Orhan Pamuk bu yeni kitabında kişisel hatıralarını ve edebiyat ve sanatının sırlarını açıklamaya ve tartışmaya devam ediyor. Pamuk, askerlik günlerini, ilk kitabını yayımlama zorluklarını bu kitap için kaleme aldığı yazılarla ilk defa anlatıyor.
Masumiyet Müzesi’ne ayrılmış özel bir bölümde Pamuk müze ve romanın ilk fikrini nasıl bulduğunu, nasıl geliştirdiğini, müzeyi nasıl yaptığını hikâye ediyor ve bütün dünyada ilgiyle izlenen Masumiyet Müzesi dizisini kahramanlar ve oyuncular üzerinden tartışıyor.
Pamuk hayatının iki büyük tutkusu yazmak ve resmetmek arasında geçen günlerini, düşüncelerini kendi özel üslubuyla anlatırken daha önceden Türkiye ve dünya dergilerine yazdığı yazılarına elinizdeki kitabın bütünlüğü için eklemeler yaptı, bazılarını yeniden kaleme aldı ve arşivinden ilk defa yayımlanan pek çok eski fotoğraf ve resimle metni zenginleştirdi.
Columbia Üniversitesi’ndeki hocalığından Cannes Film Festivali’ndeki jüri üyeliğine, Türkiye’nin ilk kadın hukuk profesörü, teyzesi Türkân Rado’dan babası Gündüz Pamuk’un Genel Müdürü olduğu Aygaz hatıralarına uzanan Kelimeler ve Resimler’de Pamuk’un arkadaşlık ettiği Ara Güler, Umberto Eco, Paul Auster ve Anselm Kiefer gibi yazar ve sanatçılar hakkında içtenlikle kaleme alınmış yazıları da var.
“Pamuk’un düzyazılarını da çok beğeniyorum. Romanlarını iyi anlamak için onun poetikasının da kesinlikle bilinmesi gerekiyor.” UMBERTO ECO
Ferit Orhan Pamuk is a Turkish novelist, screenwriter, academic, and recipient of the 2006 Nobel Prize in Literature. One of Turkey's most prominent novelists, he has sold over 13 million books in 63 languages, making him the country's best-selling writer. Pamuk's novels include Silent House, The White Castle, The Black Book, The New Life, My Name Is Red and Snow. He is the Robert Yik-Fong Tam Professor in the Humanities at Columbia University, where he teaches writing and comparative literature. He was elected to the American Philosophical Society in 2018. Of partial Circassian descent and born in Istanbul, Pamuk is the first Turkish Nobel laureate. He is also the recipient of numerous other literary awards. My Name Is Red won the 2002 Prix du Meilleur Livre Étranger, 2002 Premio Grinzane Cavour and 2003 International Dublin Literary Award. The European Writers' Parliament came about as a result of a joint proposal by Pamuk and José Saramago. Pamuk's willingness to write books about contentious historical and political events put him at risk of censure in his homeland. In 2005, a lawyer sued him over a statement acknowledging the Armenian genocide in the Ottoman Empire. Pamuk said his intention had been to highlight issues of freedom of speech in Turkey. The court initially declined to hear the case, but in 2011 Pamuk was ordered to pay 6,000 liras in compensation for having insulted the plaintiffs' honor.
Yazarın diğer kitaplarından farklı olarak Kelimeler ve Resimler okuru bir hikayenin içine çekmiyor yazarın zihnine misafir ediyor. Kitap boyunca Pamuk'un yazarlık serüvenine,resim tutkusuna ve İstanbul ile olan aşkına dair ne varsa tanıklık ediyorsunuz.
Metinde en sevdiğim şey kişisel olması sanırım yazarın gençlik yıllarını,ilk kitaplarını yayımlatma çabalarını, yaşadığı zorlukları ve yazarken nasıl düşündüğünü okumak oldukça keyifli. Kitaptaki görseller ve fotoğraflarda anlatılanlarla tatlı bir bağ kurmuş.
Kitap bir roman değil ama yazarı sevenler ve daha yakından tanımak isteyenler için değerli bir metin.
Dediğim gibi bu kitap bir roman değil bir yazarın hafızasında ve çalışma masasında sessizce dolaşmak gibi bir duygu bırakıyor size okurken.
Dümdüz konuya gireyim: Orhan Pamuk hakkındaki fikirlerim çok nötr. Kendisini ne seviyorum ne sevmiyorum diyebiliyorum. Kitapları için de fikrim benzer, bazılarını çok sevdim bazıları ise “eh işte”.
