1990. Yaz. Sıcak. Gazetelerin üçüncü sayfaları kalabalık. Polis telsizi susmuyor.
Nelson Mandela 27 yıl sonra serbest bırakılıyor. Ruanda’da soykırıma varacak iç savaş patlak veriyor. Adnan Menderes’in naaşı İmralı Adası'ndan İstanbul'a getirilip, Topkapı'da yaptırılan anıt mezara devlet töreniyle defnediliyor. Çetin Emeç, Turan Dursun, Bahriye Üçok öldürülüyor. İstiklal Caddesi’nin simgesi tramvay, 30 yılın ardından hizmete açılıyor. Windows 3.0 piyasaya sürülüyor.
Bu sırada… Memleketin en meşhur armatörü sırra kadem basıyor. Deniz ticareti, nakliyat, gemiler, kıtalararası işler. Hepsi onda. Adı Talip Uzunkaya. Dosyaya göre Tarabya’daki köşkünden 21 Nisan Cumartesi sabahı, saat sekiz civarı çıkıyor.
Çıkış o çıkış. O sabah uşağı hariç evin tüm çalışanları izinli. Uşak ortada yok. Kızı konuşuyor. Damadı konuşuyor. İş ortakları konuşuyor. Kimse adamın nereye gittiğini bilmiyor.
İşte tam bu noktada… İstanbul Cinayet Büro’da, 25 yaşındaki komiser yardımcısı Mutlu Kavgaz’ın masasına bir dosya bırakılıyor. Üzeri övgülerle örtülse de tehdit net: Muamma çözülemezse hesap herkese kesilecek.
Polisiye edebiyatın üstadı Algan Sezgintüredi, suç araştırmaları uzmanı Mesut Demirbilek ile Kavgaz’ı başrole alarak bir dönemi anlatıyor: Zamanların en felaketini ve en şahanesini.
Gerçek olaylara dayanan Yılın Polisiye Romanı ödüllü Kavgaz serisi Çantacı ve Pilot'un ardından Armatör ile polisiyeye bir kez daha âşık ediyor.
Yazarlar verdikleri röportajlarda, ‘Kavgaz’ serisini dokuz kitap olarak planladıklarını ifade ediyorlar. ‘Kavgaz Armatör’ bu serinin üçüncü kitabı.
Başarılı ve parlak bir gelecek vaadeden komiser yardımcısı Mutlu Kavgaz yine çözümü imkansıza yakın bir vaka ile görevlendirilmiştir. Yine bıçak sırtı bir görev.
Mutlu Kavgaz’ı, amirlerini ve ekibindekileri, ayrıca ev arkadaşı Erdem’i seviyorum. Erdemli, temiz, çalışkan ve fedakar hallerini seviyorum. Ancak metin hakkında aynı şeyleri söyleyemeyeceğim. Her macerada farklı bir dil kullanıldığını görüyorum. Bu farklı denemeleri olumlu buluyorum. Bu macerada bazı bölümlerde diyalog yerine daha çok, aktarım yöntemi kullanılmış. İlginçti. Ayrıca bazı bölümlerin ilk paragraflarında -bölseniz, dört cümle oluşturabilecek- aşırı uzun ve anlaşılması zor cümleler yer alıyor. Bir cinayet/polisiye kitabı için ihtiyaç olmayan bir tarz. Ancak metin çok daha yalın, çok daha akıcı.
İlk iki kitapta yer alan karakterlerle birlikte macera devam ediyor.
Mutlu Kavgaz’ın kalan altı macerasını merakla bekliyorum.
algan sezgintüredi’yle mesut demirbilek’in “kavgaz” serisi devam ediyor. üçüncü kitap “armatör”ü de heyecanla okudum. bu kez artık 90’lardayız ve mutlu kavgaz teşkilatta da suçlular arasında da tanınmaya başlamış. seriyi okurken en çok çocukluğumun ve gençliğimin istanbul’unu görmek hoşuma gidiyor. burada da beyoğlu’ndan, nişantaşı’ndan bahsedildikçe mutlu oldum. bu kez çok zengin bir işadamının yok olmasıyla olayların içindeyiz, ama güçlü bir şahsiyet olunca araştırma yapmak da zor. ki netekim kavgaz’ın biraz fazla burnunu soktuğu meseleler başına patlayacak sonra. biraz fazla yemlendik sanki bu kitapta, bağlantısı ortaya çıkmayan ya da bağlantısı olmayan pek çok detayla karşılaşıyoruz. bazılarını kavgaz söylüyor zaten, bursa bağlantısı mesela, yanlış düşünmüşüm diyor ama ben sanırım polisiyede görünen silahın patlamasına alışmışım, sonuna kadar talip uzunkaya’nın tacizciliğinin kanıtlanmasını bekledim, o nedenle çözümde biraz eksik hissettim diyebilirim. onun dışında yeni çıkan bilgisayarlar, hele şükür sistemleşmeye başlayan adli tıp (ilk kitapta eldiven bile yoktu), nike hisseleri filan epey nostalji kokuyor, bu hissi seviyorum. serinin devamını bekliyorum.
