Jump to ratings and reviews
Rate this book

Ein Hund mit Charakter

Rate this book
Es wird weiße Weihnachten geben. Seufzend beschließt der Herr, das Fichtenbäumchen mit den schon etwas zerschlissenen Sternen zu schmücken. Aber schenken wollten sie sich dieses Jahr wirklich nichts … Entgegen der Abmachung begibt sich der Herr dann doch noch mit seinen letzten hundert Pengö in die Stadt, geradewegs zum Zoo. Und am Hundezwinger springt ihm ein hinreißendes schwarzes Stück Fell auf vier Beinen entgegen, das fortan sein Leben und das der Dame von Grund auf verändern wird. Der charmante, hintersinnige Hunderoman des großen ungarischen Erzählers Sándor Márai.

248 pages, Paperback

First published January 1, 1932

Loading...
Loading...

About the author

Sándor Márai

182 books1,324 followers
Sándor Márai (originally Sándor Károly Henrik Grosschmied de Mára) was a Hungarian writer and journalist.
He was born in the city of Kassa in Austria-Hungary (now Košice in Slovakia) to an old family of Saxon origin who had mixed with magyars through the centuries. Through his father he was a relative of the Ország-family. In his early years, Márai travelled to and lived in Frankfurt, Berlin, and Paris and briefly considered writing in German, but eventually chose his mother language, Hungarian, for his writings. He settled in Krisztinaváros, Budapest, in 1928. In the 1930s, he gained prominence with a precise and clear realist style. He was the first person to write reviews of the work of Kafka.
He wrote very enthusiastically about the Vienna Awards, in which Germany forced Czechoslovakia and Romania to give back part of the territories which Hungary lost in the Treaty of Trianon. Nevertheless, Márai was highly critical of the Nazis as such and was considered "profoundly antifascist," a dangerous position to take in wartime Hungary.
Marai authored forty-six books, mostly novels, and was considered by literary critics to be one of Hungary's most influential representatives of middle class literature between the two world wars. His 1942 book Embers (Hungarian title: A gyertyák csonkig égnek, meaning "The Candles Burn Down to the Stump") expresses a nostalgia for the bygone multi-ethnic, multicultural society of the Austro-Hungarian Empire, reminiscent of the works of Joseph Roth. In 2006 an adaptation of this novel for the stage, written by Christopher Hampton, was performed in London.
He also disliked the Communist regime that seized power after World War II, and left – or was driven away – in 1948. After living for some time in Italy, Márai settled in the city of San Diego, California, in the United States.
He continued to write in his native language, but was not published in English until the mid-1990s. Márai's Memoir of Hungary (1944-1948) provides an interesting glimpse of post World War II Hungary under Soviet occupation. Like other memoirs by Hungarian writers and statesmen, it was first published in the West, because it could not be published in the Hungary of the post-1956 Kádár era. The English version of the memoir was published posthumously in 1996. After his wife died, Márai retreated more and more into isolation. He committed suicide by a gunshot to his head in San Diego in 1989.
Largely forgotten outside of Hungary, his work (consisting of poems, novels, and diaries) has only been recently "rediscovered" and republished in French (starting in 1992), Polish, Catalan, Italian, English, German, Spanish, Portuguese, Czech, Danish, Icelandic, Korean, Dutch, and other languages too, and is now considered to be part of the European Twentieth Century literary canon.

Ratings & Reviews

What do you think?
Rate this book

Friends & Following

Create a free account to discover what your friends think of this book!

Community Reviews

5 stars
75 (16%)
4 stars
161 (35%)
3 stars
159 (35%)
2 stars
51 (11%)
1 star
7 (1%)
Displaying 1 - 30 of 58 reviews
Profile Image for Argos.
1,327 reviews530 followers
December 29, 2025
Bu seneyi çok hoş bir kitapla kapatıyorum. Sandor Marai’den okuduğum ikinci kitap. Bir yazar (muhtemelen kendisi) yavru bir köpek edinir, Puli cins olduğunu düşünerek alır. Roman köpek ile insanın dünyasının nasıl kesiştiğini, hatta benzeştiğini mizahi bir dille anlatır.

