Deniz Faruk Zeren’den haiku gibi, lirik ve sarsıcı hikâyelerden oluşan bir kitap: Yağmur Kuşları. "Bu hikâye süresince mütemadiyen ipek gibi süzülerek, bazen tozu toprağı döverek, bazen çatallı mavi yıldırımlar eşliğinde, bazen serin rüzgârların getirdiği taze, ferah nebat kokuları yayarak, yaylanarak, uzayıp kısalarak, artıp azalarak, hızlanıp yavaşlayarak, diner gibi yapıp coşarak yağmur yağacaktır.”
Kitap küçürek veya mikro öykü denilen türde yazılmış, bir paragraflık öykülerden oluşuyor. Olay örgüsünün olmadığı fakat anlamın yoğunlaştırıldığı, çok vurucu imgelerle bir resmin çizildiği öyküler bunlar. Hapishaneler, dağlar, kaçak binilen otobüsler, soğuk, kar, üşüyen bedenler, ateş, paylaşma, dayanışma sıklıkla tekrarlanan motifler. Romantizme, kahramanlık anlatısına düşmeden şiirsel bir dil kurmuş yazar. Çok beğendim.
Ah
Arkadaşımın fotokopi ile çoğaltılmış vesikalık resmini göğsüme iliştirmeye çalışırken toplu iğne göğsüme battı, “ah” etmeye utandım. Ben on beştim o on dokuz.”
Cheese
Ayrılacaklardı. Sessiz, hüzünlü ve yorgun akşamı bekliyorlardı. Bir yerlerden bir fotoğraf makinası çıktı. Neşelenip üçerli beşerli fotoğraflar çekildiler, her pozda gülümseyerek, bir o tarafta bir bu tarafta artistlenerek. Vedalaştılar. Hiçbiri o fotoğrafları göremedi.”
Şu Tepe
Binlerce yıldır bu soruya aynı cevabı veriyorlardı ve binlerce yıldır bu soruyu bu şekilde soracak birileri mutlaka oluyordu: “daha çok var mı?” “ az kaldı, az kaldı şu tepeyi de aştık mı…”
Sevme Sanatı
Suyu tenekeyle sırtında getirmişti. Arkadaşının içerken sevinçle yukarı aşağı kayan ademelmasını izledi. Sevindi. Keyifle gerinip sırtını kütürdetti.
Sözcük Yiyici
Masada gazete kağıdının üzerinde zeytin vardı. Siyah, kara zeytinler. Üzerine biraz pulbiber serpilmiş, zeytin yağı, yarım limon gezdirilmiş sıska zeytinler. Birkaç parça ekmekle yiyip kalktılar. Geç gelen üç zeytini, gazete kağıdına yapışmış limonlu biberleri ve dağılmış harfleri, haberleri sözcükleri yedi ekmeğini banarak.
Daha önce Zeren’in diğer kitaplarını okumuş bir okur olarak şunu söyleyebilirim ki Zeren her yeni yazdığı kitap ile okurların gönlünde kurduğu tahtı daha da yüceltiyor . Yağmur Kuş’larındaki öyküler bağırmıyor hepsi birbirinden sakin kendi halinde ama bir o kadar samimi/tanıdık. Öyküler ile yazar arasında ayrı bir bağ var gönül bağı ya da yoldaşlık. Her bir öykü sadece birkaç cümleden oluşuyor aslında riskli , öyküler ya okurla yazar arasında sağlam bir bağ kurar ya da hiç.özellikle işaretlediğim öyküleri dönüp dönüp okudum. Dilerim Yağmur Kuşları hak ettiği yerlere , baskılara ulaşır .