“Dışarıda yağmur yağıyor, üstüm ıpıslak, kalbim kupkuru ve ben yapayalnızım. Kendimle alakalı her şeyi pekiştirerek söylemek zorundayım, kalbim apacıyor.”
Sene 1992, ülke geçirdiği zor dönemin izlerini hâlâ taşıyorken henüz yoluna girmiş bir düzen yoktur. Bu düzensizliğin içerisinde aynı evde doğup büyümüş olan Firuze ve Ecevit birbirlerinin tek ve en sevdiği oyun arkadaşıdır. Yetişkinlerin kavgalarının ötesinde, boya kalemleri ve oyunlarıyla büyüyen iki çocuğun doğarken beraber yazılan kaderleri bir doğum gününde sert bir silgiyle silinir ve hiç var olmamış gibi birbirlerinden koparlar.
1992’nin 16 Kasım’ında siyasetin ünlü ismi Atilla Akın’ın biricik kızı Firuze Akın için doğum günü partisi düzenlenir. Partide işlenen cinayet suçluları masum, masumları suçlu yapar.
Firuze Akın’la aynı gün doğan oyun arkadaşı Ali Ecevit Tarhan onuncu yaş gününe girdiğinde omzunda apolet misali taşıdığı bir cinayet suçu vardır artık.
İyi çocuk, kötü çocuk. Çiz üstünü. Suçlu çocuk, masum çocuk.
ecevit ve firuze benim yarali kugularim onlarca kitap okudum hicbiri bu kadar icime islemedi onlar gerceklermis gibi hissediyorum bazen kendimi onlara dua ederken buluyorum bolum geldigi gunun sabahi gozlerim davul gibi sisiyor aglamaktan helak oluyorum her sabah okula giderken onunden gectigim mezarlikta eger firuze olduyle umarim mezarinda akin degil tarhan yaziyordur diye dua ediyorum onlari o kadar benimsedim ki yasadiklari seyleri sanki ben yasiyormusum gibi hissediyorum ikisine de kizamiyorum cunku ikisi de hic normal seyler yasamadi hayatlari mahvoldu ikisini mutlu bir sonda hayal edemiyorum cok imkansiz geliyor firuzenin ophelia gibi olecegini dusunuyorum o bataklik oyle derin ki niluferi icine cekecek olecegine kendimi alistirmaya calisiyorum umarim firuze olmeden ecevitin onu affettigini firuzeyi nadide cicegi olarak gordugunu ve guzelliginin cok para ettigini soyler onlari cok seviyorum ve her daim sevecegim lutfen okuyun pisman olmazsiniz 10/∞
Dilan'in yazım tarzını cok seviyorum, Serceyi Öldürmek'in konfor kitabım olmasi da bunun gostergesi aslinda.
Güzel bir kurgu, yazarın baya arastirma yapması, emek harcaması gerekmistir diye dusunuyorum; hem hukuk, hem siyasetin işin içine girmesinden öte. Ayrıca gazete fikri de cok başarılı. Bu kadar ovmeme ragmen neden 4 yıldız verdiğime gelecek olursak; bir dramsever olarak bu kitap bana bile cok geldi, Ecevit ile Firuze neredeyse hic nefes alamadi, bize de aldirmadilar. Sürekli kahır kahır kahır. Yahu zengin kızın yediği menemene bile hüzünlendim. Gerçek hayatta cok daha agirini yaşayan elbet vardir ama bir kitap için çok boğucu geldi açıkçası.
Kitabın benim yaşadığım yerlerde geçmesi de ayrıca hoşuma gitti. Firuzenin atölyesinin, hangi sokaklarda yurudugunu, Seher'in evinin nerelerde olabileceğini tahmin etmeye çalışmak ufaktan bi zevk veriyor.
“Geldim baktım, öldün mü kaldın mı diye” “Kaldım”, dedim. Maalesef ki kaldım. “Ölseydim bir şey değişecek miydi?” “İki lokma ekmek fazla yerdim.” ‘Bir insanın hayatında iki lokma ekmek kadar yer kaplamak.’
“Şimdi ben bu yarayı kanattım. Suçlu ben miyim yoksa bu yaraya sebep olan mı dedi. Sence Ecevit suçlu bu yarayı açan mı bu yarayı deşen mi?”
çok övüldüğü için sevmeyeceğimi düşünerek başlamıştım ama bayılacağımı beklemiyordum. daha kısa sürede bitireceğimi biliyordum ama araya bayram vs girince süresi uzadı. umarım en kısa sürede 2. kitabı çıkar.