Pervane’de, deneme tadında kaleme aldığı anlatılar bambaşka bir imgelem gücüyle yazılmış. Bu metinlerdeki duyarlılık ve derinlik, yer yer şiiri bile geride bırakıyor.
Karacaoğlan’dan Borges’e, Javier Marías’tan Cioran’a kadar uzanan geniş bir düşünsel ve edebi alandan yaptığı alıntılar, her biri ayrı bir dünyanın kapısını aralayan işaret taşları gibi. Onun metinlerinde bir yerden sonra yalnızca yazıya değil, yazının dokusuna da kulak veriyorsunuz.
Şiirleri ise açıkçası bir kez okunup geçilecek türden değil. Her biri, çoklu okumalarla anlam katmanlarını açan, betimlemeleriyle derinleşen yapıtlar. Şükrü Erbaş’ın diliyle kurduğu dünya, hem içe dönük hem de evrensele açık bir sesleniş gibi: sade ama sarsıcı.
Bu sihirli cümlelerle bitiyor,
" Ey sözün billuru
Sensin kalbimden dünyaya yürüyen hayranlık."
🖤