"İlkokul üçüncü sınıf öğrencisi, sınıfın en kısa boylu erkeği, fizik kurallarını biliyordu ha! İşin kötüsü, ikinci sınıftayken eski dili bildiğime, üçüncü sınıftayken fizik kurallarını kavradığıma ben de inanmaya başlamıştım. Tabii ki ne eski dille alakam vardı ne fizik kurallarından haberdardım. Yalnızca başkalarından aldığım iki cümleyi satmıştım. Ama doğru zamanda, doğru yerde, usturuplu biçimde satmıştım. Ben bilemezdim, büyükler de farkında değildi; hayatta ne iş yapacağım o zamandan belliydi. Gazeteci-yazar olacaktım.
Gazeteci-yazar oldum gerçekten de. Bana gazeteci-yazar dendi, daha doğrusu. Ama tire işaretinin iki yanında da kayda değer bir başarı sağlayamadım." Gazetelerde, dergilerde, televizyon kanallarında, entelektüel âlemlerde ve romancılık hayallerinin peşinde geçmiş otuz küsur yıl. Uzun bir başarısızlık hikâyesi... Magazincilikten haber kanallarına, erotik yayınlarından kültür sanat programlarına, küçük şarkıcılardan büyük patronlara, düğün salonlarından Lübnan dağlarına, uçan tekmelerden başkanın suratında patlayan yumruğa, Bukowski kitaplarından çakma tasavvuf eserlerine, 12 Eylül döneminden AKP'li yıllara...
Can Kozanoğlu, çocukluk yıllarını ve aile çevresini anlattığı Acemi Eğitimi'nden sonra, şimdi de yetişkinlik dönemini, "meslek hayatı" nı anlatıyor. Nasıl görmek isterseniz öyle: hakikate sadık kalınarak yazılmış anılar ya da Yalan Yıllar...
Can Kozanoğlu (d. 1963, Adana), Türk sosyolog, yazar ve gazeteci. 1963 yılında Adana'da doğdu. Robert Kolej ve Boğaziçi Üniversitesi Sosyoloji Bölümü'nü bitirdi. Gazeteciliğe 1981 yılında Hayat dergisinde başladı. Aralarında Yeni Gündem, Nokta, Cumhuriyet ve Milliyet'in de bulunduğu çok sayıda gazete ve dergide muhabir, editör, köşe yazarı olarak çalıştı. Çeşitli mizah dergilerine takma isimlerle yazılar yazdı. Uzun yıllar boyunca TRT'de yayımlanan Okudukça isimli kitap programını sundu. Televizyonculuk kariyerini daha sonra CNN Türk ve NTV'de sunucu, belgeselci, editör, yönetici olarak sürdürdü. Sosyoloji alanındaki çalışmalarını popüler kültür üzerinde yoğunlaştıran Can Kozanoğlu'nun futbol tutkusunun toplumsal boyutlarını ele aldığı ilk kitabı Bu Maçı Alıcaz 1990'da yayımlandı. Bunu, Türkiye'nin 80'li yıllarda yaşadığı toplumsal değişimi dönemin starları üzerinden anlattığı Cilalı İmaj Devri (1992) izledi. Pop Çağı Ateşi (1995), İnternet Dolunay Cemaat (1997) ve Yeni Şehir Notları'nın (2001) ardından, Kozanoğlu'nun ilk kurgu denemesi olan Acemi Eğitimi (2005) yayımlandı.
Can Kozanoğlu'nu tanımakla birlikte "İlk Sayfası" podcastine kadar ne kadar eğlenceli bir insan olduğunu, çok iyi bir gözlemler yaptığını ve nokta atışı tespitlerde bulunduğunu bilmiyordum. Kitaplarını birkaç kez sepetime eklesem de bir türlü sıra gelmemişti, neyse ki Storytel'e Yalan Yıllar eklendi, ben de bir görev gibi dinlediğim Nesbo'nun Hamamböcekleri'ni bırakabildim.
Yalan Yıllar, Kozanoğlu'nun medya sektöründeki anılarını biraz kurgulayarak anlattığı bir kitap. Nasıl başladığını, süreçte nelerle karşılaştığını hem kendisi hem tanıdıkları üzerinden anlatıyor. Yıllar geçerken siyasi atmosfere göre medyadaki dönüşüme de acı tatlı hatıralarla tanıklık ediyoruz. Ve aslında bazı şeylerin hiç değişmediğini de görüyoruz.
