What do you think?


2010
2010, “Yetmez ama Evet” sloganıyla somutlaşan Anayasa Referandumu üzerinden toplumun kutuplaştırıldığı günlerde, İstanbul’da kaderleri birbiriyle kesişen üç ailenin var olma çabalarını, tutkularını ve umutlarını anlatıyor.
Genç, güzel ve hırslı Zerrin Deliormanlı “çukurda” diye adlandırdığı yaşamından ne pahasına olursa olsun kurtulmayı hedeflerken, aileyi ayakta tutmaya çalışan ağabeyi Emre Deliormanlı ise parlak eğitiminin bir işe yaramadığını keşfeder ve tutkunun izinden giderek Köstenlerin dünyasına girer. Daha iyi bir hayat istemekle, kendini inkâr etmek arasındaki sınır giderek silinir.
Kökleri Osmanlı sarayına kadar uzanan İstanbullu bir ailenin mensubu, mutsuz akademisyen kardeşler Mine ve Kerim Ertuğ, aşk acıları, liberal fikirleri ve çocukluklarından beri yanlarında olan yaşlı komünist yazar Fazıl Erol ile girdikleri bitmez tartışmaların eşliğinde bir şeylerin sonsuza dek değişmekte olduğunu hissederler.
Anadolu’dan gelerek kısa sürede zenginleşen babasını aşarak, Köstenler Grubu’nu bir imparatorluğa dönüştürmek için açık ve gizli siyasi bağlantılara girmekten çekinmeyen Nejat ise bir varis edinme peşindedir.
Usta yazar Mehmet Eroğlu’nun 24. romanı 2010, üç ailenin, onlara hem sığınak hem hapishane olan, hem cennetin hem de cehennemin kapısını açan, bir yandan vaat ederken bir yandan da inkâr ederek yeni bir çağa hazırlanan bir şehrin, bir kuşağın ve dönüm noktasında olan bir ülkenin hikâyesi.
Genç, güzel ve hırslı Zerrin Deliormanlı “çukurda” diye adlandırdığı yaşamından ne pahasına olursa olsun kurtulmayı hedeflerken, aileyi ayakta tutmaya çalışan ağabeyi Emre Deliormanlı ise parlak eğitiminin bir işe yaramadığını keşfeder ve tutkunun izinden giderek Köstenlerin dünyasına girer. Daha iyi bir hayat istemekle, kendini inkâr etmek arasındaki sınır giderek silinir.
Kökleri Osmanlı sarayına kadar uzanan İstanbullu bir ailenin mensubu, mutsuz akademisyen kardeşler Mine ve Kerim Ertuğ, aşk acıları, liberal fikirleri ve çocukluklarından beri yanlarında olan yaşlı komünist yazar Fazıl Erol ile girdikleri bitmez tartışmaların eşliğinde bir şeylerin sonsuza dek değişmekte olduğunu hissederler.
Anadolu’dan gelerek kısa sürede zenginleşen babasını aşarak, Köstenler Grubu’nu bir imparatorluğa dönüştürmek için açık ve gizli siyasi bağlantılara girmekten çekinmeyen Nejat ise bir varis edinme peşindedir.
Usta yazar Mehmet Eroğlu’nun 24. romanı 2010, üç ailenin, onlara hem sığınak hem hapishane olan, hem cennetin hem de cehennemin kapısını açan, bir yandan vaat ederken bir yandan da inkâr ederek yeni bir çağa hazırlanan bir şehrin, bir kuşağın ve dönüm noktasında olan bir ülkenin hikâyesi.
616 pages, Paperback
Published April 21, 2026
About the author
Mehmet Eroğlu
26 books55 followersMehmet Eroğlu (born 2 October 1948) is a Turkish novelist. His most known work is Issızlığın Ortasında ("In the Midst of Isolation").
He was born on 2 August 1948 in İzmir. In 1971, he graduated from the Department of Civil Engineering at the Middle East Technical University. He then worked as a civil engineer at the Turkish General Directorate of State Hydraulic Works, the Tourism Bank and at a private company.
He shared the first award at the Milliyet Novel Contest (of the Milliyet news paper) in 1978 with Orhan Pamuk, with his novel Issızlığın Ortasında (In the Midst of Isolation).[2] He also collected the Madaralı Novel Award in 1985 with the same work and the Orhan Kemal Novel Award in 1985 with Geç Kalmış Ölü (The Delayed Dead), which was a continuation of the previous book. His work reflects various situations of humanity by creating anti-heroes, while also not concealing his political point of view.
He was born on 2 August 1948 in İzmir. In 1971, he graduated from the Department of Civil Engineering at the Middle East Technical University. He then worked as a civil engineer at the Turkish General Directorate of State Hydraulic Works, the Tourism Bank and at a private company.
He shared the first award at the Milliyet Novel Contest (of the Milliyet news paper) in 1978 with Orhan Pamuk, with his novel Issızlığın Ortasında (In the Midst of Isolation).[2] He also collected the Madaralı Novel Award in 1985 with the same work and the Orhan Kemal Novel Award in 1985 with Geç Kalmış Ölü (The Delayed Dead), which was a continuation of the previous book. His work reflects various situations of humanity by creating anti-heroes, while also not concealing his political point of view.
Ratings & Reviews
Friends & Following
Create a free account to discover what your friends think of this book!
