O kadar yoktum ki, içeride eşyalardan başka hiçbir şeyin bulunmadığına dair ben bile bahse girebilirdim. Ellerimi havaya kaldırdım, ellerim yoktu. Parmak uçlarımı ağzıma, gözlerime, yanaklarıma yaklaştırdım, yüzüm yoktu...
Pahalı bir evde yaşayan, büyük bir şirkette çalışan, özgüveni yüksek, hırslı ve parlak bir profesyonel, bir sabah uyandığında, ortada hiçbir neden yokken hiç var olmamışçasına kaybolduğunu fark eder. Öylece, birdenbire bir Yokadam’a dönüşmüştür.
Kâbus, trajedi, muamma, kumpas, adına ne dersek diyelim yok olmuştur işte. Sevgilisi, annesi, işyerindekiler, apartmandakiler, şehirdekiler... Kimse onu görmüyordur.
Yeni bir yazar, tuhaf bir kurgu, bir ilk roman. Işıl Kocaoğlan, varoluşa ve sahiciliğe dair ters yüz edici bir hikâye anlatıyor.
Bir Sabah Uyandığımda Yoktum, debdebeli ve etkileyici bir novella.
iletişim'i çok tebrik ediyorum, müthiş merak uyandırıcı bir arka kapak yazısı ile sürmüş kitabı piyasaya. müthiş bir öykü okuyacağınızdan şüphe etmeksizin alıyorsunuz kitabı elinize. üç sayfa okuduktan sonra acı gerçekle yüzleşiyorsunuz ama inanmak istemiyorsunuz. devam ettikçe de hüsranınız artıyor.
hıhı tüketim toplumu evet. evet, plazalar, iyi maaşlı işler, beyaz yakalılar evet. evet aşkın da içini boşalttık hıhım. doğru aile ilişkilerimiz de sıçmış durumda. çok yüzeysel yaşıyoruz çok doğru. evet doğadan da koptuk, evet hep vahşi kapitalizm bunlar. hıhı, çok haklısın evet modern insan büyük bir var olamayış problemi ile karşı karşıya... çok doğru tespitler, yani şu zamana kadar o kadar çok konuştuk ki bunları, herhangi bir insan düşünmeden altına imzasını atar zaten. bu kadar klasik bir muhabbeti çok yeni bir şeymiş gibi o yavan cümlelerle bize tekrar satmaya kalkmanızı falan ayakta alkışlıyorum gerçekten... yazar bu kitabı kendi dilinde yazmadı mı bir de? hani kötü bir çeviri gibi tüm roman... dediğim gibi, yavan, samimiyetsiz.
Goodreads’te yapılan pek çok yoruma katılmakla birlikte kitaba 1 puan vermek istemedim. Ama verebileceğim en yüksek puan maalesef 2 oldu. Öncelikle yayınevine sitem etmek istiyorum. Yazarın iyi bir fikirle yola çıktığı belli, ancak işleniş sürecinde editöryal anlamda yeterince destek verilmemiş gibi hissettirdi. Bu haliyle metin, potansiyelinin oldukça gerisinde kalmış. Kitabın neden roman formuna zorlandığını anlamakta zorlandım. Daha kısa tutulup tekrarlar ayıklansaydı, çok daha etkili bir novella ortaya çıkabilirdi. Dil kullanımı da ayrı bir problem. Yazarın adını görmesem bir çeviri roman okuduğumu düşünebilirdim. Yer yer “plaza dili” kullanılmaya çalışılmış ama bu da metnin doğallığını zedelemiş. Genel fikre baktığımızda ise oldukça yaratıcı bir çıkış noktası var: Kafka’nın Dönüşüm’ünü günümüz plaza çalışanı perspektifinden yeniden yorumlayan, bir gün aniden yok olan bir adamın hikâyesini okuyoruz. Tüm bu eksikleri bir kenara bırakıp kitabın yaklaşık 80. sayfasına kadar sabredebilirseniz, ilginç bir ters köşe ile karşılaşmanız mümkün. Pek tavsiye etmiyorum uygun bir fiyata bir yerde karşılaşırsaniz okuyabilirsiniz.
