Cumhuriyete ve sol düşünceye küfrün bir tarihi var mı? Cumhuriyete Karşı Küfür Romanları bu soruya bir yanıt niteliğindedir. Yalçın Küçük'ün bu son kitabı, 1960'lardan bugüne, ilerlemeye açılan tüm yollara düşman küfürbazların edebi bir tarihidir. Tam da bu yüzden Milan Kundera, Kemal Tahir, İdris Küçükömer, Ahmet Altan ve Orhan Pamuk kitabımızın baş aktörlerindendir. Rolleri ve replikleri kitaptadır; öyleyse, politika ve edebiyatın içiçeliğinde, küfrü yaşayan ve çoğaltanlar Cumhuriyete Karşı Küfür Romanları'nın menzilindedir.
Kitap, Milan Kundera'yla açılmakta ve Cumhuriyet Savaşı bölümüyle sona ermektedir. Uvertür ve savaş biraradadır. Bir ilandır, tüm kaleleri fethedilmiş bir ülkenin şafağında Yalçın Küçük bayrak açmaktadır.
Küfür romanları var ise, küfre cephe alan bir roman ve roman teorisi de olmalıdır. Cumhuriyete Karşı Küfür Romanları teorik bir yanıttır. Cephede silahsız kalmış Sol'a ve Cumhuriyet'e cephane taşımaktadır. O halde, bir kurtuluş öncüsü ve öyküsüdür. Bir savaşı anlatmakta; bir savaşa katılmaktadır. Tüm yurtaşların Cumhuriyet adına mücadeleye çağrıldığı cephenin içinden yazılmıştır.
Yalçın Küçük (1938-2026) - Türk sosyalist, yazar, düşünür, ekonomist, tarihçi, isim-bilimci, medya ve edebiyat eleştirmeni, Kürdolog, Sovyetolog, siyaset bilimci, teorisyen, gençlik önderi.
Yalçın Küçük, İskenderun'a Halep'ten gelip yerleşmiş bir ailenin çocuğudur. Baba tarafından Türkmen, anne tarafından ise Kafkasyalı bir aileye mensuptur. Kabataş Lisesi'nden mezun olmasının ardından, Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi’ndeki öğrencilik hayatı boyunca; Fikir Kulüpleri Federasyonu, ardından Sosyalist Fikir Kulüpleri Federasyonu, Dev-Genç ve Türkiye Halk Kurtuluş Partisi olan Fikir Kulübü Başkanlığı’nı yaptı. Siyasal Bilgiler’i 1960 senesinde birincilikle bitiren Küçük, 27 Mayıs Darbesinde büyük öğrenci eylemlerinin başında yer aldı. 27 Mayıs 1960 darbesi sonrasında Devlet Planlama Teşkilatı'nda görev aldı. Bir süre sonra Uzun Vadeli Planlar Dairesi Müdürlüğüne getirildi, ardından istifa etti. Yalçın Küçük, buradan ayrılınca Amerika'ya gitti, Yale Üniversitesi'nde lisans eğitimi aldı. Ardından mülakatı kazanarak dört ay boyunca da Dünya Bankası'nda staj yaptı.
1966'da Orta Doğu Teknik Üniversitesi'nde öğretim üyeliğine başladı. Yön, Emek, Ant dergilerinde, Sosyalist Devrim yanlısı yazılar yazdı. 1968-70 yılları arasında Birmingham Üniversitesi Rus ve Doğu Avrupa Araştırmaları Merkezi'nde bulundu. Sovyetoloji araştırmalarını kitaplaştırdı. Bu kitaptan dolayı sekiz yıla mahkûm edildi.
1971'de doçent oldu. 12 Mart 1971 Muhtırası'ndan sonra görevden alındı. 1973-76 yılları arasında Cumhuriyet gazetesinin ekonomi servisini yönetti. 1970'lerde, Türkiye İşçi Partisi'nin ikinci kez kuruluşu için çalışmalara katıldı. 1973 yılı sonlarında askere alındı.
Kıbrıs Harekâtına katıldı. Bu savaşta yaşadıklarını anlattığı bir anı-söyleşi kitabı bulunmaktadır. 1975'ten itibaren yayınlanan ve partiye yakınlığıyla bilinen Yürüyüş gazetesi'nin editörlüğünü yaptı. 1978'de partiden ihraç edildi. 1979'da kendisiyle beraber TİP'ten ihraç edilenlerle birlikte Sosyalist İktidar dergisi'ni çıkarmaya başladı. Aynı yıl Ankara İktisadi ve Ticari İlimler Akademisi'nde öğretim üyesi oldu. 12 Eylül Darbesi'nden sonra üniversiteden uzaklaştırıldı. 1983'te Bir Yeni Cumhuriyet İçin adlı yapıtından ötürü tutuklanarak cezaevine girdi, daha sonra aklandı. 1987'de Gazi Üniversitesi'nde profesör oldu ve 1994'te emekli oldu.