Genelde kitaplarını da koşa koşa almam, okumam. Hatta son yazdığı kitapları da hiç sevmediğim için (bkz. Veba Geceleri) yeni çıkacak kitapları için hevesli değildim. Bu kitabını nedense Türkiye seyahatim öncesi hemen sepete ekledim. Bekleyen milyon kitabıma rağmen de Hollanda’ya dönüş yolunda okumaya başladım. Yaş aldıkça deneme okumaya merak saldım sanırım, deneme görünce merakım artıyor, bir an önce okumak istiyorum.
Öncelikle, Orhan Pamuk’u sevenlerin çok seveceğini düşündüğüm bir kitap bu. Kendi seçtiği konularda yazdığı yazılardan ve ara ara nehir söyleşi şeklindeki metinlerden oluşuyor. Belki çok saçma bir yorum olacak ama söyleşi kısımlarında soruları kimin sorduğunu anlamadım, anlayan varsa yeşillendirirse sevinirim yahu.
Orhan Pamuk’un bir İstanbul aşığı olduğu aşikar. Bunu sık sık dile getiriyor zaten. Ben de İstanbul’un başrolde olduğunu kitaplarını seviyorum sanırım. Bunu sıklıkla dile getirmesinde bir problem yok tabii, hatta insanın yaşadığı şehre aşık olması benim çok özendiğim şeylerden biridir. Birine ve bir şeye aşık olmak, ama bunu bir yandan da senelerce sürdürmek ne kıymetli. Hep özenirim. Bir yandan da çok da çalışkan birisi, bunun da hakkını vermek lazım.
Yine de o ara sıra yazdığı Nişantaşı burjuvazisini hissediyorsunuz ister istemez bu hikayelerinde de (Merhaba poğaçacı 🙋♂️). Hakkıdır, çünkü insan yaşadıklarından ne kadar farklı yazabilir tartışılır. Yine de (tabii ki övünülecek bir şey ama yine de😒) sıklıkla, hatta peşpeşe sayfalarda “e tabii ben Columbia üniversiyesinde hocayım” demesi bir miktar (ama bir miktar🤏) irrite etmedi değil. Sonunda dizi hakkında da bolca konuşmuşlar, o kısımları da biraz fazla uzatılmış geldi.
Başta bahsettiğim gibi yorumumun sonunu da benzer şekilde bağlayayım. Orhan Pamuk hakkında ne düşünüyorsam bu kitap hakkında da fikrim benzer. Onu sevenlerin kaçırmaması gereken bir kitap bence. Deneme sevmeseniz bile seversiniz sanırım. Orhan Pamuk’la arası iyi olmayanlar buna da mesafeli olabilir sanırım. Ben yeni şeyler öğrendim, okuduğuma memnunum.
Orhan Pamuk'un daha önce New York Times, Die Zeit, The Guardian gibi gazete dergilerde yayımlanmış yazılarından ve ilk kez yayımlanan denemelerinden oluşan bu kitap hayat, sanat ve edebiyat üzerine bağlantıların çok güzel kurulduğu ilham verici bir şekilde oluşturulmuş ve bu kurgusuyla/akışıyla sürükleyici bir roman gibi de okunabiliyor.
Yıllarca kalbinde ukde kalacak resmi bırakışı, çok inandığı ilk romanının yayımlanması için uğraşırken askerlik günleri, resmin, fotoğrafın yazılarla birleşip hayatını kaplaması, annesi, babası, teyzesi gibi hayatında önemli kişilerin sanatına etkisi, hüzünlü İstanbul ve ona dair her şey, Ara Güler, Umberto Eco ve Paul Auster ile anıları (bu anıların hepsinde kırılganlığı ve inceliği), yıllarca yazarken bir yandan durmadan çizen, resmeden yazarın müzelere, sergilere, nesnelerle bir hikaye anlatılabileceğine olan inancı ve müzelere dair ilham verici görüşleri, en sonunda kendisi için çok değerli Çukurcuma'daki Masumiyet Müzesi...
Orhan Pamuk kitabın bir yerinde 2006'da bir ödülden kazandığım parayla açtım müzeyi diyor. Ne kadar alçakgönüllü, güldüm ama. Anıları, denemeleri yine çok iyi ama içimden Orhan Pamuk'un kalıpları kırmak isteyen bir yazar olmadığını düşündürttü bu kitap. Kişisel gibi gözükse de çok zihninde ne olup bittiğini bilmiyoruz. Mesela ateizm, dinler, Evrim Teorisi hakkında ne düşünüyor vb bilemiyoruz. Ne alaka bilmiyorum böyle bir not düşmek istedim.
Orhan Pamuk her zaman elimin gittigi bir yazar degil. Bu denemelerine ise bayildim. Resimlerini gorup cok imrenmistim, onlarin hikayesini kitapta anlatiyor. Bu kadar cok kendini besleyen biri oldugunu gormek cok ilham verici.