Community Reviews
Displaying 1 - 3 of 3 reviews
August 10, 2026
Mehmet Eroğlu'nun yayınlanan son kitabı, benim okuduğum ilk kitabı oldu. Sonda söyleyeceğimi başta söyleyeyim, bilemiyorum. Evet, çok iyi bir dönem fotoğrafı, evet güzel kurgu, evet "akıyor" kitap. Ama... Arkadaş bu fakirler ne zaman zenginlerin mezesi olmaktan kurtulacak ya? Sadece bu mu rahatsız etti beni diye düşünüyorum, çok yapay geliyor, karakterlerin iradi hareketleri yok gibi geliyor, başlarına şu şu şu gelecek, onlar da onları yaşamakla mesul gibi. Bilmiyorum anlatabiliyor muyum? Darmadağın düşüncelerimi toplamak istiyorum gecenin üçünde,yapamıyorum. Fakirler köşesinde, Zülfü Livaneli romanına tıkıştırılmış Meursault gibi baş karakter, neden o kimliklere büründürüldüğünü bir türlü anlayamadığım erkek kardeşi, 17 yaşında fakat yaşının hiçbir özelliğini taşımayan, binbir entrika çevirme kapasiteli bir kız kardeş. Zenginler köşesinde sübyancı katil korkak aşık çıkarcı sinsi bir abi erkek, sürekli travmasından bahsedilen ama sex dışında travmasının hayatında hiçbir etkisi olmayan dul abla, deux ex machina gibi tüm sorunları çözen, kıymeti kendinden menkul bir "akıllı deli" bekar kız kardeş. Solcular köşesinde yazarımızdan otobiyografik izler taşıyan ve belli ki feyz alınsın diye romana konmuş Archangel fazıl, ya bilmiyorum beni olumsuz anlamda çok rahatsız etti kendisi. 2010 solcuları böyle değildi diye mi, bilmiyorum.
Ve evet, sayamayacağım kadar yazım yanlışı. Başta kalemi elime alıp işaretlemek ve kitabı bitirince yayınevine postalamak istedim. Sonra baktım olacak gibi değil. Kitabı okuyamayacağım, bıraktım. Okuyanlar, abartmadığımı bilecektir.
Not: Fazılcığım, biz 2010'da tekelci abilerle aylarca sakarya caddesindeydik. Keşke sen de gelseydin.
Not 2: şu yazıyı yazarken hatırladım, kitabı fatih yaşlı'nın twitinden sonra aldım. Kendisi mehmet Eroğlu'nu yaşayan en büyük Türk romancı olarak sunuyordu yanlış hatırlamıyorsam. Daha önce de aynı tuzağa başka bir kitapta düşmüştüm. Ya ben ya fatih bey iyi edebiyattan anlamıyoruz 😅
Ve evet, sayamayacağım kadar yazım yanlışı. Başta kalemi elime alıp işaretlemek ve kitabı bitirince yayınevine postalamak istedim. Sonra baktım olacak gibi değil. Kitabı okuyamayacağım, bıraktım. Okuyanlar, abartmadığımı bilecektir.
Not: Fazılcığım, biz 2010'da tekelci abilerle aylarca sakarya caddesindeydik. Keşke sen de gelseydin.
Not 2: şu yazıyı yazarken hatırladım, kitabı fatih yaşlı'nın twitinden sonra aldım. Kendisi mehmet Eroğlu'nu yaşayan en büyük Türk romancı olarak sunuyordu yanlış hatırlamıyorsam. Daha önce de aynı tuzağa başka bir kitapta düşmüştüm. Ya ben ya fatih bey iyi edebiyattan anlamıyoruz 😅
May 20, 2026
mehmet eroğlu bu kitabında 2010 anayasa referandum zamanın gelişmelerini, sınıf ve fikir çatışmaları odağında, 3 ana aile üzerinden anlatıyor. köstenler yeni dönemin sermayesini, ertuğ ailesi geçmiş dönemin entellektüelizmini, deliormanlı ailesi sınıf atlamaya çalışan alt gelir grubunu temsil ediyor diyebiliriz.
eroğlu’nun ilk eserlerinden aldığım hazzı, son eserlerinden alamıyor olmak bende hep bir hayal kırıklığı yaratıyor. kalemi mi değişti yoksa gençken mi okunmalıydı ikilemi içerisinde gidip geliyorum. daha güncel konuları/zamanları okumaktan da keyif almıyor olabilirim. ama örneğin bu kitabı okuma deneyimi, benim için bir tv dizisi izleme deneyimi gibiydi.
“yarım kalan yürüyüş”ü okurken ana kahraman yüzünden sol omzu ağrıyan bir mehmeteroğluokur’u olarak bu notları düşmek istedim.
eroğlu’nun ilk eserlerinden aldığım hazzı, son eserlerinden alamıyor olmak bende hep bir hayal kırıklığı yaratıyor. kalemi mi değişti yoksa gençken mi okunmalıydı ikilemi içerisinde gidip geliyorum. daha güncel konuları/zamanları okumaktan da keyif almıyor olabilirim. ama örneğin bu kitabı okuma deneyimi, benim için bir tv dizisi izleme deneyimi gibiydi.
“yarım kalan yürüyüş”ü okurken ana kahraman yüzünden sol omzu ağrıyan bir mehmeteroğluokur’u olarak bu notları düşmek istedim.
June 4, 2026
Mehmet Eroğlu son kitabında Anayasa referandumunun gündeme oturduğu 2010 yılını ve Türkiye’de yaşananları 3 aileyi merkeze alarak anlatmış.
O dönemin en çarpıcı, sembol söylemi “Yetmez ama evet” idi. Sonuçları ise beklenenin aksine özgürlüğe ket vurdu.
O dönemin en çarpıcı, sembol söylemi “Yetmez ama evet” idi. Sonuçları ise beklenenin aksine özgürlüğe ket vurdu.
Displaying 1 - 3 of 3 reviews




