Kadın, kimsenin tam olarak ne iş yaptığını açıklayamadığı o insanlardan. Sesi güzel, piyano çalıyor, oyunculuk yapıyor ve ressam. Uzun boylu ve parlak sarı saçları var. Edebiyatı, Bach’ı ve Melanie Klein’ı seviyor. Dışarıdan bakıldığında kusursuz, fakat... Göğsünde bir papatya dövmesi var. Çocuk, işsiz bir yazar. Fallara inanmaya devam ediyor ve kehanetin farkında: Bir gün kusursuz biriyle tanışacak, fakat... Bazı hikâyeler ancak yeniden yazılabilir. Melanie Klein, Melanie Klein! da onlardan biri.
İstanbul doğumlu. Amerikan Kültürü ve Edebiyatı bölümünü bitirdi. Felsefe ve Kültürel İncelemeler bölümlerinde yüksek lisans eğitimi gördü. Cumhuriyet Kitap eki, SabitFikir, K24, Zaytung gibi platformlarda eleştirileri-mizah yazıları; Afili Filintalar, Trendeki Yabancı, Underground Poetix gibi mecralarda öyküleri yayınlandı. Editörlük ve çevirmenliğin yanı sıra senaristlikle de uğraşıyor.
Cem Tunçer'i takip eden ve zihninin ne kadar ilginç çalıştığını bilen pek çok insan gibi yeni romanı Melanie Klein, Melanie Klein'ı çok merak ediyordum, umduğumu bulduğumu söyleyebilirim.
Küçürek öyküden küçürek romana, yani novellaya geçmiş yazar; 105 sayfada epeyce dokunaklı bir aşk hikayesi okuyoruz. Anlatıcımız bize sevdiği kadını ve ilişkilerini anlatıyor - bunu da son derece bu çağa ait bir dille yapıyor. Ben bu dille yazılmış metinleri çok seviyorum; anlattığını haddinden fazla önemsemeyen, büyük laflar etmeye, aforizmalar saçmaya heves duymayan, derdini sade ama kıvrak bir dille anlatan, aralardaki minicik cümlelerle okura dokunmayı başaran, konuşma dilini edebiyata katmaktan korkmayan bir metin bu.
Tanıtım metninde şöyle yazıyordu: "Kadın, kimsenin tam olarak ne iş yaptığını açıklayamadığı o insanlardan. Sesi güzel, piyano çalıyor, oyunculuk yapıyor ve ressam. Uzun boylu ve parlak sarı saçları var. Edebiyatı, Bach’ı ve Melanie Klein’ı seviyor. Dışarıdan bakıldığında kusursuz, fakat... Göğsünde bir papatya dövmesi var. Çocuk, işsiz bir yazar. Fallara inanmaya devam ediyor ve kehanetin farkında: Bir gün kusursuz biriyle tanışacak, fakat..."
Bu metinden de anlaşılacağı üzere gayet kentli bir hikaye okuduğumuz. Kadın ve adam bir barda tanışıyorlar, ikisinin de ilişkiye dair çekinceleri var, etrafımızda bolca gördüğümüz bağlanma kaygılarını her ikisi de taşıyor, bir biçimde aşıp beraber oluyorlar, birbirlerinin evrenlerine girmekte yer yer zorlanıyorlar, aynı kentte ayrı dünyalarda yaşadıklarını fark ediyorlar, o dünyaları bir biçimde birleştirmeye çabalıyorlar. Bu metinden anlaşılan bir başka şey de tabii ilişkiyi bekleyen bir keder olduğu; kehanet ona işaret ediyor ki onu da kitabı okudukça anlıyoruz, spoiler vermeyeyim ama biraz yürek dağlıyor kitap sonlara doğru.
Ezcümle, ben severek okudum, değdi bu hikaye bana. Böyle tanıdık şeyler okumayı; kendi tecrübelerime yakınsayan şeyler görmeyi, bunların iddiasız biçimde anlatılmasını seviyorum. Bir oturuşta okunabilecek zarif bir minik metin.
En fazla twitter fenomeni olacak kişiye paye verilirse iki kitap yazabilir, tiktokta politik bilinçten uzak komik olmayan videolar çekebilir. Ama üzülmeyin kafa dergisi, turkuvaz medya hepsi kocaman bir ailedir. Kitap mı en fazla 40 dkda okunacak, basit bir metin ama sağ olsun arkadaşları hemen övmeye başlamış. meh
Cem Tunçer instagram paylaşımlarını takip ettiğim bir yazar. Bu kitabı da çok övülünce okumak istedim. Başladığınız gibi bitiriyorsunuz zaten, oldukça kısa, akıcı, sade bir anlatım. Çok derin bir hikâyesi yok; günümüz kentlilerinin yaşayabilecekleri bir ilişki, hüzünlü bir son. Biraz Zeki Ökten'in Pisi Pisi filminin günümüzde geçen hali gibi geldi bana.