Orhan Pamuk'tan okuduğum 23. kitap. Pamuk'un kurguları kadar kurgu dışı kitaplarına da bayılırım ama bunda Öteki Renkler, Uzak Dağlar ve Hatıralar veya Manzaradan Parçalar'da bulduğum lezzetleri pek bulamadım. Belki Masumiyet Müzesi ile ilgili çok fazla şey (referanslar, söyleşiler, dizi süreçleri, vb) barındırmasındandır çünkü o kitabı sevememiştim. Sanat eserleriyle ilgili olan bölümler de ilgimi pek çekmedi. Çocukluk anıları ve ilk kitabını yayımlatma sürecini anlattığı ilk bölümleri ve yazarlarla, kitaplarla olan anlatılarını sevdim. Bir de sanki yky baskı için acele etmiş gibi geldi bana, yazım yanlışları bir hayli gözüme çarptı zira.
Orhan Pamuk’un romanları kadar anılarından oluşan kitaplarını da seviyorum. Bu kitabın neredeyse 3’te birlik kısmı Masumiyet Müzesi ile ilgili olduğu için bayıldım. Hem kitabı yazma, müzeyi oluşturma süreci hem çekilen dizi ve OP’un dizi hakkında görüşlerini okumak harikaydı. Hayatımda iki kere okuduğum ve çok sevdiğim bir kitap Masumiyet Müzesi.
Kitabın ilk kısımlarında resimle ilgili yazılar, pek bilgim olmadığı için dikkatimi de çekmedi açıkçası. İlgilileri daha çok sevecektir. Ama OP’un Paul Auster ve Umberto Eco gibi sanatçılarla anılarını, İstanbul Hatıralar ve Şehir kitabının devamı niteliğindeki çocukluk anılarını okumak, edebiyat profesörü olarak Amerika’daki tarzını okumak çok keyifliydi. Kitabın röportaj şeklindeki bölümlerinde yazdığı yeni romanların müjdesi de var. Umarım kısa zamanda okuruz.
Her okuduğum kitabıyla, her dinlediğim söyleşisiyle hayranlığım kat kat artıyor. Başladım ve elimden bırakamadım. Entellektüel derinliği ve durumları ifade ediş tarzı müthiş müthiş
Orhan Pamuk kitaplarını sevenler için son derece keyifli bir okuma. Belki küçük bir sorun, farklı kaynaklardaki yazılar ve röportajlar bir araya getirildiği için bazı konuların tekrar tekrar geçmesi. Kitabın sonlarına doğru “22 yaşıma kadar ressam olmak istedim, sonra vazgeçip romancı oldum” ibaresini gördüğünüzde artık “tamam, anladık!” demek geliyor içinizden. Ama onun dışında gerek hatıralar, gerek röportajlar su gibi akıyor.
Orhan Pamuk’un uzun süredir yeni roman çıkartmaması ve kısa zaman içerisinde yeni kitap çıkartamayacak olması nedeni ile anlaşmalı olduğu yayın evinin ortaya karışık bir şekilde eski yazıları, röportajları vb şeyleri toplayıp bir kitap haline getirmişler. Kendisi de bu durumu doğrulayacak bazı bilgileri paylaşıyor. Kitap çıktıktan sonra bir televizyon programına verdiği üç bölümlük röportajı izleyenler bu netliği fark edebilirler. Zaten o programı izleyenler kitabın büyük bir bölümünü okumuş sayılır.
Kitapta benzer fikirler ve söylemler sürekli tekrara düşecek şekilde karşımıza çıkıyor ki bu da toplama yazılardan oluşturulduğunu destekliyor bir anlamda. Masumiyet müzesine çok fazla yer verilmesi de popüler kültür ve onun getirdiği talepten kaynaklanıyor hissi verdi. Kitabı okurken kendimi bir edebiyat/sanat sever değil kitap satılmış bir müşteri gibi hissettim.
Genel olarak değerlendirirsek vasat bir kitap diyebilirim. Fakat bilmediğim bir çok yazar ve kitap keşfetmemi sağladı. Bir kitabı okurken yeni yazarlar ve kitapları keşfetmek hoşuma giden bir durum.
Diziden sonra Masumiyet Müzesi ağırlıklı bir kitap. Muhtemelen dizi izleyicisi merkez alınmış. Askerlik ve ilk gençlik yıllarını anlattığı kısmı iyi ama daha çok bir toplama kitap. Ailesinin ne kadar burjuva olduğunu görüyoruz. Maaile TR’nin önde gelen aydın kesimiyle ilişkili. Eniştesi Şevket Rado, TR’nin ilk kadın hukuk profesörü ve dünyanın ilk kadın Roma Hukuku profesörü teyzesi Türkan Rado, avukat bir dede, mühendis bir baba. Heyecanlı, Pamuk kendini anlatmayı çok seviyor. Ben öznesi ile sürekli cümle kurması da bu bağlamda okunabilir. Epeydir kurgu yok, hatıralar, defterler, resimler. Ressam diyor kendine, müzeolog, mimar, gazeteci, romancı, profesör diyor. Çok kimlikli Pamuk anlatısı ve hatıraları.