Epeydir kitap bitirmek için sabahlamamıştım. Talip Uzunkaya'yı kim öldürdü diye merakla okudum. Mutlu komiserin büyüyüp gelişmesini izlemek de ayrı güzel. Bir de sosyal medya ve cep telefonundan, cctv'den, bilgisayarlardan önceki, tam manasıyla analog polis çalışmasıya cinayet davasını nasıl çözdüklerini okumaya bayılıyorum.
1990 yılındayız. Mesut Kavgaz 25 yaşında bir komiser yardımcısı. Meslekteki üçüncü yılında, terfi alıp komiser olmasına günler kala yine çok zor bir cinayet dosyasını kucağında bulur. Ülkenin çok zengin armatörlerinden Talip Uzunkaya tatile çıkmak üzere evden ayrılmış ve sonra kendisinden bir daha haber alınamamış, ne ölüsüne ne de dirisine ulaşılamamıştır.
Kendisi çok önemli bir şahsiyet olan ve çevresi de en az kendisi kadar önemli insanlarla çevrili olan Talip Uzunkaya vakasını araştırmak mayınlı tarlada yürümek gibidir. Kavgaz komiser vakayı soruştururken, konuştuğu bu önemli insanların ayağına basmamaya da çalışır.
1990 İstanbul'unda, analog yöntemlerle bir cinayetin nasıl çözüldüğünü adım adım okuyoruz. Akıl yürütmeler, ifadelerin üzerinden tekrar tekrar geçmeler, bilgi edinmek için departmanlar arası gidip gelen yazılar, kapı kapı dolaşıp görgü tanığı aramalar. Ve olmazsa olmaz tesadüfler, umulmadık yerlerden çıkan ipuçları. (Mutlu Komisere göre "tesadüfler çok önemli çünkü aslında tesadüfler tesadüf değil, gerçekleşmesi çok düşük olasılıklardır") İğneyle kuyu kazar gibi ulaşılan gerçekler.
Keyifle okudum Kavgaz Armatörü. Kavgaz Komiser (evet terfisini aldı, o artık bir komiser) daha çok genç. Önünde uzun yıllar var. Bu şehrin cinayeti de bitmeyeceğine göre umarım daha pek çok macerasını okuruz.
Gelelim klasik sorumuza. @algansez Armatörü bitirdik. Kavgaz komiserin yeni macerası ne zaman geliyor Algan hocam?
Armatör, Kavgaz serisinin üçüncü kitabı, bana sorarsanız en iyisi, çok beğendim…
Kavgaz Komiser bu kez kayıp bir armatörün peşine düşüyor, sürprizleri bozmamak için gerisini anlatmıyorum. Ancak, baştan sona iyi kurgulanmış bir polisiye olduğunu söylemeliyim. Algan Sezgintüredi'nin akıcı ve özenli anlatımını zaten hep beğenirim. Suça, suçluya ve suç nedenine giden ipuçları metnin içine ustalıkla yerleştirilmişti. Serinin ilk iki kitabında polisiye kurgu kahramanın gerisinde kalmış gibiydi, bu sefer dengeler yerine oturmuş...
Son söz, suçluyu ve suç nedenini 97. sayfada buldum, suçun nasıl işlendiğini çözmek ise kolay değildi, sonuna kadar büyük merakla okudum, Kavgaz Komiser iyi iş çıkardı:)
Mutlu Kavgaz, tanıdığım başka hiçbir cinayet romanı kahramanına benzemiyor. En güzeli Kavgaz'ın elimizde büyümesi galiba, 25inde olduğuna göre daha nice yıllar kendisiyle birlikte olacağımı umuyorum.
