“Serpintili yağmur ve sert rüzgâr altında sadaret landosu Bab-ı Hümayun’dan dörtnala girdi.
Ayasofya müezzinleri akşam ezanını okuyordu; Haydin kurtuluşa!... Kurtulabilecek miydi acaba? Daha üç saat evvel çıktığı kapıdan tekrar girerken içindeki duygular karmakarışıktı. Cuma selamlığından sonra Sultan Mahmut Hazretleri başının ağrıdığından şikâyetle bir parça istirahat edeceğini söylemiş, o da Paşakapısı’na dönmüştü. Padişahı düşündü. Zavallı adam, tek başına bir ülkeyi ayakta tutmaya çalışıyordu. Mektepler açtırıyor, ıslahatlar yaptırıyor, ülkeyi kalkındırmaya çalışıyordu. Ama zaman, mutsuz insanlar zamanıydı. Halkı fikren çatlamış, herkes birbirine çemkirir olmuştu. Devlet aleyhine çalışan şer şebekeleri her yandaydı. Yüzyıllarca ülkenin şanı ve şerefi olmuş Hacı Bektaş’ın kutsal kazanı yine devrilmiş, ordu ile millet karşı karşıya gelmişti.”
1826 sonbaharının puslu günleri… Zindanda bir müderris, arastada bir mücellit, Kapalıçarşı’da bir elmastıraş. Sarayın en değerli mücevherini çalmaları gerekiyor. Bir cündîye ihtiyaçları var, bir de hırsıza… Peki ya hırsız âşık ise?!..
Nefesler kesen bir macera; İskender Pala’nın her zamanki yetkin kaleminden…
İskender Pala (born 1958, in Turkey) is a Turkish Divan (Ottoman) Poetry Professor and author of best seller novels. He also used to write a column in the Turkish daily newspaper Zaman.
İskender Pala graduated from Istanbul University Faculty of Letters Turkish Language and Literature Department in 1979. He entered Turkish Navy as a lieutenant in 1982 and taught Turkish Literature in Naval Schools and Boğaziçi University. In 1987 he established Turkish Navy Museum Archives. He oversaw classification and restoration of many historic documents dated from the times of the Ottoman Empire. He published Encyclopedic Dictionary of Divan (Ottoman) Poetry and received Writers Union of Turkey Award in 1989. He was discharged from the Navy without any conviction during what is now called the "Postmodern coup". Later, he wrote a book about his life in Navy and his discharge, called Between Two Coups referring to military coup in 1980 and 1997 military memorandum in Turkey. He said that the reason for his discharge was his practicing İslam in his private life.
Öncelikle İskender Bey, bana göre şimdiye kadarki kitaplarıyla kıyaslandığında en etkileyici konuyu yakalamış; ancak o konuyu da özenle heba etmiş. Bu kez dil olarak önceki kitaplarına kıyasla halk diline daha yakın, daha anlaşılır ve daha akıcı bir anlatımı tercih etmiş. Bu da kitabın olumlu yönlerini artıran bir özellik.
Müthiş aksiyon dolu, okuyucuyu coşturacak ve gerilimi son noktaya çıkaracak bir konu elindeyken bunu yeterince verimli kullanamamış. Giriş bölümü gayet güzel geliyor; olaylar ilmik ilmik işlenerek okuyucuya aktarılıyor. Ancak soygun anı çok hızlı geçiştiriliyor. Öncesinde soygunun planı anlatılıyor, soygun anına dair hiçbir detay yok; en sonunda da soygunda yaşanan aksaklık okuyucuya aktarılıyor. Tamam, konu daha çok Zafire Kadın'ın yaptıklarına odaklanmış durumda belki; ama soygunu öncesinden haber vermek yerine soygun anını Tûti'nin gözünden anlatsa, onun gerilimini, yemeklerin dökülmesini okuyucuya anlık verse; ardından Porsuk'un ortadan kayboluşunu, Tûti'nin beklemesine rağmen geri dönmeyişini aktarsa; oradan da bir flaşbekle planın yapıldığı güne dönüp nasıl planlandığını ve sonucun nasıl geliştiğini gösterse çok daha aksiyon dolu, çok daha etkileyici bir kitap ortaya çıkardı.
Son bölümde Porsuk'un Kavala'da yaşadıkları çok hızlı geçiştirilmiş; oradaki yaşadıklarına daha detaylı girilebilirdi. Verdiği mücadelelere, özellikle Ceylan oradan ayrıldıktan sonra yaşadıklarına ve yaptıklarına daha fazla yer ayrılabilirdi. Bu sayede hem Osmanlı'nın o dönemine ayna tutulmuş olur hem de hikaye daha duygusal ve aksiyonlu bir kimliğe bürünürdü.