Yazarın özgür düşünceli olması ve buna bağlı olarak baskılara karşı tepki gösterme huyunu köpek üzerinden yansıtması çok keyifli bir okuma sağlıyor. Sınıf farklarının her iki cinste de belirgin olduğunu gerçekçi fakat duygusal olarak anlatan yazar en vurucu cümlesini sona saklıyor. Okunası bir kitap.
Profile Image for Eylül Görmüş.
855 reviews5,503 followers
October 26, 2025
Yaklaşık 2 yıllık bir aranın ardından, sonunda, yeni bir Sándor Márai geçti elime - ne mutluluk! Dilimize bu kitap dahil çevrilmiş toplam 7 kitabı var kendisinin ve pek çoğunun baskısı dahi bulunmuyor (şükür ki vaktiyle hepsini edinebilmiş ve okumuştum) - oysaki müthiş üretken bir yazar kendisi, keşke diğer metinlerini de dilimizde okuyabilsek, umarım bu çeviri yenilerinin de yolda olduğunun habercisidir diyeyim.

Çok uzun bir giriş oldu, neye. "Şahsiyetli Bir Köpeğin Hikâyesi" alt başlığını taşıyor Marai'nin Csutora romanı. Bir adam (ki kendisi yazar ve insan zaman zaman Marai'nin kendisi mi bu kişi diye düşünüyor zira yazar yazar olduğunu sık sık yineliyor ve okura da sorular soruyor, birlikte düşünmeye davet ediyor) eşine Noel hediyesi olarak bir yavru köpek alıyor. Cins bir köpek olduğu söylenen bu minik yavrunun aslında cins değil melez olduğu zamanla ortaya çıkıyor ve "burjuva" ailemiz bu durumdan hiç hoşlanmıyor. Üstelik de köpeğin evcilleştirilmeye karşı gösterdiği direnç, özgürlüğüne düşkünlüğü ve kaytısızlığı işleri iyice karmaşık hale getiriyor.

Marai'nin her metnine sinmiştir sınıf perspektifi ve eleştirisi, bu metinde de öyle: aslında bir köpekle kuramadıkları ilişki üzerinden koca bir sınıfı yerin dibine batırıyor yazar. (Cins takıntısı, o sıra yeni moda olmuş "psikanaliz"le ilgili diyaloglar ve köpeği psikanalize götürme önerileri, dışarıdaki algılarına duydukları büyük saplantı vd.) İnsanların Csutora ile yaşadıkları üzerinden insan doğasına, iktidarla ilişkimize, hükmetme arzumuza, egolarımıza, komplekslerimize dair öyle çok şey anlatıyor ki. Aslında bir köpeği anlatıyor gibi gözükürken insanın karanlık yanına dair bir şeyler söyleyen bir roman bu ve Marai'nin bu işte ne kadar mâhir olduğunu önceki romanlarından da biliyoruz.

Ha ama köpeği de çok iyi anlatıyor, orası muhakkak. Kendini bir türlü o eve ait hissedemeyen Csutora'nın duygularını anlattığı bazı yerlerde çok fena oldum, içim parçalandı.

Marai'nin diğer romanları kadar ihtişamlı olmasa da yine de çok güçlü bir metin Csutora. Bitirirken: İnsanları sevmek çok zor sahiden. Keşke sadece köpekleri severek yaşayabilmek mümkün olsa!
Profile Image for Yaprak.
605 reviews240 followers
August 19, 2025
Mumlar Sonuna Kadar Yanar, İşin Aslı, Judit ve Sonrası gibi romanlarını okuyup çok sevdiğim Macar yazar Sandor Marai'nin bu kısa romanı bu kez Can Yayınları tarafından yayımlandı.