Kozanoğlu'nun aktarmayı seçtikleri vurucu, kendisi ne kadar dağıldım dese de başlıklar içinde gayet bütünlük içeriyor. En çok roman yazma denemelerini ve okb'sini anlattığını kısımlarda eğlendim. Bazı anılardaysa/kurgulardaysa -Kenan Paşa'ya börek getiren teyze, intihar eden şair arkadaşı, küçük abla Gülcan- oldukça hüzünlendim. Kozanoğlu oldukça iyi bir anlatıcı, umarım hayalini kurduğu romanı yazabilir.
Can Kozanoğlu'nun 30 yıllık medya/yayıncılık kariyeri gerçeklikle muğlaklığın iç içe geçtiği bir üslupla anlatılmış. Aradaki bazı sonu hüzünlü biten anıları saymazsak okuduğum en komik kitaptı.
"Gazeteci-yazar oldum gerçekten de. Bana gazeteci yazar dendi, daha doğrusu. Ama tire işaretinin iki yanındada kayda değer bir başarı sağlayamadım."
Can Kozanoğlunun gerçekten insanı hüzne gark eden medya anılarını anlattığı kitabı, okuyucuyu sesli güldürecek kimi kurgu olduğunu sandığım anektodları bir anda silecek ağırlıkta bir tutunamayan hikayesi, bu üslubun bilinçli olduğunu sanmıyorum. Tanışmayı taaa Kanat Atkayayla yaptıkları Arka Sayfa programından beri çok istediğim Can abinin benim merhametime ihtiyacı olduğunu da sanmıyorum, ama bu hissiyatın beni özellikle kitabın sonuna doğru esir aldığını söylemem gerek. Çaktırmadan medyanın son 30 yıldaki sosyolojik dönüşümünü de anlatan kitapla ilgili spoiler yapmadan diyeyim ki, o romanı yazar bir gün inşallah!
Acemi Eğitim'inden sonra Kozanoğlu'nun hayatını yalan yanlış anlattığı ikinci kitabı. Acemi Eğitimi'ne göre daha karanlık bir kitap, içindeki mizah da daha trajikomik. Acemi Eğitimi'nde kurgu olduğunu düşündüğüm daha fazla olay varken, Yalan Yıllar'daki her şey gerçekten olmuş olabilir gibi geliyor. Zaten Türkiye'de ¨bu da olamaz artık¨ dediğimiz her şey olmuyor mu? Kitabın en çok güldüğüm bölümü Magic Sex'ten TRT'ye : Porno Başımda Duman İlk Yumruk İlk Heyecan. Saçmasapan Ero-play Grup'tan çıkan dergi isimleri, dergiye uydurulan abuk subuk seks hikayeleri, Kozanoğlu'nun ¨Ben s*** kamış demem abi!¨ serzenişi, Pleyhouse diye bağıran zürafalar ve nicesi.
Can Kozanoğlu garip bir insan hakikaten. Onu okumak çok renkli, sanki karşınıza geçip saatlerce bir sürü komik şeyden bahsediyor gibi. Acemi Eğitimi'nin ardından bu mockhatırat ile karşımıza geliyor bu kez; "romanın" baş karakteri anti kahraman olarak Can Kozanoğlu. Roman'ı tırnak içine aldım zira kitap Can Yayınları tarafından herhangi bir tür etiketi iliştirilmeden yayımlanmış; zaten kitabın türünün ne olduğu da bu yüzden tartışmalı. Üslup biraz savruk, onu eklemek gerek. Bazı cümlelerde fiil çekimlerinde vs. sorun görüyoruz mesela, editöryal bir sıkıntı da olabilir tabi. Ama nihayetinde Can Kozanoğlu yani, okunmaz mı hiç:)
uzun süredir bu denli sürükleyici bir anı kitabı okumamıştım. anı kitabı dedim ama türkiye’deki medya sektörünün gayriresmi tarihi olarak da tanımlanabilir. medya sektörünün seyrini mesleğe 18 yaşında başlamış kozanoğlu’nun kişisel tarihinden gözlemliyoruz. 80’ler ve 90’lardaki türk medyasını merak eden biri olarak kitapta doyurucu gözlemler ve anektodlar buldum. kozanoğlu usta bir gözlemci olduğu kadar iyi de bir anlatıcı: üslubu eğlenceli ve akıcı.
hikayelerin bazılarında gülüyor, bazılarında ise hüzünleniyorsunuz. özellikle kenan evren’e börek getiren teyze, küçük abla gülcan ve şehri kıyısından soluyan şair burhan’ın hikayeleri oldukça etkileyiciydi.
Can Kozanoğlu... Medya sektöründe otuz yılı askın bir tecrübe. Kendisini TRT'de yayınlanan Okudukça programından tanısam da bu hakkında etraflıca bir bilgi sahibi değildim.
