Âşık Safiye ve Safiye Ayla savaşıyordu. Bir çıkış arıyordu ikisi de. Biri kendi kalmanın, diğeri galebe çalmanın, üste çıkmanın derdindeydi. Tolga’ya kapıldıkça, Tolga’nın istediği Safiye oldukça Safiye Ayla’lıktan uzaklaşıyordu sanki. Bundan da korkuyordu. Yepyeni bir kendiyle tanışmıştı bu aşkta. Yavaş yavaş bunu idrak ediyordu. Bununla barışacak, bu yeni kendini kucaklayacak mıydı? Yoksa onu yok etmeyi, o yıllardır tanıdığı, bildiği Safiye Ayla kalmayı mı seçecekti?
Safiye Ayla, Cumhuriyet’in ilk büyük yıldızı. Atatürk’e defalarca şarkı söylemiş, Nâzım Hikmet, Halikarnas Balıkçısı ve Kemal Tahir gibi isimlerle dost olmuş; adını tarihe altın harflerle yazdırmış. Ancak bu romanda bambaşka bir Safiye’yle karşılaşacaksınız: Âşık Safiye’yle. Yarı yaşında bir komandoya duyduğu aşkla âdeta yeniden doğan, içinde hiç tanımadığı, varlığından haberdar olmadığı bir kadın keşfeden Safiye’yle. Lütfen Alkışlamayın sadece şöhretli bir yıldızın değil, en delibozuk, karanlık, tekinsiz çehresiyle aşkın romanı.
serdar soydan’ı derlediği kitaplardan, editörlüğünü yaptığı suat dervişlerden, çıkmadığı kütüphanelerden, ötekileştirilmiş lubunyaların hayatlarını araştırmasından ve her seferinde büyük bir merakla okuduğum eski “artist”lere dair paylaştığı gazete kupürlerinden tanıyoruz, ben bir de mahalleden tanıyorum 🥰 roman yazdığını bilmiyordum, sürpriz oldu, romanın safiye ayla’ya dair olması, gerçek bir olaydan yola çıkan kurmaca olması daha da sürpriz oldu. saflye ayla’nın ne evliliğini ne de bu ilişkisini biliyordum. eski türk romanlarını çok iyi bilen biri olarak serdar soydan bence zoru başarmış, dümdüz (iyi manada), yeni edebiyatın oyuncağına, tekniğine bulaşmadan, tertemiz bir metin çıkarmış ortaya. benim gibi eski türk romanı sevenler için bulunmaz nimet. geriye dönüşleri, bölüm sonlarında merakta bıraktığı anların daha sonra yavaş yavaş açılması, akılda hiç soru işaretinin kalmamasıyla da gayet ustaca. üstelik eski romanlara göre artısı var, toplumsal cinsiyet meselesinde serdar’ın nitelikli duruşu. safiye ayla’nın bu aşkı 50 yıl önce yazılsa yazarlar ne ahlakçılıklar yapardı, oysa burada 60 yaşında bir kadının deliler gibi aşık olmasını, hata üstüne hata yapmasını anlıyoruz. ona hak veriyoruz. bir artı daha var, o da 30’larında bir adamla 60’ında bir kadının sevişmesinin son derece gerçekçi betimlenmesi, ahlak sebepli gizli saklı geçilmemesi… ve ayrıca aşkı da, aşkın heyecanını da, toksik ilişkiyi de hele hele kıskanç ve manipülatif erkeği öyle bir anlatmış ki serdar soydan, insanın yaptığı hataları, hayatından geçmiş kadın erkek manipülasyon ustalarını anımsamaması imkansız. uzak olsunlar hepimizden. amin. su gibi akan bu romanı, aradaki gerçek röportajları, gazete haberleriyle ben çok sevdim. şimdi yazlığa gidince anneme vericem okusun diye. tam da annelerin de okuyabileceği bir roman çünkü, kuşaklar üstü.
Safiye Ayla'yı tarihin tozlu sayfalarına karışmış, Atatürk'ün karşısında şarkı söylemiş ve dış görünüşü ile dalga geçilmiş biri olarak aklımda kalmıştı hep. Sesini dinlediysem bile hatırlamıyordum. Antik zamanlardan geldiği için ilgi alanım dışındaydı fakat Serdar Soydan gazetelerden, mezatlardan topladığı efemaralarla okuması zevkli koca bir kitap yazmış. 2 gün elimden bırakamadım.
Safiye Ayla'nın Komando lakaplı suça bulaşıp aklanmış bir askerle(kitapta adı Tolga diye geçiyor) kısa bir süreliğine yaşadığı tutkulu aşkı anlatıyor kitap, fakat ben daha çok Safiye Ayla'nın halleri için okudum diyebilirim. Kimsesizler yurdunda yetişmiş, hayatın kıyısından köşesinden merkeze gelip yeteneğiyle ayakta kalabilmiş, biraz ilgi bağımlısı şarkıcının detaylarla zenginleşen hikayesini okumak hoşuma gitti. Kitapta Tolga ile Safiye Ayla arasında geçen diyaloglar hayal ürünü. Serdar Soydan diyalogları elinden geldiğince canlı tutmaya çalışmış ama bu aşk, meşk diyalogları kitabın en merak etmediğim kısımları oldu. Özellikle, Safiye'nin iç sesini dinlediğimiz Aşkı Çağıran Kadın ve Safiye Ayla'nın Amerika'da sürgünde geçirdiği bir yılı anlattığı Aşktan Kaçan Kadın kısımları çok iyi yazılmış. Bir de Safiye Ayla'nın ev işlerine yardım eden gündelikçisi Leman ile olan ilişkisi, diyalogları biraz daha uzun tutulsaydı iyi olurmuş. Kitabın mizaha en yakın bölümleri burasıydı.