12 Eylül 1980 darbesinden sonra aydınların yönetime karşı örgütlenmesinde büyük çaba gösterdi. Aziz Nesin ile birlikte "Aydınlar Dilekçesi Hareketi"ni örgütledi. 1987-1992 yılları arasında Toplumsal Kurtuluş adlı sosyalist bir aylık dergi çıkardı. Daha sonra bu dergi kapanarak yerine Hep İleri adlı bir dergi çıkmıştır. "Özgür Üniversite" adıyla bilinen "Özgür Ekin Derneği"nin kurucusudur. 1993'te Süleyman Demirel'in Cumhurbaşkanı olmasını ve Matild Manukyan'ın vergi rekortmeni olmasını gerekçe göstererek Fransa'ya gitti. Küçük, burada öğrenci olur, İranoloji ve Kürdoloji okur; Kırmançi, Sorani, Farisi öğrenir. Onomastik üzerine çalışmalarına yoğunlaşır. Daha sonra gene 1993 yılında Suriye'de Bekaa Vadisi'ne giderek PKK lideri Abdullah Öcalan ile görüştü. Bu görüşmeyi "söyleşi" adıyla kitaplaştırdı. Çeşitli sol dergiler çıkarttı. Bu arada PKK'nın medya organı olan MED-TV'de programlar yaptı. Bu dönemde dönemin Başbakanı Tansu Çiller tarafından emredilen Abdullah Öcalan'ın yok edilmesi istihbaratını, dönemin muhalefet lideri Mesut Yılmaz'dan öğrenerek PKK'yı bilgilendirdiği ve olayı engellediği iddia edilmektedir.
28 Şubat sürecinde, 16 Eylül 1996'da yurtdışından Ankara Cumhuriyet Savcılığı'na Refah Partisi'nin kapatılması için harekete geçmenin zorunluluğunu ifade eden bir dilekçe sundu. 29 Ekim 1998'de Türkiye'ye geri döndü ve "Kürtçülük Propagandası" yapmaktan suçlu bulunarak iki yıl hapis cezasına çarptırıldı. 2000 yılında tahliye oldu.
Nurdan Gürbilek'in Benden Önce Bir Başkası kitabında atıf yapıldığını görünce alıp okuduğum bir metin. Orada Peyami Safa'nın Yalnızız kitabının irdelendiği "İkizini Öldürmek" başlıklı bölümde adı geçiyordu. Nurdan Hanım Yalçın Küçük için {"sağlıksız sanat"la o da az uğraşmadı; Oğuz Atay'ın ya da Latife Tekin'in sağlıksızlığıyla "iltihap dolu" tekelci kapitalizm arasında az bağ kurmadı.} yorumunu yapmış.
Küfür Romanları isimli eserinde Yalçın Küçük, Latife Tekin'in Sevgili Arsız Ölüm ve Gece Dersleri ile Ahmet Altan'ın Sudaki İz isimli romanlarını "Eylülist yazıcılık" olarak belirleyip eleştirirken tekelci ideolojiye hizmet ettiklerini söylüyor. Kitabın 1980 darbesinden sonra yayınlandığını hatırlatayım.
Yalçın Küçük'ün ele aldığı kitaplarla ilgili gerek edebi açıdan gerekse politik açıdan yaptığı haklı eleştirileri var fakat bu eleştirileri bağladığı yer çok garip. Metinleri cümle cümle analiz ettiği yerleri okumak keyifli ama sonuç kısmında neden bahsettiğini, nereye varmak istediğini pek kavrayamadım.
Yalçın Küçük Oğuz Atay'ı burada uzun uzun ele almamış. Tutunamayanlar için şöyle bir eleştirisi var; "insan bakıştır; roman, geçiş. Yeni roman, roman değil, şizofreni yazıları oluyor. Yeni Roman anlayışının Türkiye'de ilk ve en çok okunmuş örneği, Tutunamayanlar'dır; Oğuz Atay burada tam bir yeni roman öykünmesi sergiliyor. Tutunamayanlar, baskı dönemlerinde ön plana ve piyasaya sürülüyor. Baskı dönemlerinde gerçekten korkan, sorumluluk kaçkını okuyucular için, iyi zaman geçirmeye yarıyor. Tutunamayanlar, tam bir şizofreni yazıcılığı örneğidir."
Bana pek bir şey katmayan bir kitaptı. Okudum ve çıkardım kütüphanemden.