Sanat ve Arzu, sosyal bilimler eleştirisi ile yeni bir sosyal bilim önerisini birlikte geliştiren Ulus Baker'in ODTÜ Görsel-İşitsel Sistemler Araştırma ve Üretim Merkezi'nde 1998 yılında verdiği seminer dizisinin kitaplaştırılmış hali. Ulus Baker 17. Yüzyıldan başlayıp Kant'la devam eden temel modern özneleşme süreçlerini Deleuze'ün kılavuzluğunda ele alıyor. Spinoza, Descartes, Leibniz, Kant felsefelerine hep sanatla bağıntısını da gözeterek, bunlardan bir estetik çıkartılabilir mi diye bakıyor. Sonra, resimde 19. yüzyıl sonunda başlayan dönüşümleri ele alıyor; imge üretimi bakımından sinemaya eğiliyor; sinemanın anlam üretme tarzlarına odaklanıyor. Sanat ve Arzu seminerini baştan sona kat eden affect (duygulanım) kavramı naracılığıyla, resim ve film dünyalarına, esinlendirici örneklerle dolu bir keşif gezisi bizi bekliyor. Bilirsiniz düşünceler insanların elinden çok kolay çıkar, kullanıma açık nesnelerdir, bedavadırlar her şeyden önce. Satılan düşünceyle bakış açısı falan oluşturulamaz. Düşüncenin pazarlandığını da hepimiz biliyoruz. Artık günümüzde reklamcılar 'konsept' yaratıyorlar, Deleuze'ün söylediği gibi. Onların elinden bunu nasıl alacağız, mesele o. Bir sanatçı sanat eserini reklam olmaktan nasıl çıkaracaktır? Ya da gazete köşe yazısı düzeyinde yürütülen bazı etik ve politik tartışmaların elinden siyaset alanları nasıl kurtarılacak ve nasıl yeniden inşa edilecektir? Ya da düşüncenin kurtarılması nasıl yeniden inşa edilecektir bu ortamın içerisinde?
Kıbrıslı Türk sosyolog, yazar, çevirmen ve öğretim üyesi.
Kıbrıs Türk'ü bir ailenin çocuğu. Babası Sedat Baker bir psikiyatr, annesi Pembe (Yusuf) Marmara (1925-1984) ise bir şair. ODTÜ Sosyoloji Bölümü'nü bitirdi. Gilles Deleuze ve Baruch Spinoza çevirileri yaptı, makaleler yazdı. ODTÜ, İstanbul Bilgi Üniversitesi ve Özgür Üniversite'de Sinema tarihi, Sosyoloji dersleri verdi. Politik teori, medya, sinema teorisi konularında çalıştı. Dziga Vertov üzerine sinema eleştirileri yaptı. Birikim, Toplum ve Bilim, Virgül, Sosyalizm ve Toplumsal Mücadeleler Ansiklopedisi'nde yazılar yazdı. 12 Temmuz 2007 tarihinde böbrek ve kalp yetmezliğinden ölmüştür.
Sovyetler Birliği'nde aldığı müzik eğitiminden dolayı müziğin her türünün bütün teknik bilgisine, yetkin kavrayışından ötürü de dünya müziğinin bütün arka planına, sosyolojik oluşumuna, felsefesine ilişkin olağanüstü bir birikime ve anlatım gücüne sahiptir. Özellikle de Çingene Müziği konusunda yetkindir. O, klasik müzik ve bütün dönemlerin müziğiyle Roman müziği arasındaki bağı, Türkiye'de en iyi kuran değil, tınıları, sözleri ve bütün kanıtlarıyla kuran kişi olma özelliğini taşır.
"Biz herhangi bir şeyi ilk kez gördüğümüzde zaten bir fikir sahibi oluyoruz demektir."
Kitabı ya da çekilen görüntünün kaleme alınmasını yorumlamaya kimse cesaret edememiş. Belki Ulus Baker'in gündelik hayata dişlerini geçirircesine olan birilerini görmek istediğini sanıyorum. Anımsıyorum, bedenin ve hissin bir arzu nesnesinin ister içinde olsun, ister dışında birilerine bir şeyler geçirme hissettirme amacında değil de önce kendine hissettiriyor musun? onun anlatımında olmasını önemsediğini. Hayatına montajı Vertov yapıyorsa, 'olduğu gibi hayat' ve devlet çekildiğinde toplum vardır. Doğa ile ilişki. Işıkla ilişki. Güneşin/Ayın ışığı ile.
"Spinoza’ya göre, varlık falan çıkmaz oradan, hiçbir bok çıkmaz, yavaş yavaş ölüm eğrisine kendini bırakman söz konusudur. Ölümle ilgili çok eski düşünceler de var biliyorsunuz, hiç kimse kendi ölümünü ölemez sözgelimi."
There is a topic that I have been thinking about for a very long time, collecting notes, analyses and remarks that have been mentioned from end to end about this topic. he also said, "How will the mind of our age be saved?" it was on you. we are grinding in such a system that while we are worried about the benefits of a bipolar world, we are also moving beyond a post-modernist era in a unipolar world. everything but everything is consumed and destroyed or destroyed at all, never to return. expressionlessness has become the general mood and reflex of human beings. Ulus Baker tells us how this state of expressionlessness affects art and the desire that art creates in the human spirit, as in everything else (in the book)... To be honest, I can say that I have found myself an amazing resource at this point. Ulus Baker has already made an examination of almost every topic in my mixed notes that I have touched on through Gilles Deleuze. But unfortunately, I came and saw that Ulus Baker could not overcome the point where I was blocked.
