30 Ocak 1975. İzmir - İstanbul seferini yapan 345 sefer sayılı Türk Hava Yolları uçağı Marmara Denizi'nde sulara gömülür.
Bugün, kazanın üstünden tam kırk yıl geçmesine rağmen uçak enkazı hâlâ Marmara Denizi'nin suları altında, içindeki yolcularla birlikte yatmaktadır.
Kazayla ilişkisi olan kişilere gönderilen isimsiz bir zarf ve zarfın içinden çıkan gizemli kaset ise olayın kırk yılın ardından tekrar gündeme oturmasına neden olur. Üzerinde sadece '345' yazılı olan kasetlerden biri Hakan Geda'nın ilgisini çektiğinde, kazadan altı ay kadar önce başlayan Kıbrıs Barış Harekatı'na ve kökenleri ise Avrupa Hun İmparatorluğu'na kadar giden büyük bir gizemin kapıları ağır ağır açılmaya başlamıştır bile.
Piri Reis'in Sırrı adlı romanıyla yazılı basında adını sıkça duyuran ve okurların ilgisini hayli çeken Cenk Kayakuş, bu romanında ise Türkiye'nin ilk ve tek denize düşen sivil uçağı olan TK 345 sefer sayılı uçağı konu ediniyor. Bu gerçek ve gizemi hâlâ çözülemeyen uçak kazası, Kayakuş'un mükemmel kurgusuyla birlikte soluk kesen bir maceranın başlangıcını oluşturuyor.
"Bir an önce son sayfasına ulaşmak isteyeceğiniz gizem dolu bir bulmaca. " -Esquire online-
"Kendi tarihimize ait bu son derece gizemli uçak kazası, bir de Cenk Kayakuş'un kaleminden okunmayı fazlasıyla hak ediyor." -Sabah- (Tanıtım Bülteninden)
Cenk Kayakuş, 1986 yılında İzmir’de doğdu. İzmir Ekonomi Üniversitesi Reklamcılık ve Halkla İlişkiler mezunu olan yazar, kısa reklamcılık kariyerinin ardından yerli ve yabancı romanlar için kapak tasarımları hazırladı ve bir süre Altın Bilek Yayınları’nda yayın yönetmenliği yaptı.
Kayakuş, 2008 yılından bugüne kadar altı roman ve bir öykü kitabı kaleme aldı. 2008 yılında piyasaya çıkan ilk romanı Av’ın ardından kendine özgü bir okur kitlesi elde ederek, 2012 yılında yayımlanan ikinci romanı Saplantı ve hemen arkasından gelen Kara Güneş adlı bir diğer romanıyla Türkiye’de macera romancılığına farklı bir boyut kazandırdı. 2014 yılında okurlarla buluşan dördüncü romanı Piri Reis’in Sırrı ile Osmanlı tarihinin gölgede kalmış efsanevi denizcisinin hayatındaki önemli noktaları ele alarak, gerçekle kurguyu başarılı bir şekilde harmanladı. Yarattığı Hakan Geda karakterinin son macerası Uçuş 345 ise Türkiye'nin denize düşen ilk ve tek yolcu uçağı TK345'in trajik hikâyesini okuyucularla buluşturdu.
2019 yılında yayımlanan Kayıp Kıta ise Mustafa Kemal Atatürk'ün tarih çalışmalarından ve Mu Kıtası efsanesinden yola çıkarak UNESCO Dünya Mirası listesine alınan Göbeklitepe'yi konu edindi.
Macera romancılığının dışında yeraltı edebiyatına da yönelen Kayakuş, son olarak Çıplak ve Kadınlar Arasında adını taşıyan bir öykü kitabıyla okuyucularının karşısına geçti. Otobiyografik izler taşıyan kitap, alkolik ve yalnız bir yazarın kadınlarla olan ilişkilerine odaklanıyor.
Kayakuş, son birkaç yıldır zamanının büyük kısmını İzmir'de geçirmektedir.
Uçaklar ve uçak kazaları her zaman ilgimi çekmişti. TK 345 İzmir > İstanbul seferinin/kazasının (30 Ocak 1975) yeri ise bende tamamen başkadır. İniş sırasında havaalanında elektriklerin kesilmesi ve pas geçmesi, ikinci iniş için PAN AM engeli ve sonuçta uçağın esrarengiz bir şekilde Marmara denizine düşmesi…
Günümüze kadar (45 yıl) kara kutunun ve enkazın çıkarılmaması, yolcular arasında Dönemin Malatya Belediye Başkanının oğlu, BP ve Türk Henkel gibi güçlü şirketlerin yöneticileri, Seyyal Taner’in kız kardeşi (Hostes) ve Fatih Terim’in kayınpederinin olması, bununla ilgili şu ana kadar hiçbir açıklamalarının bulunmaması, Bilderberg toplantıları ile bağlantıları, resmi kaynaklara göre 41, gayri resmi kaynaklara göre 42 kişinin olması olayın tuhaflığını ve bir sürü komple teorilerini üzerine çekmiştir. Başka bir sebep ise kaza nedeni araştırılmamış, kara kutuya ulaşılması istenmemiştir. Bazı kaynaklarda Kazanın Adliyedeki dosyasının bile kayıp olduğu bildirilmektedir. Üzerinden 45 yıl geçmesine bakmayarak enkazın çıkarılması için her hangi bir girişim olmamıştır. Oysa Marmara denizinin çeşitli kıyılarına vuran birkaç hariç tüm cenazeler ve uçağın enkazı halen Marmara denizinin (sahilden 2 mil uzaklıkta) derinliklerinde (70m – 80m) yatmakta.
Bursa uçağının ilginç hikâyesi ve bilinmezleri zihnimizin sınırlarını zorlamaktan başka çare bırakmamaktadır.
Kitaba gelince, Uçuş 345 isimli macera romanı tamda bu bilinmezlikler çevresinde kurgulanmış. Cenk Kayakuş’un efsane roman karakteri Hakan Geda’nın Bursa uçağının gizemini çözmeye çalışıyor.
Kitap oldukça sürükleyici, 1 günde bitirdim. Fakat kitabın isminden ve açıklamasından havacılıkla ilgili detayların daha ön planda olacağı beklentisine girmiştim. Hele ki kitabın son sözünde yazarın yaptığı araştırmaları, faydalandığı kaynakları görünce beklentimin boşuna olmadığını fark ettim. Kitabın sonlarına doğru klasik bir polisiye film senaryosu okuduğumu hissettim. Son olarak hikayenin bazı parçalarının oldu bittiye getirildiğini söyleyebilirim.