Kısa ama dev bir roman. Hafıza, suçluluk, duygusu, inkar gibi kavramlar üzerinde düşünmemizi sağlıyor. Bir siyasi meselesi olan, ama bunu bağırmadan, ustalıkla dile getiren bir eser. "Biz" olamayan azınlıkların dramını, hatalarımızın harcıyla hayatla aramızda kurduğumuz köprüyü anlatıyor. Aşağıdaki başlangıç paragrafıyla tokat gibi çarpıyor, elinizden bırakamadan bir nefeste bitiriyorsunuz adeta:
"Ne kadar kalabalık bir evde büyürsen büyü, baban, kardeşlerin olsa bile annen o evde yoksa, hayatla arandaki mesafe kapanmayacaktır. Baştan kaybedeceğin bir yarışa girmişsindir. Hayat hep senden daha hızlıdır. Görürsün, iyice yaklaşırsın, burun buruna gelirsin, gözlerinin içine bakarsın, artık gitme diye yalvaracak olursun, nasıl kaybolup gittiğini anlamazsın, rüyaların bile izin vermez onu yakalamaya. Tam bir yerinden tutacakken, her defasında uykun ihanet eder. Bir boşluğa uyanırsın. Neredeyim, diyen sesin bile senin değildir."