Burjuva bir beyefendinin yılbaşı gecesi hediye olarak eşine aldığı-tabi o zamanlar satın alma sahiplen bilincinden yoksun kendisi- Csutora isimli köpeğin yer yer hüzünlü yer yer komik hikayesini anlatıyor bu roman. Okuruna sık sık seslenen yazar aslında sinemada dördüncü duvarı yıkmak denilen şeyi edebiyata uyguluyor. Kendisinin de yazar olduğunu anladığımız burjuva beyefendinin Sandor Bey olduğunu düşünmeden edemiyoruz. :)

Cepte taşınacak kadar küçükken yeni evine giden haylaz Csutora'nın kendisini sahiplenen aileyle birlikte yaşadıkları ve onlara yaşattıkları, özellikle bir köpekle hayatı paylaşan okurları çok etkileyecektir. Her hayvan gibi kendine özgü bir karakteri olan Csutora'nın dokunaklı öyküsünü çok sevdim. Duygulana duygulana da bitirdim. Yazarın bir köpekle ilişkisi üzerinden hayatı, insan ilişkilerini sorgulamasını da çok doğru ve mantıklı buldum ne yalan söyleyeyim. :)

Kedi ve köpekler için yaşam şartlarının gittikçe zorlaştığı bu ülkede, bu kitaptan şaşırtıcı olmayacak biçimde etkilendim. Her köpeğin mutlulukla kuyruk salladığı bir dünya hayalini kurmaya devam ediyor, edebiyat sayesinde güçlenen empati ve vicdan duygusu diliyorum herkese.
Profile Image for Pia G..
567 reviews277 followers
January 9, 2026
csutora’nın karanlığı rahatsız edici ancak en azından dürüstçe, insanın kendine bakarken kaçamadığı o gerçeklik gibi. o yüzden bence akılda buruk bir hatıra gibi kalıyor.
Profile Image for Özgür.
190 reviews172 followers
Read
January 21, 2026
Marai'den okuduğum ilk kitap. Goodreads arkadaşlarımın aksine çok keyif aldığım bir okuma olmadı. Csutora'nın hikayesi, özellikle son kısmı, üzücü. Aklımda kalacak tek şey de bu oldu açıkçası. Macaristan tarihine yapılan göndermelerle ilgili dipnotlar verilmesi çok iyi olmuş. Ancak bu göndermelerle ne denmek istendiğini yeterince anladığımı söyleyemem. Apartmandaki diğer bireyler gelip geçiyor. Yazar ve Csutora'nın demirci, marangoz ve iki kadınla ilişkilerinden bahsediliyor ama o kadar. İngiliz ailelerden neden bahsedilmiş hiç anlamadım mesela. Aile içi ilişkiler, sonradan görme birinin anadilini başka dillerle karıştırması, psikanalize kafayı takmış kişiler komikti ama kitabın arka kapağına "dokunaklı olduğu kadar komik" yazacak kadar komik miydi bilemiyorum. Köpek bazen huysuzluk ediyor ve metal zincire tepki gösteriyor ama başka bir anarşistliğini görmedim. Kitabın en çok hoşuma giden kısmı Marai'nin önsöz mahiyetindeki, bir yazarın bir köpeğin hikayesini yazmaya karar verdiğini anlattığı giriş kısmıydı.