Kitabı beğendim, bir polisiyeden fazlası, çok fazlası olduğu için de beş verdim. Hiçbir polisiyeye de beş vermemiştim. Ya da bunca uzun zamanda ikinci kez veriyorum emin değilim. Ama adım adım akışa bayıldım, sorgulama taktiklerine de. Mutlu Kavgaz, bir zamanlar çok sevdiğim ve istisnasız tümünü seyrettiğim Komiser Colombo tipi sorgular gibi. Salağa yatıp zehir gibi sorular sorarak harika bir şekilde çözüme ulaşmak. Mutlu komiserin soruları da aynı öyle. Bu arada komşusu olduğumuz bir olayın işlenmesi de cabası, ayrıca heyecanlandım. Havanın soğuk olmadığı bir günde bacasından garip kokulu duman çıkan arkamızdakı komşu evde olanları böyle okuyunca kendime kızdım açıkçası. Bunca polisiye okumuş biri olarak hem de. Bizim kahyanın kocama naklettiği kadar biliyorum tabii. Bu olayı yetenekli polis, emniyet müdürü, soruşturmacı Mesut Demirbilek’iin olay sırasında çözdüğünü düşünüyorum. Kendisi aktif polisiyeye çok şey katmış, yanında usta Algan Sezgintüredi olunca hele. Her ikisini de yürekten alkışlıyorum. 👏👏👏
sezgintüredi ve demirbilek yine alışık olmadığımız bir şekilde polisiye edebiyatı olağan alanlara çekerek, şaşırtmacalara başvurmayarak, güzel bir eser ortaya çıkartmışlar. okurken yavaş yavaş çözülen olay zincirleri, normal hayatta oluşabilecek bir polisiye hikayeyi izliyorsunuz etkisi bırakıyor yine üzerinizde. bunu yaparken de (sanıyorum sezgintüredi’nin) akışkan, mizahi sayılabilecek dilinden faydalanıyor.
keşke genel cinayet düğümlerinin çözülmesi yanı sıra kavgaz komiserin sosyal hayatına dair detaylar daha çok olsaydı bölümler arasında. ilk iki kitapta bu detaylar biraz daha fazlaydı ve bu sayede daha lezzetli bir tat bırakıyordu okur üzerinde. (3.5)
Mutlu Kavgaz gözümüzün önünde büyürken ilk filtre kahvesini de icti :) yanına bi’ sigara yakamadı ama akdeniz cruise seyahatinden dönüşte evine bir makine alacaktır. Kurgu, karakterler ve arkadan akan Türkiye tarihi aktarımı hepsi ilk iki kitaptan iyiydi. Dördüncü kitabı beklemeye başladım.
Komiser Yardımcısı Mesut Kavgaz’ın 3. romanı. Talip Uzunkaya armatör ve kayıp. Kavgaz Komser ne yapacak her zaman ilgimi çeker. Zaten daha çok genç 25 yaşında. Lütfen yazmayı hiç bırakmayın kitabın yazarları.
yerli polisiye -hattâ seri- okumayı/okuyabileceğimi hiç düşünmemiştim; "kahraman"ı polis olan bir "şey"i okumayı nasıl düşüneyim ki bu "kahraman polis"e bizzat tanıkken, nasıl olacak? velakin bu "kavgaz" romanlarından ilkini tesadüfen okuduktan sonra ikincisini de okudum. sonra üçüncünün çıktığını görünce hooop hemen onu da... dili, kurgusu, o tarihlerin istanbul'u... iyi ki denk gelmişim. yazarları iyi ki yazmışlar, hep yazsınlar🤌
İlk iki Kavgaz kitabını soluk soluğa okuduktan sonra beklemeye başladığım üçüncü kitap Armatör de beklentimi boşa çıkarmadı. İş güç nedeniyle ilk 200 sayfasını 28 günde, son 100 sayfasını ise bir günde bitirdiğim kitapla ilgili tek eleştirim, sayısı bu sefer daha azalmış olsa da sonuna yaklaşırken başını unuttuğum uzun cümleler olabilir. Serinin yeni kitabını beklemeye başlarken Algan ve Mesut beylerin kalemine sağlık der, başarılarının devamını dilerim.
