Sarayın başhafiyesi Gazanfer Paşa, masasındaki jurnal ve mektuplar arasında üzerinde “hususi” ibaresi yazılı bir zarf bulur. Bu imzasız mektubu yazan kişi, ısrarla görüşmek istemektedir. Gazanfer Paşa, nihayet bir akşamüzeri bu gizemli kişiyle buluşunca adeta kendisini aynada görmüş gibi irkilir. Bu şaşırtıcı benzerliğiyle Ahmet Şevki Efendi, paşaya dublörü olmayı teklif eder. Teklif Gazanfer Paşa’nın da aklına yatar. Gerekli eğitimler verildikten sonra önemsiz görüşmelere ve akraba ziyaretlerine gönderilen Ahmet Şevki Efendi, rolünü o kadar mükemmel oynar ki Gazanfer Paşa’nın eski sevgilisi Meliha Hanım ile halası Saraylı Hanım bile bu durumu fark edemez. Bu esnada Şevki Efendi ile Meliha Hanım arasında aşk belirir. Bunu öğrenen Gazanfer Paşa, dublörünü Nişantaşı’ndaki konağa çağırır. Görüşme esnasında iki el silah patlar ve ertesi sabah gazetelerde “Nişantaşı Cinayeti” başlığıyla bir haber çıkar. Olay polis için aydınlatılması gereken bir cinayetken, dublörlük sırrını bilen tek kişi Doktor Bedri Paşa içinse bir muammadır: Ölen, dostu Gazanfer Paşa mıdır, yoksa dublörü Ahmet Şevki mi?
Selim Nüzhet Gerçek, Ahmet Kâmil müstearıyla 1922 yılında İleri gazetesinde tefrika edilen Gazanfer Paşa’nın Bir İkincisi romanında aşk, kıskançlık ve intikam unsurlarıyla bezeli meraklı bir detektiflik hikâyesi anlatır.
Selim Nüzhet Gerçek (1891-1945), Türkiye bibliyografyasının kurucusu, yazar, gazeteci, çevirmen, tiyatro araştırmacısı ve matbaacı. Türkiye’de gazetecilik, matbaacılık ve kitap basımının tarihine ve geleneksel Türk tiyatrosuna dair ciddi araştırmalar yapan ilk kişidir. Basma Yazı ve Resimleri Derleme Müdürlüğü’ndeki çalışmaları ile tanınır. 1891'de, Mahmud Celâleddin Bey ile Emine Neyyir Hanım’ın oğullarından ikincisi olarak İstanbul’da, Rumelihisarı’nda doğdu. Babası Mahmud Celâleddin Bey, II. Abdülhamid devrinde Hazîne-i Evrâk, İnsâniyet ve Cerîde adlı dergileri yayımlamış bir aydındır. Annesi Emine Neyyir Hanım, Tepedelenli Ali Paşa’nın torunudur. Selim Nüzhet'in ağabeyi ise, Cumhuriyet dönemi romancısı Abdülhak Şinasi Hisar'dır. İsviçre'deki öğrenimini 1914'te tamamladı ancak I. Dünya Savaşı’nın başlaması üzerine, savaş koşulları nedeniyle 1921’e kadar Türkiye'ye dönemedi. Bu süre içinde Fransa, İngiltere ve İtalya’dan sınır dışı edilerek İsviçre'ye gelen Cenevre, Lozan ve Neuchâtel kentlerindeki Türkler ile ilgilendi, aynı zamanda edebiyat ve tiyatro çevrelerine girdi. Türkiye'ye döndükten sonra Yarın mecmuası (1921-1922) ve İleri gazetesinde (1922) yazılar yazmaya başladı. Kısa bir süre Dârülbedâyi’de tarihî oyunları sahneye koydu (1923). Cumhuriyet’in ilânından sonra gazetecilikten ayrıldı ve öğretmenliğe başladı. Robert College’de on yıl Türkçe ve tarih öğretmenliği yaptı. Bu yıllarda öğretmenlik dışında tiyatro sanatı, matbaacılık, Türk el sanatları üzerine araştırmalar da yaptı ve çalışmalarını çeşitli yayın organlarında yayımladı. Örneğin 1928 yılında, Türk matbaacılığının 200. yıldönümü dolayısıyla, Tanzimat'a değin Türkiye'de açılan basımevleri üzerine bir sergi düzenledi ve Türk Matbaacılığı 200. Sene-i Devriyesi Münasebetiyle adlı kitabı yayınladı. 1938'de genişletilmiş ikinci baskısı yayınlanan bu kitap, Türkiye’de matbaacılığın tarihine ilişkin ilk eserdir. 1931'de, Takvim-i Vekayi’nin çıkarılışının 100. yılı vesilesiyle, kişisel koleksiyonundan oluşan bir sergiyi Galatasaray Lisesi'nde açıp ilk 50 yıla ait gazetelerin tümü ile, ikinci 50 yıla ait gazetelerin bir kısmını sergiledi ve Türk Gazeteciliği 1831-1931 adlı bir kitap yayınladı. Galatasaray Lisesi’ndeki öğrencilik yıllarından itibaren geleneksel tiyatro ile ilgilenmiş, 1930'lardan itibaren bu çalışmalarını yayılamıştır. Geleneksel Türk tiyatrosunu tanıtan Türk Temaşası (1930) isimli eseri bu alandaki ilk çalışmalardandır. 