Bir cinayetle başlar her şey. Yağmurun altında, yeni yükselen gökdelenlerin gölgesinde gerçekleşen bir infazla... Gürkan’ın öldürülmesi, İstanbul’un arka sokaklarından devletin en derin koridorlarına uzanan bir hikâyenin kapısını aralar. Cinayetin ardındaki sır; geçmişten bugüne taşınan kirli hesaplaşmaların, faili meçhullerin ve saklanan gerçeklerin izini sürmeye zorlar. Timur Soykan, Zavallı’da polisiye gerilimi politik bir arka planla birleştirirken Türkiye’nin yakın tarihindeki karanlık dosyalara, derin devlete ve adaletin kırılganlığına bakıyor. Kaybolan bir genç kızın izi, faili meçhul cinayetler, derin operasyonlar ve vicdanıyla baş başa kalmış insanların hikâyeleri birbirine dolanırken okur da şu soruyla yüzleşiyor: Gerçeği kim önemsiyor? Gazeteciliğiyle olduğu kadar edebiyatıyla da adaletin izini süren Timur Soykan, Zavallı’da kokuşmuş bir düzenin içinden gerçeğin gücüyle çıkıyor!
Her gazeteci iyi yazar olamayabilir ancak Timur Soykan bunu başarmış görünüyor. Elbette hikaye çok gerçek, romandaki kişilerin ve olayların gerçek hayatta karşılıkları olduğunu biliyoruz ancak boşluksuz, soru işaretsiz ve güçlü bir anlatım diliyle yazılmış. Elimden bırakamadan ve taze bir öfkeyle okudum.