İlk kez Kerem Işık okudum. "Iskalı Karnaval"daki mizahi öyküler oldukça yaratıcı. Distopik öyküleri eğlendirse de özünde trajikomik. Yazarın öykülerdeki özel ad koyma-kısaltma şeklinden (HAYDA, KÜM, SANKİ, SAÇMA vb.) yola çıkıp ben de bu öyküler için "AH-BE" öyküleri diyorum. "Ağlanacak Halimizle Biz Eğlenelim"
Totaliter rejimlerin nasıl özel hayatlara müdahale ettiği, bireysel özgürlükleri kısıtladığı, insanları kontrol altına aldığı, yönlendirerek illüzyon yarattığı vb. konular olay odaklı sorgulatıcı hikâyelerle verilmiş. Yazar Özgür Çırak'ın yorumuyla "Black Mirror" dizisi gibi :)
İlk öyküsü "Kalbi Büyüyen Adam" bir öyküden ziyade girizgah gibi. Ben olsam bunu ilk öykü değil, son öykü yapardım. Sanki bu adamın kalbi, tam da bu anlatılan dünya nedeniyle, büyümüş gibi. Üstelik bu öykü, kitaptaki diğer öykülerden her anlamda daha farklı. Öykü değil de, uzunca açıklanmış bir fikir veya bir fıkra gibi. İkinci öyküsü "Süper Kahraman Diyeti" de, kitabın geneline hâkim tarzdan biraz farklı. Sonraki öyküler "HAYDA!", "Bana Veri Gerek Veri", "Arzulanan Dünya", "O En Güzel Klişe", "Kılçıksız Sanat" ve "Rıza'nın İmalatı" gelecekte geçen (ama şimdinin daha normalleştirilmiş hali olan) ironik, kara mizah tadında öyküler; bu öykülerin tamamını hemen hemen eşit derecede beğendim. Reklam sektörüne gönderme gibi algıladığım "O En Güzel Klişe" öyküsünüyse her "yazanın" okumasını isterim. Belki kişisel bir sorgulamaya neden olur da, öykülerde/romanlarda veciz söz söyleme illetinden kurtuluruz. "Rıza'nın İmalatı" batıl ile bilimi iç içe vermesiyle Tübitak'ın son dönemlerdeki bazı projelerini aklıma getirerek acı acı gülümsetti.
4.5/5