Mutlu Kavgaz tum hiziyla gelismeye ve cinayet cozmeye devam ediyor. Onceki kitaplarda daha fazla icinde bulunan yillarin ulke panoramasi ve emniyetin isleyisiyle ilgili detay icermesine karsin bu kitap daha konuya odaklanmisti. O unsurlari aramama ragmen yine son derece surukleyici ve basarili buldum. Kavgaz’in patinaj yapma hallerini cok gercekci buluyorum.
“Katil uşak” polisiye edebiyatın en büyük ve kalıcı klişesi. Bir polisiyeyi okurken sık sık “katil kim?” sorusunu sorarız. Muzip arkadaşlar, çoğunlukla polisiye yazarları bizi tiye almak için bu soruya “Katil uşak” diye cevap verirler.
Polisiye yazarı ve çevirmen Algan Sezgintüredi ile suç araştırmaları uzmanı ve emekli emniyet müdürü Mesut Demirbilek bir süredir gerçek olaylara dayanan Kavgaz roman dizisini kaleme alıyorlar. Genç komiser Mutlu Kavgaz’ın maceraları 1987’de geçen “Çantacı” ile başlamıştı. Onu “Pilot” izledi. Dizinin üçüncü kitabı ise “Armatör” adını taşıyor.
Geçen yıl, İstanbul Kara Hafta Polisiye Festivali’nde sohbet ederken Mesut Demirbilek’e yazmakta oldukları yeni cildi sormuştum. O da kitabın konusundan kısaca söz ettikten sonra gülerek “bu kez büyük bir yenilik yaptık, katil uşak” demişti.
“Katil kim?” diye sorunca “katil uşak” diye cevap vermek aslında “soruna cevap vermeyeceğim, tembellik etme, romanı oku, katil kimmiş anla” anlamına da gelir. Ben de Mesut Demirbilek böyle bir espri yapıyor diye düşünmüştüm.
Çok polisiye okudum, polisiye klasiklerini de okudum ama katilin uşak olduğu bir polisiyeye rastlamadım. Arthur Conan Doyle’un The Musgrave Ritual (1893) adlı öyküsünde hizmetkâr figürü suç ve sırla ilişkiliymiş. Herbert Jenkins’in 1921’de yayımlanan “The Strange Case of Mr Challoner” adlı öyküsünde uşağın doğrudan katil olduğu ortaya çıkıyormuş. Ama “Katil uşak” klişesi Mary Roberts Rinehart’a atfediliyormuş. 1930 tarihli romanı Kapı’da katilin uşak olduğu ortaya çıkıyormuş. Ve bu roman büyük başarı kazanmış. Çünkü sadece bir yıl önce polisiyenin kurallarını yazan, ünlü sanat eleştirmeni ve polisiye roman yazarı SS Van Dine, 11 numaralı maddede şöyle diyormuş; “Yazar tarafından suçlu olarak bir hizmetçi seçilmemelidir. Bu, çok kolay bir çözümdür. Suçlu, kesinlikle değerli bir kişi olmalıdır – normalde şüphe altına girmeyecek biri.”
Rinehart’ın romanın başarısından sonra, “katil uşak” deyimi polisiye ile alay eden bir popüler kültür şakasına dönüşmüş, alay konusu olmuş, komedyenler espri olarak kullanmaya başlamış, bir daha da pek uşağın suçlu olduğu polisiye yazılmamış. (https://www.theguardian.com/books/boo...).
Tüm bu bilgileri edinince, katilin uşak olduğu bir roman yazmak polisiye edebiyatında bir meydan okuma gibi de algılanabilir yani cesur bir iş olurdu. Bu merakla okumaya başladım Kavgaz’ın Armatör macerasını. Oysa bu merakı gidermek için romanı okumaya gerek yoktu, çünkü kitabın arka kapak yazısı yeterli fikri oluşturacak detaylara sahipti.