Gerçekten samimi bir dille yazılmış, içinde herkes icin mutlaka güzel dersler barındıran güzel bir kitap.
Beni kararsız bıraktıran tek şey bu kitaptaki anlatılanların ne kadarı gerçek ne kadarı degil. Yalnız sonra karar verdim ve dedim benim icin ne fark eder. Hepsini gerçek olarak kabul etsem ya da hepsini kurgu olarak varsaysam benim icin bir fark olmayacaktı. Ben de ilk seçenegi tercih ettim.
This entire review has been hidden because of spoilers.
Biz nasıl, ne zaman buraya geldik? Hep böyle miydik yoksa yolda bir şey mi geldi başımıza? Can Kozanoğlu son otuz yılda medyadaki dönüşümü kendi kişisel deneyimleri üzerinden anlatıyor, ama aslında anlattıkları ne sadece medyaya ne de kendisine özgü durumlar. Medyadan akademiye, reklamcılıktan siyasete, sanattan ekonomiye her alanda karşılaştığımız bir geçiş yaşanıyor, entelektüelin yerini vasata bıraktığı, yaratıcılık ve teknik, bilgi ve birikim arasında bir çekişmenin ortasındayız. Eski olan değişime direniyor, yeni olansa yoktan var edebileceğine inanıyor. Bir şeyleri kaybettik ve yerine hiçbir şey koyamıyoruz, çünkü daha neyi kaybettiğimizin farkında değiliz. Neyse, CK bu yazdıklarımı görse belki bunlarla da dalga geçerdi. Çok güldüm, bir kısmı kahkahalı bir kısmıysa daha acı bir gülüştü. En çok da Okudukça programında kendisini izleyen biri olarak, bu kadar geyik bir tip olduğuna şaşırdım. Kimseyi gözünde büyütmemek lazım, insan sonuçta.
Can Kozanoğlu’nun medya maceraları, hayatından kesitler, bazı kısımları gerçekten dokunaklıydı, camiadan tanıdığı insanların başlarına gelenler. Nükteli, temiz bir anlatım.
Can Kozanoğlu’nun anıları gerçekten komik. Neredeyse her komik anı, sonunda trajik bir hikayeye bağlansa da, hüzünlü bir kitap diyemem bu kitap için. Kitabın sonlarına doğru 2002 sonrası her anlamda yaşanan toplumsal dönüşümden bahsetmiş ancak o dönem kendisinin de çalışanı olduğu haber kanalının bu dönüşümdeki duruşu ve rölünden pek bahsetmek istememiş. Hatta NTV yıllarını çok çok hızlı geçmiş, öyle tercih etmek istemiş. Ama anlattığı hikayeler ve anlatış şekli sebebiyle bir kere daha okuyabilirim yakın gelecekte.
Mirgün Cabas ile yaptığı podcastlerden tanıdığım Can Kozanoğlu’nun bu kitabını sesli kitap formatında bitirdim. Kitapta Kozanoğlu’nun gazeteciliğe nasıl başladığı, bu süreçte başından neler geçtiği anlatılıyor. Kimi zaman güldüren kimi zaman da hüzünlendiren bu kitabı dinlerken, Türkiye’de basın-yayın hayatının ve siyasal ortamın nasıl değiştiğine tanıklık ediyoruz.
Kitabın kimi yerlerinde yazarın roman taslakları da yer alıyor. Bu sayede kendisinin yazarlık serüvenini de öğrenmiş oluyoruz.
Yazar kitapta kendisinin de söylediği gibi çok kopuk kopuk olarak anlatıyor başından geçenleri, ama bu durum kitabın güzelleşmesini sağlıyor. Kendisini çok samimi ve alçakgönüllü buldum, hatta kendisini çok fazla gömmüş kitap boyunca. Podcastlerdeki konuşmalarından hareketle kendisine yönelttiği eleştirilerin çoğunun yersiz olduğunu düşünüyorum.
Yazarın bu kitaptan önce yazdığı ve çocukluğunu anlattığı Acemi Eğitimi adlı bir kitabı varmış, kitaba sürekli atıf yapılıyordu Yalan Yıllar’da. Kitabı satın almak için araştırdım, ama kitabın baskısı yok. Google Play’de e-kitabını buldum, olmadı oradan alıp okurum.