Kitaptan keyif almamı engelleyen faktörlerden biri de kitabın dili. Marai'den başka bir metin okumadığım için dili mi böyle yoksa çevirmen tercihi mi bilmiyorum ama anlatıcının devamlı şimdiki zaman kullanması garip geldi. (Aynı çevirmenden daha önce Katalin Sokağı'nı okumuştum, biraz sorunlu bir çeviri gibiydi o da.) Çevirinin ötesinde yer yer eksik harfler ve yazım hataları da vardı. Yine Marai'nin dili nasıl bilmiyorum, şiirsel, devrik cümleler kullanır mı bilmiyorum ama öyle değilse "Henüz ne koşullar vardı hayatında ve ne de kompleksler." gibi cümlelerin de tekrar bir gözden geçirilmesi gerekir bence.
Profile Image for Metin Dirim.
172 reviews7 followers
August 10, 2025
Ama işte tam da bu esnada, hayatta hem de pek çok kez olduğu üzere, kriz ve çaresizlik anlarında ortaya çıkan sürprizler gibi , sedirin altında bir şey kımıldıyor ve yavaşça kulübenin ortasına doğru ilerliyor, şimdi tavanda asılı lambadan toprak zemine süzülen ışık huzmesinin tam ortasında. İşte bu, kahramanın sahneye çıkma ânı. Edebiyatın kuralları bu sahnenin muhteşem kelimelerle vurgulanmasını öngörür. Ancak bir avuç büyüklüğünde tüyden oluşan bir yumağın mızırtılarla sedirin altından çıkışını, kahramanın sahnesi olarak tanımlamak mümkün mü? Zeminin tam ortasında duran şey dışarıda karları temizlemekle meşgul belediye işçilerinin yere düşürdüğü keçi derisinden tüylü bir eldivene benziyor en çok ama ses çıkarıyor. “Bu bir köpek mi?” diye soruyor hayretle beyefendi. Bakıcı yanıt vermek yerine eğilip iki parmağı arasına kıstırdığı şeyi yerden kaldırıyor. Gerçekten de dört ayağı ve uzun tüyleri var ve minik bir kuyruğu.Karmakarışık tüylerinin arasından bakan iki lacivert göz üzerine ışık düştüğünde parlıyor. Bu yaşayan şey aslında saman saplarının, çamurun, birbirine yapışmış tüylerin bir karışımı. Bakıcı ölmüş bir fareyi tutar gibi iki parmağının arasına kıstırıp yerden kaldırdığı canlıyı havada bir o tarafa bir bu tarafa sallıyor.”Gerçek bir köpek mi bu?” diye soruyor beyefendi.”Gerçek olmaz mı!” diyor bakıcı.”Dört haftalık bir Puli ve büyük bir gelecek vaat ediyor.” Bakıcının sözleri fazlasıyla profesyonel. Gelecek vaadiyse ancak gülüp geçilecek türden bir lakırdı! Bu bir avuç çamur ve saman karışımının, kısa bir de sapı olsa tam bir tuvalet fırçası sanılacak bu “şey”in herhangi bir gelecek vaat edebileceğini ciddiye almak mümkün değil. Bu kirli yumağı tutmak için eldivenini çıkarıyor.

Sándor Márai - Csutora -Şahsiyetli Bir Köpeğin Hikâyesi ( Csutora )
Profile Image for Merve Büker.
272 reviews23 followers
Read
December 21, 2025
Macar edebiyatının benim için en kıymetli yazarlarından biri Sándor Márai. Csutora’yı elime aldığımda da ondan zarif ama sade bir köpek hikâyesi okuyacağımı düşünmüştüm. Fakat Márai yine bildiğimiz gibi; küçük görünen bir hikâyenin içine insanın kendisiyle, sadakatle ve yalnızlıkla kurduğu o sessiz, kırılgan muhasebeyi de yerleştirmiş.

Noel zamanı eşine farklı bir hediye vermek isteyen anlatıcımız, cins olduğunu düşündüğü Csutora’yı alır ve evin tüm düzeni bir anda değişir. Csutora henüz birkaç haftalıkken eve gelse de değişmez, yönlendirilemez ve ehlileştirilemez oluşu bu burjuva ailenin pek de hoşuna gitmez. Yaşananları okurken, bir köpeğin eve uyum sürecinden çok daha fazlasını; Márai’nin metinlerinde sıkça karşımıza çıkan sınıf çatışmasını da hissediyoruz.