Arka kapak yazısının bir bölümü şöyle; “1990. Yaz. Sıcak. Gazetelerin üçüncü sayfaları kalabalık. Polis telsizi susmuyor. Nelson Mandela 27 yıl sonra serbest bırakılıyor. Ruanda’da soykırıma varacak iç savaş patlak veriyor. Adnan Menderes’in naaşı İmralı Adası’ndan İstanbul’a getirilip, Topkapı’da yaptırılan anıt mezara devlet töreniyle defnediliyor. Çetin Emeç, Turan Dursun, Bahriye Üçok öldürülüyor. İstiklal Caddesi’nin simgesi tramvay, 30 yılın ardından hizmete açılıyor. Windows 3.0 piyasaya sürülüyor. Bu sırada… Memleketin en meşhur armatörü sırra kadem basıyor. Deniz ticareti, nakliyat, gemiler, kıtalararası işler. Hepsi onda. Adı Talip Uzunkaya. Dosyaya göre Tarabya’daki köşkünden 21 Nisan Cumartesi sabahı, saat sekiz civarı çıkıyor. Çıkış o çıkış. O sabah uşağı hariç evin tüm çalışanları izinli. Uşak ortada yok.”
Bu tanıtımdaki “uşağın kaybolması” detayı, klasik Anglo-Sakson polisiyelerdeki “the butler did it” (katil uşak) klişesini bilinçli biçimde çağırıştırıyor gibi görünüyor. Ama acaba öyle mi? Şunu belirtmek gerekir ki bir kitap eğer bir “katil kim” polisiyesi ise hiçbir polisiye yazarı kitabın arka kapağında katilin kim olduğunu belirtmez, zaten hiçbir polisiye okuru da son sayfayı okumadan katili bilmek istemez, son sayfaya kadar merak etmek ister. Yani ben de katilin uşak olmayabileceği düşüncesi ile okumaya başladım. Ama katilin uşak çıkma ihtimalini de ihmal etmedim.
Kavgaz dizisi bir anlamda nostaljik ya da tarihi polisiye sınıfına da girer, çünkü Türkiye’nin yakın tarihine ayrıntılı olarak bakar yazarlarımız ve politik ve ekonomik yönlerini ihmal etmeden o günlerin yaşamını romana yansıtırlar. Armatör’de de böyle olmuş. Algan Sezgintüredi ve Mesut Demirbilek bizi 1990’nın Haziran ayına götürüyor. Bir anda 1990’a ışınlanıyorsunuz ve anlatılan ayrıntıları, eşyayı acaba öyle miydi, diye düşünerek okuyor, anıları yad ediyorsunuz.
Tanıtım metinlerinde söylendiği gibi Armatör, “Gerçek olaylardan ilham alan” bir dönem polisiyesi. ChatGBT’ye “Mutlu Kavgaz kimdir?” diye sordum “Mutlu Kavgaz: Peyami Safa’nın Server Bedi polisiyelerindeki maceracı çizgiye, Osman Aysu’nun hızlı aksiyon kahramanlarına, Ahmet Ümit’in toplumsal polisiyesine, Celil Oker’in kentli noir atmosferine aynı anda temas eden bir karakter” diye cevap verdi. Ve son cümlesi şu oldu; “Mutlu Kavgaz, suç çözen bir kahramandan çok, Türkiye’nin karanlık modernleşmesini soruştururken kendi konumunu da anlamaya çalışan geçiş dönemi polisidir.”
Bence Mutlu Kavgaz geleneksel polisiye kahramanlarına ters ama günümüzün eğilimlerine uygun bir tip. Genç, hırslı, işinde başarı ve deneyim kazanmaya çalışan, bu sırada kurumsal hiyerarşiyle ve iş arkadaşlarının rekabetleriyle boğuşan, bu tür polisiyelerde klişeleşmiş şekilde üstlerinden tam destek görmeyen, çoğu zaman olayların politik boyutunu sonradan fark eden ya da aldırmayıp işine yoğunlaşan bir karakter. İnandırıcı, bunları yaşamıştır diye düşündüğünüz bir kahraman. Mesut Demirbilek’in emniyet deneyiminin kahramanına yansıdığını hissediyorsunuz.
Armatör’de artık 25 yaşında ve komiser olma aşamasında Mutlu Kavgaz. Bir anda yok olan, ölü mü, diri mi bilinmeyen armatörü bulmak görevi de o nedenle kendisine verilmiş. Çünkü daha önce araştırma yapan birimler bir sonuca ulaşamamış.
Armatör, 1990’larda ülkedeki neoliberal bir dönüşümü ve İstanbul’un, özellikle Beyoğlu’nun değişimini de yansıtmaya çalışıyor. Armatörlük mesleği neoliberal dönüşümü, hayali ihracatları ve o yıllarda kurulan uluslararası suç ağını anlatmak için çok uygun ama ona pek yoğunlaşmıyorlar. Mutlu Kavgaz merak edip şirketin gemilerine ya da tersanesine bakmak gereği bile duymuyor.