Bir metrobüs yolcuğundan okunup biten ve ben bunu neden okudum acaba dedirten bir kitap. Ben fuardan edinmiştim ah edinmez olaydım!
Gerçekten arka kapak yazısıyla okuru yakalayan ama maalesef içerik, konu ve üslup ile ciddi bir hayalkırıklığı yaratan kitap 2019 daki keşke okumasaydım dediğim ilk eser maalesef.
Olura kitapçıda vs gözünüz çarparsa elinize dahi almayın derhal o rafı terkedin derim!
Kitabınsa beni öyle mutlu ettiğini söyleyemeyeceğim. İlk bölümde şöyle böyle bir umudum vardı, olanların nereye bağlanacağını merak ediyordum çünkü. Sonra ise bu hissim azalıp azalıp yok oldu, hatta ilerledikçe birkaç yerde "Yapma bunnuuuuuu," diye söylendim kendi kendime.
İşten başka bir şey düşünmeyen, birbirinin tıpatıp aynı, ellerinde karton bardaktaki kahveleri olmadan yürüyemeyen, durup düşünmeyen, hep bir acelesi olan, hayatı ıskalayan insanlar, onların plaza hayatları, metropoldeki yaşantıları, bunların sıkıcılığı ve aynılığı... Evet, tamam, bunları biliyoruz, teşekkürler, üç sayfada bir başa dönercesine bunları yeniden vurgulamasak olmaz mı? Tekrarlarla bu hayatın tekdüzeliğinin altı çizilmiş olabilir tabii ama en azından birkaç farklı kelime-tasvir kullanılsaydı. Tamam makine, tamam oyuncak bebek, tamam.
Kitabın genel dilini o kadar olmasa da karakterlerin birbirleriyle diyaloglarını yapmacık buldum. Klişe Amerikan filmi replikleri cımbızla seçilip satır aralarına öylece yerleştirilmiş gibiydi kimi yerde. Tabii bu da bilinçli bir seçim olabilir, anlatılan hayatları yansıtmış oluyor dil nihayetinde ama yine de her bir karakterin aynı yapmacıklıkla konuşmamasını beklerdim ben.
Yorumlara bakilinca genel olarak begenilmedigini gordum. Bu genel degerlendirmeye katilmakla beraber yazarin ilk kitabiymis, onu da eklemek isterim. Aslinda hikaye guzel olabilecek bir potansiyele sahip. Kurguda tabii ki tutarsizliklar var ama o kadar yorucu boyutta degil. Verilmek istenen mesaj icin kullanilan arac da guzel, fakat anlatim biraz çiğ. Diyaloglar basarisiz bir ceviri gibi. Mesaj rahatsiz edici derecede goze sokuluyor. Bunu yazarin son sayfalardaki sozleriyle ifade etmek gerekrse “Konu uzadikca sabrim tukeniyor, ayni seyleri defalarca tekrarlamak midemi bulandiriyordu.”
Aslinda okurken guzel bir tiyatro oyunu olabilecegini dusundum. Belki yazar da diyaloglara yogunlasip dusunebilir.
Toplumsal düzenin bireyi içine soktuğu yalnızlaşma hali, kapitalizmin yıkıcı etkileri ve 'yokluk' Bir insan bir metropolde sadece yolunu değil fiziksel varlığını aklını ve ruhunu da kolaylıkla kaybedebilir üzerine enfes bir romandı.
Umut veren bir başlangıç ve hayalkırıklığından ibaret, didaktik, lezzetsiz bir son. Öylesine lezzetsiz ki başlangıcın tadını da alıp götürüyor ve sonrasında bir bardak su bile sunmuyor okura.