Orhan Pamuk’un düzyazılarını da çok seviyorum bu sebeple bu kitabı da severek okudum. Ama kitabı okumadan önce Aslı Şafak ile olan programını izlemek kitapla okumaya eş değer bir şey gibiydi, kitapta nasıl anlattıysa aynı kelimelerle ve aynı sırayla aynı olayları/düşünceleri anlattı. Yine de keyifliydi. Eşyalara, manzaralara, müzelere, resimlere, fırça darbelerine, şehre, sokaklara farklı bakmayı tekrardan öğretti bize B. Pamuk.
///
Daron Acemoğlu’nun babasının Orhan Pamuk’un telif işlerinde yardımcı olduğunu öğrenmek,,, dünya ne kadar küçük.
///
Orhan Pamuk’un ressam olmak isterken yazar olmaya karar verdiğini okumadan geçebileceğimiz maksimum sayfa sayısı ise 5… :DD
Orhan Pamuk tabi canımız ciğerimiz. İçerisinde okumaya değer metinler de var (Mesela Murat Sabuncu’nun Elif Tanrıyar’ın ropörtajları, Orhan Pamuk’un Paul Auster’a dair ilk kez yayımlanan içten yazısı) ama o kadar çok deneme / derleme kitabı bastı ki bir daha bu formatta bir kitabını para verip alacağını sanmıyorum Orhan Pamuk’un. Kendisinin hep vurguladığı yaşlılığın verdiği hüzünle daha velud ve üretken davranmaya çalıştığını anlıyorum ama o kadar çok tekrar eden tema var ki bu derlemede, yazarın bizi alıştırdığı seçicilikten uzak
Bu kadar uzun bir zamanda bitirdiğim için birazcık pişmanım ama bu süre zarfında o kadar çok şey öğrendim ki Orhan Pamuk'tan, hem onun biyografisine hem de edebiyat ile sanata dair, kesinlikle Pamuk'un deneme tarzındaki diğer eserlerine de uygun bir vaktimde göz atacağım. Bilhassa Saf ve Düşünceli Romancı ile başlayacağım. Sonra Uzak Dağlar ve Hatıralar. Dağları seviyorum. Yerde de gökte de onlardan kolay kolay ayrılamayacağınız bir görkemle varlıklarını size hep hatırlatıyorlar ve dik yamaçlarında kuru bir ot olmak, dağ keçilerinin tırnakları altında ezilmek istiyorsunuz.
Orhan Pamuk kim ne derse desin bir “romancı” önüne birsürü sıfat eklenebilir bu “romancı” kelimesinin. Üretken, çalışkan, başarılı, ünlü vs. Yazdıklarının çoğunu okumuş bir okur olarak en çok “Benim Adım Kırmızı” yı sever ve güzel bulurum. Bu anlatısında da oradaki gibi küçük anlar yakaladım ve zevkle okudum. Samimi bir insanın zaaflarını hırs ve azmini de gösteren satırlar, sanata, resme dair anekdotlar…
Orhan Pamuk'un çeşitli yazılarını ve anılarını tek bir kitapta okuyabildiğime memnunum şahsen. Hayatını kişisel bir harikalar odasına çevirmekten hoşlananların da bu kitaptaki yazılarla özel bir bağ kurabileceğini düşünüyorum. Blogumda bahsettim. Buradan okuyabilirsiniz
Bir hikaye, yabancı gazete ve dergilere yazılmış yazılar, röportajlar. Kolay okunan, keyifli yazılar. Sonunda müzeler bölümü biraz sıkıcı, epey tekrar dolu yazılar var. Pamuk'u seviyorsanız, romanları dışında bir şeyler okumak istiyorsanız öneririm.
Kitapta daha fazla yeni materyal olmasını arzu ederdim. Yeni romanlar yayımlanana kadar bu kitap olsun, Netflix dizisi olsun, yeni TV röportajları olsun Orhan Pamuk sussuzluğumuzu giderdik neyse ki...
Samimi, Orhan Panuk’un kendi kisisel hayati ve okumalarindan yuzlerce referans ve alinti var, tanistigi yazarlar, sanatcilar kisacasi onda etki birakan herkes ve herseye kucuk kucuk referanslar var, kurgu disi okumak cok iyi geldi su anki ben’e