Görünürde bir köpeğin hikâyesini okuyoruz, satır aralarında ise insan olmaya dair pek çok şeyi. Márai’nin dili her zamanki gibi sakin, abartısız ve içe işleyen bir derinliğe sahip. Csutora, yazarın en sevdiğim kitabı olmayabilir ama Sándor Márai ile yeniden buluşmak, benim için her zaman güvenli ve edebi olarak doyurucu bir okuma hissi yaratıyor.
Profile Image for Irem Gündoğdu.
32 reviews2 followers
December 24, 2025
Yazarın (belki kendisi belki de kitaptaki ana karakter) bir köpekle kurmak istediği bağ ve toplumun çürük algısıyla,yani sınıf ayrimiyla savaṣını okuyoruz. Kendisi gibi dıṣlanmıṣ bir köpekle arkadaṣlık kuran yazarın zaman içerisindeki değiṣimi ve yozlaṣmasına tanık oluyoruz. İnsan denen varlığın hükmetme arzusu, egosu gibi karanlık taraflarını gün yüzüne cıkartiyor. Kocaman bir sistem eleṣtirisini bir köpek üzerinden veren yazarın son satırlardaki farkindalığı beni kalbimden vurdu...
" Biz insanlar genellikle iyiyi, güzeli, erdemi değil, bastırılan, mükemmel olmayan, yaṣamda diṣlerini göstererk bizle kavga eden ṣeyleri daha çok seviyoruz ki bunlar erdem ve uyum değil, hata ve isyanla dolu ṣeyler." Hepimiz kendi hayatımızdaki köpek ısırıklarına bir daha dönüp bakmalıyız. Belki de bir Csutora'ya rastlayabiliriz...🖤
Profile Image for Benedetta.
103 reviews3 followers
October 5, 2024
Truciolo è il tramite per osservare le sensibilità umane da una prospettiva acuta e istintiva, ironica e riflessiva, senza scadere nell’introspezione.
Dal capitolo “Psicoanalisi” va tutto in malora 😅
Profile Image for Karol Kleczka.
175 reviews43 followers
March 17, 2026
Małe arcydzieło. Książka zaczyna się niewinnie, jak bożonarodzeniowa przypowiastka, by szybko odsłonić kły i pokazać oblicze traktatu o ludzkiej-nieludzkiej naturze, czy niemożliwej do zasypania przepaści między formami życia. Miałem przyjemność nagrać o tej książce rozmowę, do której niniejszym odsyłam: https://youtu.be/323oQs3ZYGE?is=tM0hv...
Profile Image for Padmin.
991 reviews58 followers
May 14, 2019
RISVOLTO
«Márai sorride!» potremmo annunciare oggi (come la MGM, quando distribuì Ninotchka, annunciava al mondo che la Garbo rideva). Che Sándor Márai, la cui voce ci aveva soggiogati in romanzi intensi e drammatici come Le braci o Divorzio a Buda, si riveli in questo libro anche umorista sottile e arguto moralista, sarà per tutti una piacevole sorpresa. D’altronde, ci confessa lo stesso Márai nella sua premessa in forma di burlesca autodifesa, «non si può pretendere da uno scrittore che se ne vada in giro perennemente in abito togato, che assuma sempre pose tragiche»: arriva un momento in cui questi «non ha più alcuna voglia di restare fedele al genere umano», e – sfidando lo sdegno dei «profeti dal volto arcigno» che lo esortano a dedicarsi ai gravi problemi che affliggono l’umanità – decide di scrivere la storia di un cane.