Diğer yandan 1990’ların başında Beyoğlu birahanelerden, pavyonlardan, sazlardan, kumarhane ve randevuevlerinden kurtulup şimdi çok özlenen barlar, kafeler, kulüplere doğru evrildi. Bu evrilme bilinçli yapılan bir şeydi, bir soylulaştırma projesiydi ve bu değişimi sağlamada emniyet güçlerinin önemli rolü oldu. Yazarlarımız buna da pek yoğunlaşmamış, belki de yeni bir maceranın konusu olarak bırakmışlar.
Yazarlarımız, Kavgaz Armatör’de “uşağın kaybolması” yönüyle 1920–1940 arasındaki İngiliz “Altın Çağ Polisiyesi”nin (Golden Age Detective Fiction) temel biçimlerinden biri olan malikane polisiyesine de selam veriyor. Malikâne polisiyesi kırsaldaki büyük bir malikâne ya da şato, sınırlı sayıda şüpheli, aile üyeleri, misafirler ve hizmetliler, dış dünyadan geçici izolasyon, bir cinayet ve mantıksal çözüm üreten dedektiften oluşur. Armatör’de de olay yeri Tarabya’da bir köşk. Şüphelileri de aile üyeleri, köşk çalışanları ve kayıp ya da ölü olan armatörün iş arkadaşları oluşturuyor. Bu haliyle Armatör aynı zamanda bir “closed circle mystery” (kapalı çember polisiyesi) halini de alıyor. Kavgaz’da da Agatha Christie polisiyelerini anımsatan zengin aile, miras meselesi, aile sırları, hizmetkârlar ve nihayet uşağın görünmez gücü söz konusu. Romanın yapısı da “aksiyon”dan çok “akıl yürütme”ye dayanıyor. Mutlu Kavgaz, konuşa konuşa, bol bol düşünerek buluyor katili. Keyif ve merakla, 90’ların İstanbul’unu anımsayarak okudum.
En sevdiğim true crime podcastı sayesinde tanıştığım Kavgaz serisinin üçüncü kitabına geldik. Deneyimli polisiye yazarı Algan Sezgintüredi ve emekli emniyet müdürü Mesut Demirbilek’in kaleme aldığı seri genç komiser Mutlu Kavgaz’ın teşkilattaki ilk gününde başlamıştı. Üçüncü kitapta Mutlu artık daha tecrübeli, Cinayet Büro’da kendine isim yapmış bir polis ama hala onu özel yapan naifliğini koruyor. Kayıp armatörün bulunması için devletin üst kademelerinden emir geliyor ve dosya, terfisine günler kalmış komiser yardımcısının kucağına bırakılıyor.
Kavgaz serisi bir dönem işi. Seksenlerin sonunda başlayan serinin üçüncü kitabında 1990 yılındayız. Bilgisayarlar yeni duyulmaya başlanmış. Cep telefonları yok. Telefon etmek için görev bekledikleri kahvehaneyi veya sorguya gittikleri yerdeki telefonu rica edip kullanıyorlar. Seriyi çekici yapan öğelerden birinin, dönemin teknolojik sınırlarını avantaja çevirip, insanı ve insan zekasını öne çıkararak, olayları ve sonucu işlemesi olduğunu söyleyebilirim.
Üçüncü kitapla ilgili bir eleştirim yeterince Sabri Ateş görmedik. Niyeyse Sabri Ateş ve Mutlu’nun diyalogları beni çok eğlendiriyor.
Aslında sevdiğim kitapların film veya dizi uyarlamalarına hep şüpheyle yaklaşırım. Ama bir yandan da, Kavgaz’dan çok iyi bir Netflix dizisi olur gibi geliyor. Mutlu’yu da konservatuardan yeni mezun, bilinmeyen bir oyuncu oynasa...Aynı Mutla Kavgaz karakterleriyle tanışmamız gibi...
Bu sene temmuz sonundaki doğum günüme kadar yeni kitap almayıp, evdekileri eriteceğim demiştim ama yeni Kavgaz kitabını duyunca, tabii ki dayanamadım. İyi ki beklememişim. Dördüncü kitap ne zaman geliyor?