🪳Bir sabah bunaltıcı düşlerden uyandığında, kendini yatağında devcileyin bir böceğe dönüşmüş olarak bulan roman kahramanı Gregor Samsa’yı tanımayan yoktur sanırım.
💨Işıl Kocaoğlan sayesinde bu kez sabah yatağında uyandığında kendini bulamayan, yok olduğunu farkeden bir adamla tanışıyoruz. Bu yok oluş ona, hayatına uzaktan bakması ve inandığı , önemsediği kavramları değerlendirmesi için bir fırsattır. Bakalım kahramanımız bu fırsatı değerlendirebilecek mi?
_______________________________________________ ‼️‼️SPOILER İÇERİR!‼️‼️ _______________________________________________ Uzun zamandır okuduğum en ters köşe hikayeydi. ‘Bakalım bunlar rüya mı çıkacak?’ ya da ‘Yok olduğu gibi, bir anda belirip yeniden var olacak mı?’ derken karakterimizin aslında bir roman karakteri olduğunu ve ismi bile olmadığını öğreniyoruz. Kurgu içerisinde irade özgürlüğü problemini, ahlakın ilkelerini, görünmez olsanız neler yapabileceğinizi, kendi hayatınızda kendi yerinizi ve kendi yaratıcınız olduğuna inandığınız güçle yüzleşmenizi değerlendirebilirsiniz.
This entire review has been hidden because of spoilers.
kitabın dili akici diyebilirim ancak gereksiz yere yapılan çok fazla tekrar var. son sayfalarda olayın çözüldüğü kısımlarda bir bölüm olduğu gibi tekrar alınmış. sonrasındaki yeniden başka şekilde başlama bir teknik olarak gorulebileceginden göz ardi edilebilir.
bunun yanında, verilmek istenen mesajın çok güçlü olmasına rağmen hikaye oldukça başarısız kalmış. kitap boyunca güçlü bir anlatim arıyor fakat malesef bulamıyoruz.
çözüm kısmı da oldukça vasat. çok ince bir kitap olmasi ve her an bir yükseliş bekleyerek okunmasi sebebiyle sonuna kadar okunabilir fakat tavsiye ediyor muyum: hayır.
Bayağı, dandik, anlamsız ve tüm bunlara rağmen bir şeyler anlatma çabasında olup; kendi içinde neyin çabasında dâhi olduğunu bilmeyen saçma sapan bir kitap. Yayını, ismi ve kapağı çok ilgimi çekmişti, ancak bu kadar hayal kırıklığına uğrayabilirdim.
Kitap ya hiç sevilmeyecek ya da altındaki anlamları kazıdıkça sevilebilecek türden.
Bana kalırsa okuyucuların dikkat etmesi gereken nokta, yazar tarafından özellikle yansıtılmak istendiğini düşündüğüm yapay ve basit dil anlatımının etkisinde kalmadan okumaya çalışmak. Anlatılmak istenen konu basit, hatta günlük diyebileceğimiz bir dil kullanılarak aktarıldığı için bu üslubun, irdelenen konunun asıl dikkat çekmek istediği "var olma ve yok olma" meselelerini gölgelediği düşünülebilir. Fakat bir yandan da dil, tam da anlatıcı kahramanın yüzeyselliğine uygun bir şekilde kullanılmış.
Sonuç olarak hayatın gerçekliği ve gerçekdışılığı üzerine düşünmeyi seven kişiler için, dikkatle okunduğunda, altında pek çok soru ve bir o kadar anlamlı "cevapsızlıklar" bırakan bir kitap.
Bu kitap çok çok iyi bir fikrin, çok çok kötü yazılmasıdır özetle. Hikayenin çıkış noktasındaki fikir, çok daha iyi kotarılmış bir halde, bir roman, bir film olarak gelecektir karşımıza emin olun. Işıl'cım sen yazını bırak.