-------------------
Incipit
CAVE CANEM!
Attento, lettore! Questa è la storia di un cane.
Cave Sándor Márai, invece...
Profile Image for Simona.
995 reviews234 followers
March 10, 2017
Il Marai che non ti aspetti. Un Marai diverso da quello de Le braci o I ribelli che affida al lettore i suoi ricordi, le sue memorie.
Truciolo è, insieme alla governante Terez, l'unico ad avere un nome. Truciolo è un cane descritto come un essere di razza inferiore, ricevuto come dono di Natale. Marai racconta di questo essere tra il serio e il faceto. La storia di un cane sudicio, dal pedigree incerto, indifferente a qualsiasi disciplina.
Il cane diventa il pretesto per raccontare il rapporto tra uomo e animale. È un rapporto tra esseri simili o e' un rapporto di sudditanza? Marai prova a rispondere a questa e altre domande regalandoci attimi divertenti e, a tratti malinconici, del suo prezioso amico a quattro zampe.
Profile Image for Tülay  Şahin.
287 reviews22 followers
Read
July 15, 2026
Yüzeysel duygular, geçici takılmalar sadece korkakların ve ilgisizlerin işi.
Hediye almak zorunda olduğumuz günler vardır bir güne sığdırılan. Sanki sihirli değnek değecek mutluluk gelecek gibi. Tüketim toplumunun dayattıklarını ne kadar eleştirsek eleştirelim, çoğumuz karşı koyamıyoruz bu günlere. Noel yaklaşırken evde bir hareketlilik başlar herkes gizli gizli konuşur hediye hazırlıkları için. Burjuva adamın içinden hiç hediye almak gelmez. Zorunluluktan alması da gerekir. Değişik bir şey olmalıdır bu hediye. En sonunda Noel hediyesi olarak eşine yavru bir köpek hediye eder. Csutora ilk başta sevimlidir. Sonuçta cins bir köpektir. Tam da burjuva ailesine uygun. Zamanla Csutora'da davranış değişiklikleri başlar, hırlar ve ısırır. Asileşir. Ailenin Csutora'nın özel bir köpek değil de melez bir köpek olduğunu anlamasıyla birlikte köpeğe gösterilen davranışlar da değişir. Burjuva ailenin öteki ile karşılaşmasıdır bu an. Sàndor Márai daha önce okudum ve yazarın insan psikolojisini analiz etmesini çok seviyorum fakat bu metin diğer Márai metinlerinden oldukça farklı. Bir evcil hayvan üzerinden toplumda var olan sınıfsal çatışmayı çok iyi betimlemiş yazar. Öteki kavramını köpekle metaforlaştırmış. Evcilleştiremediğimiz köpek aslında bizim bilincimizden gelen korku mu bunu sormuş yazar. Ben sevdim. Okumak isteyenlere iyi okumalar dilerim
Profile Image for Sevim Tezel Aydın.
866 reviews57 followers
October 28, 2025
İnsanı düşündüren, duygulandıran bir roman…