Bir neslin, daha doğrusu bir sosyal sınıfın hikayesi olmaya aday bence. (Tabii insanlar kitap okumayı bırakmamış olsaydı...) The catcher in the rye 'ın 60'lar kuzey amerika gençliğinde bıraktığı etki benzeri bir şey belki bahsettiğim. Bu da onun gibi herkesin okuyabileceği türden yalın bir dile ve insanın aklını çelen bir alaycılığa sahip. Ve bu da okuyucuların kendi hikayesini anlatıyor
Melanie Klein; 2020'ler Türkiye'sindeki belli bir sınıfın ve belli bir yaşam biçiminin buharlaşan normların gölgesinde debelenen ortak ilişkilenme biçimlerini ve ortak mizahi kodlarını yansıtıyor. Yazar bu yaşam biçimini ve bu insan tipini hem çok içeriden bir tanıklıkla hem de bir nebze eleştirel bir dille anlatıyor. İşte dediğim gibi insanlar kitap okumaya devam etselerdi bu hikayeyle hem 2-3 saat güzel zaman geçirir hem de kendilerinden bir şeyler bulabilirlerdi :)
2020'ler Türkiyesindeki o sınıf nasıl ki kendini biraz muhalif ve aykırı hissetmek istediğinde Ezhel'de, Gazapizm'de bir şeyler buluyor ya da çocuklaşmak istediğinde birbirlerine yarı şaka yarı ciddi hangi Manifest kızısın diye soruyorlar. İşte aşk meşk ilişki sohbetleri açıldığında da "ya aynı melanie klein melanie klein diyen kız gibi konuşuyorsun şu an" diyebilirdi mesela.
Bir başka @birkutukitapcom kitabı daha yüzümü güldürdü. Yüzümü güldürdü derken lafın gelişi elbette, zira Cem Tunçer, Melanie Klein, Melanie Klein!’da biraz hüzünlü bir hikaye anlatıyor bize. Sonunda üzüleceğimizi daha en başta, bir falcının odasında öğreniyoruz aslında. Ama buna rağmen kitap boyunca gerçekten gülümsediğim çok yer oldu. Çünkü Burcu çok kendine has, özel bir kadın. Onu çok sevdim. 🩶 Yalnızca Burcu’nun adını bildiğimiz bu novellada, aynı havayı soluyan ama başka dünyalara ait diyebileceğimiz bir kadınla bir erkeğin birbirine aşık olmasını ve birbirlerinde kalabilmek için verdikleri mücadeleyi okuyoruz. Burcu’nun benimle aynı sene doğduğunu kitabın ilerleyen sayfalarında öğreniyorum, ama bu sürpriz olmuyor. Çünkü diliyle, dertleriyle, hayata ve ilişkilere bakışlarıyla bu iki karakterle çağdaş olduğumuzu kitap boyunca hissediyorum. 🩶 Sanırım bu yüzden, kitap bir çırpıda elimden bırakamadan bitiverdi. Bir kısmı kitabın arkasındaki tanıtımda da yer alan Burcu’nun cümlelerinin arka arkaya sıralandığı sayfalara bayıldım. O kadar güzel, o kadar gündelik ama bir o kadar da o bambaşka ruhtan ki o cümleler. Gülümsetti beni. 🩶 Bu vesileyle Cem Tunçer’le de tanışmış oldum.
Cem Tunçer'in "Melanie Klein, Melanie Klein" eseri, tam olarak bugünün ilişkisine dair bir anlatı. Aslında çok kısa ama dramatik bir aşk hikayesini okuyoruz. Alışık olduğumuz metinlerden farklı bir yazım tarzı var yazarın. Ben okumaya başladığımda aşk hikâyesi, gelişimi, büyük tartışmalar vs. bekledim. Ancak olayların yerine duyguların ön plana çıktığı bir metinle karşılaşınca şaşırdım. Metin çok akıcıydı ve farklı olmasını sevdim ben. Anlatıcı tarafından adeta bir günlük gibi kurgulanan metin, çok bugünün dünyasından. Barda arkadaş ortamında tanışan iki kişi, hızlı başlayan bir flört süreci ve sonrasında ayrılıp barışmalar vs... Sona doğru gerçekleşen olaylar da düşünülünce pek çok okuyucu, muhtemelen daha derin bir metinle karşılaşmayı bekleyecektir. Ama benim için tatmin ediciydi.
Cem'le ilk kitabı sayesinde tanışmıştık. Juvenil'i okuyup ona X'ten mesaj atmış ve küçücük/kısacık kitabı dura dura nasıl okuduğumdan ve çok etkinlendiğimden bahsetmiştim. Böylece tanıştık ve onu Kitap Kulübüme davet ettim, arkadaş olduk. İkinci kitabını bekliyordum heyecanla. Kısa bir süre önce, baskıya gitmeden önce sevdiğim bir yazarın yeni kitabını okuma şansını verdi bana. Bayıldım tabii ki. Çok sevdim. Çok tanıdık. Benim başıma gelmiş bir şeyi anlatıyor gibi; yaşamadım pek çoğunu, Burcu değilim, anlatıcı değilim, yanan koltuk da benim değil ama benim koltuğum yanmış gibi hissettim. Okumayı en sevdiğim tür, dil ve üslup. Ve yazar. Teşekkürler Cem, iyi ki yazıyorsun.