1933’te, Maarif Vekâleti tarafından Cumhuriyet’in onuncu yıldönümü için Ankara’da açılması planlanan Neşriyat Sergisi'ni düzenlemekle görevlendirildi. Ankara Lisesi'nde açılan bu sergide son beş yılda yeni Türk alfabesi ile basılan kitaplar sergilendi. Selim Nüzhat Bey, sergilenen eserlerin bibliyografyasını hazırlamak işiyle de görevlendirildi. Türkiye bibliyografyası, Türk harflerinin kabulünden Cumhuriyetin onuncu yılına kadar, 1928-1933 adlı eseri meydana getirdi ve Milli Eğitim Bakanlığı bu eseri İstanbul Devlet Matbaasında bastı. Soyadı Kanunu çıktığında, ağabeyinin soyadı olan Hisar soyadını almak yerine, İstanbul’da ilk itfaiye teşkilâtını kuran Gerçek Dâvud Ağa’ya sempati duyduğundan ve onun yaptığı gibi memlekette herhangi bir işin Gerçek Davud'u (ilk kurucusu) olmak idealini taşıdığından, "Gerçek" soyadını aldı. Derleme Müdürlüğü görevini sürdürmekteyken, kendisine İstanbul Belediyesi Şehir Müze ve Kitaplığını düzenleme ve yönetme görevi de verildi. Bu görev kapsamında, Atatürk'ten anılar taşıyan eşyaların depolandığı, Halaskargazi Caddesi'ndeki Atatürk Evi'ni İstanbul Şehri Atatürk Müzesi'ne dönüştürerek ziyarete açtı. 12 Aralık 1945’te Abdullah Cevdet’in Cağaloğlu’ndaki İçtihad Evi’nde beyin kanaması geçirdi. Kaldırıldığı Yerebatan Sağlık Yurdu’nda öldü. Cenazesi Topkapı semtindeki Merkezefendi Kabristanı’na defnedildi.
kitabı ummadığım ölçüde sevdim. 20. yüzyıl başlarında avrupa’da da pek çok eserde işlenen ikiz gibi benzeme hikayesi çok hoş bir osmanlı polisiyesi olmuş. açıkçası onca polisiye okuruyumdur beni de ters köşe yaptı :) arka planda abdülhamit dönemi toz estiriyor. selim nüzhet gerçek, abdülhak şinasi hisar’ım kardeşi ve meslektaşım. itfaiye teşkilatını kuran gerçek davut ağa’yı çok sevdiği için gerçek soyadını almış. nefis hikaye. kısa bir video çekeceğim bu kitap için.
Meliha konusuna takıldım.. Daha önce Canvermezler Tekkesi’ni okumuştum, Meliha bu kitapta da var; sarı saçları, güzelliği, lavanta kokusu ile .. yan karakter olarak Rami Paşa’da var aynı çevrede yaşıyorlar, Meliha evli ve bir sevgilisi de var, detaya girmiyorum Meliha’nın aşkı sebebiyle bir ölüm (bir bakış açısına göre iki de olabilir) gerçekleşiyor, bir ikilik biraz zorlarsak ! tuhaf bir ikizlik / bölünmüş benlik yorumu çıkar. Eser 1921de tefrika edilmiş, 1922de kitap olarak basılmış.
Gazanfer Paşa’nın Bir İkincisi ise 1922de tefrika edilmiş. Meliha kitabın yaşam ve arzu nesnesi, sarışın lavanta kokulu, boşanmış, bir önceki kitapta geçen süre ve dedikodular dikkate alınırsa neden olmasın.. Meliha’ya aşık olanların durumu okurlarınca malum, paralellikler var gibi.
Yazarın bilinçli bir tercihi mi bilmiyorum ama karakter geçişlerini, ortak bir evren kullanımını severim.
Kurguyu sevdim, dönem için ilginç bulduğum önceden haber verme, tehlikeyi sezdirme gibi “ …her şey düşünülmüş yalnız bir şey unutulmuştu. Yalnız olası küçük bir tehlike Bedri Paşa’nın bile aklından geçmemişti.” yazarın sesi kullanımlarını da sevdim.
Dönemine göre değerlendirdiğimizde polisiye türü adına umut veren edebi eserlerden biri,Gazanfer Paşaya ikizi kadar benzediği için yerine geçen Ahmet Şevki Efendi içine düştüğü derin aşkın verdiği cesaretle işleri arap saçına döndürür ve sonrası okuru kimin gerçek Gazanfer Paşa olduğu düşüncesi ile başbaşa bırakır.Su gibi,keyifle okunası bir novella
Aşk, aşığını tanır “Ve istiyorum ki yaşamaya,bütün manasıyla yaşamaya başlayayım” “İnsan geçmişi unuttukça ihtiyarlığını ispat eden delilleri de unutmuş olur”
This entire review has been hidden because of spoilers.