How was a person going to get rid of the expressionlessness brought about by this consumption madness?
i think we have the same pain as the nation baker... not finding an answer to this and going crazy every time must be the pain of existence that some people experience.
the book is actually a collected work in which seminar notes are put together Deconstructed. it was a great pleasure for me to read the artistic analyses of the notes I had kept before reading the book. it flowed like water in my hands.
if I need to go a little deeper into its content, many states of desire exist within the human body. sometimes it is the "good" one, sometimes it is the "passionate" one, sometimes it is the "happy" one. the first point of origin of desire/passion is the primordial self. emotion appears here in the form of an animal motivation and takes over a person's self, especially at the point of sexuality. this first state continues even today as a state that man cannot overcome, because man continues to be motivated to reproduce rapidly... the most ideal one for people who experience many states, that is, the desire that is not formed by animal motivation, is realized by the pleasure Junked from the work of art.
at this point, it is also necessary to mention biopolitics and autonomy in order to explain the states of occurrence of desire within the human body, but I do not want to extend the article again. it seems that it is not very readable. i'm also compressing this Decriminalization and returning to the first topic;
Kitap felsefi anlamda çok yoğun, o nedenle şahsen kitabın %30'unu anca anlayabildim. Aşağıda aldığım bazı notlar var. Bunlar Ulus Baker'in anlattıklarını nasıl özümsediğini ve bakış açısını ne kadar büyük bir havuzdan beslendiğini göstermeye yeter diye düşünüyorum. Burada kitapta benim açımdan estetik olan, bugün normal kabul ettiğimiz bir bilginin binlerce yıllık serüvenini birkaç cümlede anlatabiliyor oluşudur. Bu arada bu kitabın bir dersten üretildiği göz önüne alınınca yazarın bilgi birikimine saygı duymamak da elde değil.
Aristo’nun formlar öğretisi temelde bir ebedi formun başka bir edebi forma geçişidir. Hayat da bu aşkın biçimler arasında bir akıştır. Örneğin insan için yaşam ölümden daha üstün bir biçimdir. Kepler’le birlikte ayrıcalıklı anların (aşkın form düşüncesinin) yerine kesitler geliyor, yani varlık kesitlerle yakalanabiliyor. Bir yörünge etrafında dönen bir cismin takip ettiği yolun, yolculuk süresi ile ilişkinin formüle ederek tüm anlar eşitlenmiştir. Galileo ise Kepler’den sonra aynı yaklaşım ile serbest düşmeye bırakılan bir cismin kat ettiği yol ile zaman arasında ilişki kurdu. Burada önemli olan bu düşünce sisteminde herhangi bir anın diğerinden ayrıcalıklı olmamasıdır. Bu düşünce dönüşümü ile Rönesans perspektifi keşfedilir ve aynı nedenden ötürü önem kazanır (Ulus baker sanat ve arzu)
Ayrıcalıklı anların kaybolduğu tümüyle mekanik yasalara göre işlediği varsayılan bir dünyada yaşayacağız. Sanat da bunu yapacaktır, ahlak da bunu yapacaktır, felsefe de böyle düşünecektir. Toplumlar da bu program üzerine inşa edilecektir. (Ulus baker sanat ve arzu)
Leeuwenhock’un mikroskobu keşfinden beri sonsuzluğun sadece, uzayda, büyüyerek değil aynı zamanda küçülerek devam ettiği anlaşılmaktadır. (Ulus baker sanat ve arzu)
"Görüntü kime aittir? Görünen kişiye mi, yoksa gören, algılayan kişiye mi?" s.218
"İkinci bir nokta, bir ısrar meselesi: Ben birisini sevdiğimde, seviyorsam eğer, sürekli olarak onda da bana karşı bir sevgi uyandırma, aynı duyguyu uyandırma isteğiyle çabalarım. Bu herkes için öyledir. Dolayısıyla ne yaparım? Ona beni sevmesi için bir neden sunmak zorunda kalırım. Ama ben neden sundukça ona, eğer bu nedenin farkına varırsa, kendisnde benim arzuladığım bir şeyin bulunduğunun farkına varırsa, bunun karşılığında o beni sevmeyecektir ki." s.103
“Rubicon’u geçen Caesar, Caesar’ın tümü değildir. Günah işleyen Adem, Adem’im tümü değildir. Adem’de günah işlemeyen Ademlerin oluşturduğu sonsuz sayıda dünya vardır.” s.61
"Bir de şunu düşünmenizi istiyorum, her şeyi anlamak zorunda değilsiniz. Anlamak yalnızca dünyayla ilişkimizin bir düzeyinden ibaret, tümü değil." s.14
This entire review has been hidden because of spoilers.
Uzunca bir inceleme gerekebilir ama en iyisi bu kitabı veyahut podcast/video serisini izlemek-dinlemek olabilir. Adem üzerine Spinozasal bir bakış ve Leibnizci yaklaşımı çok ilginçti. Aslında diyor ki, Tanrı günah işleyecek bir Adem yaratmadı, günah işleyeceği bir dünya yarattı. Yani yarattığı dünya onun günah işlemesi için müsaitti. Burada özgür irade fikri ortaya çıkıyor. Ne kadar özgürüz? Descartes’ta affect, A priori, Kant eleştirisi, sinema ve modern sanat akımları üzerine güzel bir söyleşi.
"Her şeyi anlamak zorunda değilsiniz. Anlamak yalnızca dünyayla ilişkimizin bir düzeyinden ibaret, tümü değil. Felsefede, bilimde bile bu böyle. İki bilim adamı karşı karşıya geldiğinde genelde birbirlerini anlamazlar. Ya da bir filozofla bir sanatçı birbirlerini anlamazlar, zorunda da değildirler zaten."
Tekrar tekrar ziyaret edilesi zorlu bir seminer/metin, Ulus Baker'in dehası okuyanın da zihninde ışıldıyor.