Cem beyi instadan takip ediyorum. Bu nedenle kitabı ne kadar ciddiye alacağımı bilemeden okudum, daha dürüstçe söyleyeyim: "ne yazmış bu tuhaf tip bakalım" diye. İyi bir metin okuyacağıma dair önsezim de vardı ama, sanırım yayınevinden, belki kapaktan, belki insta izlenimimin zaten güvenilir bir veri olmadığını bildiğimden. Kitabı sevdim. Çağdaş yazar, genç yazar, yepyeni türk edebiyatı seven herkese öneririm. Burcu karakterini sevdim, arkadaş olmayı dileyebileceğim biri. Onun bir cümlesini, çok katıldığım bir cümlesini alıntılayarak bitireyim: "iyi ki tabutla gömülmüyoruz korkunç bir şey bence"
kitabı o kadar çok sevdim ki. bazı benzetmeleri okurken kendi kendime bir insan beyninden nasıl bu cümleler çıkmış diye düşündüm. “ilk kez denize bakıyor gibi bir havası vardı” en sevdiğim tasvirlerden biri oldu kitaptaki. kitapta ayrılık olması kısmı ayrılma sürecinde insanların yaşadığı yalnızlığı hissetmemi sağladı. hayat devam ediyor, sen aynı kişisin ama onun da bilmesini istiyorsun, seni duymasını hatta dinlemesini… bana çok hayatın içinden hissettiren bir kitaptı ve yazarın okuduğum ilk kitabı buydu. diğer kitaplarını da okumak istiyorum 💗💗
Bir öğle tatili arasında okuyup bitirdim. Evet, akıcıydı. Evet, günümüze dair bir ilişki anlatıyordu. Evet, tanıdık duygular vardı. Ama kitabı bitirdiğimde aklımda kalan ilk şey “Ee, şimdi ne oldu?” sorusu oldu.
Yazarın aklına bazı ilginç cümleler gelmiş ve sanki onları söyleyebilmek için kitap yazmış gibi hissettim. Ancak araya serpiştirdiği bu özgün fikirler bile kitabı benim için kurtarmaya yetmedi.
Hatta Cem Tunçer’in (Cem Yarmuş) TikTok içeriklerine bir saat ayırsam, bu kitaptan daha fazla şey kalırdı aklımda.
Oldukça tanıdık bir yerden günümüz jargonuyla yazılmış tek oturuşta rahat okunan bir eser. Yaşanırken bile ayrılığın izlerini taşıyan bir ilişki, aynı kareye bambaşka bakan iki kişi.. kurgusunun da dilinin de zayıf kaldığını düşünüyorum. Melanie klein ise nesne ilişkileri kuramıyla bilinen psikanalist olup, eserde okuduğumuz kişilerin ilişkileri ve kitapta iyi işlenmemiş olsa da savunma mekanizmalarına bir gönderme niteliğinde.. farklı bir okuma için şans verilebilir.
Tam da mensup olduğum sınıfa, topluma, yaş grubuna ait güncel zamanli bir eser. Sanırım bu yüzden kendime ait bir sürü şey bulup hiç kopmadan kolayca okudum. Çokca içine daldim. Duygularini, deneyimlerinj benimsedim. Yazari daha onceden tanımıyordum. Tanıştığımıza memnun oldum. Belli ki orjinal bir beyin.
muhtemelen her yerde anacağım adını bu kitabın. inanılmaz bir akış. kayıp gidiyorsunuz hikayeyle beraber, hikaye sizle beraber. uzun bir kapalı kaydıraktan kaymaya benziyor bu kitabı okumak. sona yaklaştığınızı hissediyorsunuz ama görmüyorsunuz ta ki ışık gözünüze vurana dek. nefis bir eser. gerçek bir keyif, bir şans, bir an bu kitaba denk gelip okuyabilmiş olmak. BAYILDIM.
Kitaptaki karakterlerin iletişimi bana geçti. İlk başta ana karakterin franz kafkanın milenaya olan bağlılığına dönüşeceğini ardından ve bayağılaşacağını düşünmüştüm fakat hiç öyle olmadı. Kitap aktı gitti. Özellikle son sayfalarda sadece karşı karakterin söylediklerini yazıya döktüğü bi bölüm var, kitapta en sevdiğim yerdi.
Betimlemeleri o kadar güzeldi ki sanki uzaktan onları izliyormuşum gibi hissettim, burcunun bazı komikliklerinde, manyaklıklarımda kendimi buldum hemen hemen 2 saat içinde bitirdim kitabı ve son sayfalarda gözlerim ıslandı. Sevdim
ben duygusal bi insanım. hemen sahiplendim bu öyküdeki karakterleri, yaşamlarını, aşklarını. gerçek olduğundan da yüzde yüz emin hissettim okurken. yas tuttum bitince. severek okudum, bir şey bekleyerek atmamıştım ilk adımı ama istediklerimi buldum.
Belli bir kesime hitap eden bir kitap gibi geldi ne yazık ki ben o kesimden değilim, olmak ister miydim orası da tartışılabilir. Bana hitap etmeyen bir kitap olmuş.