1917’de doğan; hayatı Kırım’dan Stalingrad’a, Nazi kamplarından Ankara’da Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi’nde Rus Dili hocalığına uzanan, yoksulluk, baskı ve vatansızlıkla sınanan bir hayat. Atlattığı onca badireye rağmen insani değerleri, merhameti ve umudu kaybetmemiş bir kişilik Şefika Karaşay Ortaylı.
Şefika Ortaylı, 20. yüzyılın en sert kırılmalarını yaşamış bir kuşaktan. Çocukluğunu ve gençliğini savaşların ve ideolojik baskıların gölgesinde geçirdi; Türkiye’de ise yüzlerce öğrenci yetiştirdi. Bu sayfalarda şekillenen yalnızca bir öğretmen ya da akademisyen değil; anlatmayı seven, dinlemeyi bilen, insanları kökenlerine, inançlarına ya da siyasi tercihlerine göre ayırmayı reddeden güçlü bir vicdanın portresi.
Nuriye Ortaylı, annesinin yıllar boyunca günlük sohbetler sırasında aktardığı anıları bir araya getirirken kişisel bir hafıza kaydı tutuyor. Büyük tarih anlatılarının dışında kalan, çoğu zaman görünmeyen insan hikâyelerini görünür kılıyor. Sürgünlerin, savaşların ve sessiz direnişlerin içinden geçen bu anlatı, insanın her koşulda nasıl insan kalabildiğini hatırlatıyor.
Annem Şefika, “enteresan zamanlarda” yaşamış bir kadının hayatından süzülen tanıklıklarla, bugünün dünyasına doğrudan seslenen bir hafıza kitabı.
Annem için almıştım, sayfalarını karıştırırken okumaya başladım. Rahat okunan, güçlü bir kadının biyografisi. Çok zor şartlar altında bir kadın ne büyük işler başarmış. Bilmediğim siyasi/ tarihi bazı şeyler de öğrendim. Ancak konuyla ilgili verilen ek bilgilerin sayfa yerleşimlerini akıcılığı bozduğu için beğenmedim. Bu bilgi kutucukları belki bölüm sonlarında yer almalıydı.
Bir anne belgeseli, hem geçmişin hikayesi hem yazarın derlediği kavramsal bilgiler var kitapta. Kolay okunuyor. Şefika Hanımın son evladı Nuriye Ortaylı’nın isim seçiminde babası İlimdar olsun diyor. Bir daha da ne kitabın herhangi bir satırında, ne de internette Kemal Ortaylı’ya dair hiçbir bilgi bulunamıyor. Kitabı şu düşünce ile tamamladım; üç doğum ve dört çocuklu bir evlilikte 2020’de sona eren hayatının bir yerinde Şefika Hanımın eşine, çocukların babasına ne oldu?
This entire review has been hidden because of spoilers.
Son derece güzel bir biyografi olmuş ,Kırım Türkü köklerim olması sebebi ile özel olarak ilgimi çeken bu kitapta geçtiğimiz yüzyılın Rusya tarihini ve Kırım Türklerinin inanılmaz mücadelesini bir ailenin özel yaşamı üzerinden gözlemliyorsunuz.Büyük savaşlar ,ihtilaller ,aile bireylerinin savruluşları ,çalışma kampları ,sürgünler,rejimin baskılarını, mücadele azmi ve yaşama sevincini hiç yitirmeden göğüslemeyi başarmış bir aile öyküsü bu.Bu vesile ile kitabı kaleme alan Nuriye Ortaylı teşekkür eder ve büyük tarihçimiz İlber Ortaylı ve kıymetli annesi Şefika Ortaylı ve babaları Kemal Ortaylı’ya rahmet dilerim .
Nuriye Ortaylı’nın annesinin hayat hikâyesini anlattığı kitabı yeni tamamladım ve yorumlarımı yazmak istedim.
İyi, yetenekli, çalışkan ve mutlu bir birey yetiştirmenin —kim ne derse desin— büyük ölçüde annelerin işi olduğunu düşünüyorum. Yıllar içindeki deneyimlerime göre, bir çocuğun kişiliğini ve hayata karşı duruşunu öncelikle annesinin hayata bakışı, tepkileri ve yaşam biçimi belirliyor. İnsan, çoğu zaman farkında bile olmadan annesinin kişiliğini yansıtır, içselleştirir ya da bazı çatışmalı durumlarda reddeder. Ama her durumda, en ince detaylarda, zihnin en derin ve gizli duygularında bile annelerin izleri vardır.
İlber Ortaylı gibi bu ülkenin yetiştirdiği çok önemli bir entelektüelin nasıl bir anne tarafından yetiştirildiğini hep merak etmişimdir. Bu kitabı duyar duymaz hemen aldım ve okudum. Gerçekten inanılmaz bir hayat hikâyesi…
Rusya’nın 1900’lü yılların başından itibaren yaşadığı siyasi süreçlerin insanlar üzerindeki etkisini çok çarpıcı bir şekilde gösteriyor. Siyasiler kendi aralarında kararlar alıp savaşırken, o coğrafyada yaşayan insanların hayatlarının nasıl mahvolduğunu, nasıl zorlaştığını, onların adeta bir makine ya da sayı gibi görüldüğünü acaba gerçekten fark ediyorlar mıydı?
Aslında romanlarda ve en önemli eserlerde bile arka planda hep savaşların izleri vardır. Dönüm noktalarının ne hayatlar bitirdiği, kaç hayatı değiştirdiği ya da yok ettiği anlatılır. Savaşlar ne için olursa olsun, ideolojiler ne kadar güçlü olursa olsun, hiçbirinin bir insan hayatından daha anlamlı ya da daha meşru olmadığını bir kez daha hissettim.
Şefika Hanım’ın doğumundan itibaren Bolşevik Devrimi, savaşlar, İkinci Dünya Savaşı, göçler ve kamplar… Tüm bu süreçler içinde hayatta kalabilmiş olması bile, aslında milyonlarca insanın nasıl yok olup gittiğinin de bir göstergesi.
Şefikanın en sevdiğim yönü ise hayat enerjisini ve mutluluğunu hiçbir zaman kaybetmemiş olması. Her şartta öğrenme isteğini koruması, hatta bunu güçlendirmesi, onu ömür boyu dinç ve üretken tutmuş. Sürekli çalışan, üreten, öğrenen biri olması ve hiçbir zorluk karşısında şikâyet etmeden mücadele edebilmesi gerçekten inanılmaz.
Kitapta beni çok etkileyen pek çok detay vardı. Örneğin kakaolu sütün onlar için ne kadar kıymetli bir içecek olması, Gürcistan’da bir müzede kraliçenin portresini gördüğünde ilgili şiiri ezbere okuması, abilerini yıllarca göremeden kaybetmesi… Savaş ortamında bile çocuklara tiyatro oynatması, küçük yaşta Rusça öğrenmek için gösterdiği çaba, yaramaz çocuklarının çok zor aldığı fincanlarını kırarken çok eğlenmeleri… Gezmek ve görmek için her türlü zahmete katlanmayı göze alması ve 90’lı yaşlarında bile seyahat etmeye devam etmesi…Kırım’a ayak basmaları yasak olan kırım tatarlarının o bahtsız hikâyeleri de zihnimde yer etti.
Onları tanıdığıma gerçekten çok mutlu oldum.
Eser, edebi açıdan da oldukça akıcı, belgelere dayandırılmış güçlü bir biyografi. Çok sevdim. 🙏🏻