Son olarak II. Mahmut'un mücevheri böyle bir riske atması açıkçası bana çok mantıksız geldi. II. Mahmut gibi Yeniçeri Ocağı'nı kaldırabilecek kapasitede zekâ ve yeteneğe sahip bir padişahın sadece sarayını denetletmek için Kaşıkçı Elması'nı riske atması çok saçma. Hatta kitabın sonuna kadar II. Mahmut'un aslında bunu daha öncesinden sahte bir elmasla değiştirip asıl Kaşıkçı'yı sakladığını, yani hırsızların farkında olmadan sahte bir elması çaldığını söylemesini bekledim. En sonunda II. Mahmut'un gerçek elması çıkarıp "Asıl elmas buydu." diyeceğini hayal ettim; çünkü böyle bir padişahın bu denli değerli bir taşı sırf saray güvenliğini sınamak için tehlikeye atması inandırıcı gelmiyor.
Sonuç olarak "Muhteşem bir konu nasıl heba edilir?" sorusunun cevabını bu kitapta buldum. Değerlendirmem: 3,5'dan 4 yıldız.
---------English Review------------ First of all, Mr. İskender has, in my opinion, captured the most compelling subject matter compared to his previous books — yet he has also managed to squander it with equal care. In terms of language, he has opted for a more colloquial, accessible, and fluent style compared to his earlier works, which is a positive quality that adds to the book's appeal. Despite having a subject brimming with action, capable of thrilling the reader and pushing the tension to its absolute limits, he has failed to make sufficient use of it. The opening section comes across quite well; events are woven together and delivered to the reader stitch by stitch. Yet the heist itself is rushed past in no time. The plan is laid out beforehand, there is not a single detail about the moment of the robbery, and the mishap that occurs during it is only revealed to the reader at the very end. Fair enough, the story is perhaps more focused on what Zafire Kadın does — but rather than telegraphing the heist in advance, had the author narrated the moment of the robbery through Tûti's eyes, conveying her tension and the spilling of the dishes in real time, then followed it with Porsuk's disappearance and Tûti's waiting despite him never returning, and from there flashed back to the day the plan was made to show how it was conceived and how it unfolded — the result would have been a far more action-packed and far more impactful book. In the final section, what Porsuk experiences in Kavala is glossed over far too quickly; the author could have delved into those events in much greater depth. More space could have been devoted to the struggles he faces, especially to what he lives through and does after Ceylan's departure. This would have both held up a mirror to that period of Ottoman history and given the story a more emotional and action-driven character. Lastly, II. Mahmut's decision to put the jewel at such risk struck me as frankly illogical. It seems absurd that a sultan of the intelligence and capability that enabled him to abolish the Janissary Corps would risk the Spoonmaker's Diamond simply to test the security of his palace. In fact, right up until the end of the book, I kept expecting II. Mahmut to reveal that he had secretly swapped the gem for a fake beforehand — meaning the thieves had unknowingly stolen a counterfeit — and that at the very last moment he would produce the real diamond and declare, "This was the true stone all along." Because a sultan of his caliber gambling with such an invaluable gem merely to put palace security to the test simply does not ring true. In conclusion, this book answered the question: "How does one squander a magnificent subject?" My rating: 3.5 out of 4 stars.
This entire review has been hidden because of spoilers.
Kitap güzeldi. Hikayesinde sadece isimlendirmeyi sevemedim. Lakin dönem İstanbulunu ve Osmanlı’sına hikaye üzerinden şahit olmak güzeldi. Sevdiğim bir roman oldu. Başta sıkılsanız bile lütfen sabredin hikaye sıkmadan ilerliyor. Olayları da uzatmadan neticelendirmesini de sevdim. Yormadı. Okuyunuz. Sevgiler 🌸
Konusu fazlasıyla dikkat çekici ancak yazım dilinde kullanılan eski kelimeler biraz yorucu yine de gerçekten sürükleyici bir kitaptı. Tek kusuru soyguna kadar plan tekrar tekrar anlatıldığı halde soygun anına ait hiçbir anlatı olmaması olabilir😔
The plot and narrative are very successful; the only problem is that the characters' real and fake names are confusing, requiring you to write them down individually on a piece of paper.
Kurgusu ve anlatımıyla çok başarılı, tek sorun karakterlerin gerçek ve sahte isimlerinin kafa karıştırıcı olması; bir not kağıdına tek tek yazmak gerekiyor.