Bir anı kitabı ya da otobiyografik bir roman olduğunu zannediyordum. Tanıtım yazısında “hakikate sadık kalınarak yazılmış anılar” diyor ama Can Kozanoğlu kitabın büyük çoğunluğunun kurgu olduğunu söylüyor (bkz. Nasıl Olunur? podcasti). Çok mu önemli? Değil, kafa dağıtmalık bir kitap arıyordum ve beklediğimi buldum ama arka kapak yazısı tarafından kandırılmışım.
1981 yılında başlayan 32 yıl süren gazetecilik ve televizyonculuk yılları anılarını anlatıyor Can Kozanoğlu. Kesin kararlardan, bilmiş cümlelerden, büyük laflardan korkan bir üslup vardı kitapta. Bu yüzden yazar kendine karşı belki fazla acımasız olarak, “bilememek, toparlayamamak, emin olmamak” ifadelerini çok kullandığı eleştirisini yapmış sıkça. İçeriği boş ama oldukça kendinden emin tarzda üsluplara bir tepki mi bilemiyorum. Kendisini ve çevresini mümkün olduğunca yapaylaşmadan, dürüstçe anlattığı fikri oluşuyor okurda, samimi geliyor anlatılanlar, arada komik ve kurgu olduğu açık hikayeler de var tabi. Kimseyi kırmamaya dikkat etmiş kitapta, sanırım hayatta da öyle. 60’lardan bu yana ülkemizde yaşamış insanların hikayelerini okurken veya dinlerken hep hissettiğim gibi büyük bir haksızlık ve liyakatsizlik hissettim anlatılanlarda ve satır aralarında. Çoğu kişinin bir şekilde başarısız ya da mutsuz hissettiği bir ülke.. Oldukça esprili üslubuna rağmen kitap bende buruk bir his bıraktı.
İstanbul’da 30 yıllık bir gazetecilik serüveni. Gazeteler ülkenin dönüşümleriyle çok yakından ilişkilidir. Gazeteler ve gazeteciler Krizler içinde geçen sürecin yansılamarını iyi yaşar. Can bu süreci başladığı nokta olarak görmüş ne çok zenginleşmiş ne de çok kariyeri yere göğe sığmayacak hale gelmiş. Anlattığı bazı gazeteciler veya diğer dostları da bata çıka ömürlerini geçirmişler. Hayat böyle işte yalan dolan gazetecilerin içinde de haber adına uydurma işler bilinen bir şey elbette fakat işin içinde olan Can’dan duymak güzel....
Kitabı çıktığı yıl olan 2015'de okumuştum sanırım ama hâlen hatırlayıp gülerim. Ülkenin en iyi romanlarını yazmak için masanın başına oturup, bölüm sonunda kendisini porno dergilerde metin yazarlığı yapmak dahil bambaşka yerlerde bulan Can harika bir karakter. Keşke her yıl yeni maceralarını yazsa da okusak.
Bu yil okudugum ucuncu Can Kozanoglu kitabi. Bu kadar guzel gozlem yapabilen, kendiyle rahatca dalga gecebilen, huzun ve espriyi icice orebilen birinin ustune ustluk nefis bir ifade yetenegine sahip olmasi sonucunda hayiflanacak tek sey neden daha fazla yazmadigi olabilir ancak.
Podcast serisinden tanıştığım Can Kozanoğlu'nun okuduğum ilk kitabı, sesli güldürecek kadar komik kısımları vardı kitabın. Genel olarak akıcı dilli, hızlı okunan bir otobiyografi.
Yazarın gözlem keskinliği ve akıcı üslupla o dönemin bir çok nüansına değinmesi ancak nostalji arayanlar için makul, onun dışında vakit kaybı Başlık onikiden vurmuş, gerçekten yalan yıllar
80 ihtilali döneminde gazeteceliğe başlayıp medyanın türlü yerlerinde çalışmış bir insanın maceraları. Komik ve eğlenceli bir üslupla yazıldığı için kendini okutturuyor. Yaşadığı dönemin ve olayların bunaltıcılığına rağmen neşesini kaybetmemiş, özeleştiriye açık ve kendiyle alay eden (self-deprecating) bir kahraman.
Bir sosyolog olan yazarın daha sonra bir televizyon programında dediği gibi "isimler gerçek olaylar kurmaca" mı? yoksa yalanların gerçek olmasına o kadar alıştık ki, herşeyin bir o kadar gerçek olduğu bir kitabı yalan mı sanıyoruz?
Yalan Yıllar'a başlarken Yorma Birader kitabı tarzı bir dönem hakkında zaman zaman güldürücü, zaman zaman düşündürücü bilgi alacağımı düşünmüştüm. Ayrıca kitapta yazarın Acemi Eğitimi kitabına da çokça gönderme var. Onu okumadığım için bağlantı da kuramadım.