Bir gökyüzü düşün… Aynı şehir. Farklı yüzyıllar. Bambaşka kaderler. Leyla bir küratör. Hayatını sanat eserlerini korumaya adamış, geçmişi cam vitrinlerin arkasından izlemeye alışmış biri. Ta ki bir minyatüre dokunana kadar… Bir an. Bir temas. Ve her şey değişir. Gözlerini açtığında yıl 1494’tür. Konstantiniyye’nin gökyüzü daha parlak ve ışıl ışıldır. Saray entrikalarının, taht kavgalarının ve kaderle örülmüş bir aşkın tam ortasında bulur kendini. Karşısında ise tarihin sert yüzüyle bilinen bir şehzade vardır: Selim. Ama tarihin yazdığı adam ile Leyla’nın tanıdığı adam aynı mıdır?
Uzun zamandır kapağını kapattığımda sonra ne olacak diye heyecanla beklediğim, her seferinde dizimi yarım bırakmış gibi hissedip devam etmek için yanıp tutuştuğum bi kitap olmamıştı. Son zamanlarda tarihe olan ilgim de artınca bu kitap bana çok iyi geldi.
Okuduklarım, karakterler, yaşananlar o kadar güzel anlatılmış ki. Her sayfada onlarla aynı duyguları yaşadım, onlarla ağladım onlarla endişelendim onlarla güldüm. Kurgunun tarihle birlikte bu kadar güzel işlenmesi de ayrıca çok hoşuma gitti. Gerçekten tarih kitaplarında bir paragrafla geçiştirilen gerçekler neler acaba insan bu kitapla onu merak etmeye başlıyo.
Okuması çok zevkli, hikayesi çok akıcı bir kitaptı. Okuduğunuza pişman olmazsınız ❤️