Eskiye göre imkanları kısıtlı, burjuva bir koca, eşine Noel hediyesi olarak yavru bir köpek alır. Önce evdeki herkes köpeğe bayılır. Ancak, zamanla köpeği terbiye etmekte zorlanırlar, başlangıçtaki mutluluk tablosu büyük bir çatışmaya döner…

Marai, bu hikayede, dünyayı, hayatı, aileyi bir köpeğin gözünden yeniden tanımaya çalışan burjuvayı, onun ikilemlerini, eskiye duygulan özlemi, varoluşsal ve sınıfsal problemleri işlemiş. Yazarın yarattığı atmosferi ve insan ilişkilerini incelikle sorgulayan bakışını sevdim...
Profile Image for Güzin Tanyeri.
69 reviews3 followers
February 27, 2026
csutora'nın ısırıkları herkese lazım.

(yayınevi kitabın arka kapağına the washington post'tan şu alıntıyı yapmış: "marai, gabriel garcia marquez'le aynı kulvarda yer alan en büyük modern romancılardan biri." marai'nin marquez'le aynı kulvarda olmayı falan istediğini, umursadığını hiç sanmıyorum. bu sırada marquez: ben ne alaka?)
Profile Image for Jedermann.
76 reviews1 follower
December 14, 2024
Entgegen aller Abmachung, sich nichts gegenseitig zu Weihnachten zu schenken, bringt der Protagonist einen Welpen mit nach Hause. Der Hund entpuppt sich, obwohl als reinrassiger Puli angepriesen, als Mischling mit eigenartigen Strukturen und Verhaltensmustern. Im gut bürgerlichen intellektuellen Umfeld erhält der Neuankömmling die mit Selbstverständlichkeit erteilte Gleichberechtigung. Das wird wohl auch zum tragischen Ende der Handlung beigetragen haben.
In diesem schmalen Roman fließen viele persönliche Erlebnisse Márais ein.
Die charakterlichen Eigenschaften und Eigenheiten des Hundes und deren Ausprägung während dessen Heranwachsens werden humorvoll beschrieben. Am tragischen Ende wird nicht der moralische Kompass gezückt. Der Leser könnte die richtigen Schlüsse beim Umgang mit einem Hund selbst ziehen. Gerade bei Hunden ist es wichtig zu prüfen, ob die Charaktere von Mensch und Hund kompatibel sind.
Der Roman zeichnet ein Bild des gesellschaftliche Lebens und Denkens im Ungarn der 30er Jahre des 20. Jahrhunderts. Charaktere aus den verschiedenen Ständen werden in den Begebenheiten und Handlungen - häufig durch den Hund hervorgerufen - mit feinfühliger Ironie beschrieben. Auch der damals populären Psychoanalyse wird so mancher humorvoll satirischer Seitenhieb verpasst. Insgesamt ist Ein Hund mit Charakter ein lesenswertes Buch, das durch seine feinsinnige Erzählweise besticht.
Profile Image for Tibor Jánosi-Mózes.
350 reviews8 followers
July 16, 2024
Minden irónak lehetnek "uborkaszezonos" pillanatai. A Csutorát Márai unatkozó pillanatainak tudom be, bár két dolgot meg kell jegyeznem méltatásképpen e művével kapcsolatban:
1. A szerző többször jelzi az írás elején, hogy "Cave canem!", azaz óvakodj a kutyáktól, így ettől a könyvtől is. Részben az intése is oka, hogy gyermekkorom Lessie-je óta a kutyás sztoriktól tudatosan távolmaradóként is belecsaptam a kötetbe.
2. Márai pazar gondolatsziporkái, még pórázon tartva is több bölcsességet adnak át, mint a kortárs irodalom legnagyobb szerzőinek magnum opusai.
Oké, lehet hogy túlzok, de a könyv után jogosnak érzem, hogy egy kicsit ugassak!
Profile Image for Barbaraw - su anobii aussi.
247 reviews36 followers
January 20, 2018
Attento, lettore!

Avvertenza ai lettori:
- non è un libro per gli amanti di Marai
- non è un libro per gli amanti dei cani
- a dispetto del risvolto di copertina non è un libro umoristico, anche se è un libro che fa ridere, spesso. Credo sia un testo tra l'autobiografia, la fotografia di un'epoca e quello che Voltaire chiamerebbe un “conte philosophique”.
Una coppia di borghesi squattrinati: il marito, perfetto alter ego di Marai, uno scrittore che passa le giornate a cercare, invano, di scrivere, la moglie, un essere indefinito, una signora vaga, vive una sua iniziazione alla vita canina; quindi, tutto sappiamo o impariamo del cane di cui seguiamo l'evoluzione da quando ha due settimane di vita a qualche mese, personaggio descritto a tutto tondo nel suo fisico (uno scopino, uno straccetto, un botolo...) e nelle infinite sfumature della sua giornata di scoperte, delusioni, frustrazioni, incomprensioni.
Se l'umanità che sfila in questo libro è misera, vacua, inconsistente e soprattutto desiderosa di non sbagliare il tocco giusto nell'arredamento, nei regali, nell'allevamento di un cane, il cane non è da meno, ci insegnerà molto sulla natura canina e, essenzialmente sulla natura umana.
l'incipit del libro non potrebbe essere più chiaro:
“Attento, lettore! Questa è la storia di un cane”
ed il finale, che mi permetto di citare perché non svela la storia bensì l'intento dello scrittore:
“Sì, lettore, è una morale da quattro soldi – ma è una verità di cui non si può fare meno né nella vita né nell'arte, e val bene il morso di un cane”
Profile Image for Nil Gurun Noyan.
142 reviews53 followers
August 21, 2025
Sándor Márai’nin çoğu eserinde hayatın karmaşasını, insanın iç dünyasını ve ilişkilerdeki gerilimi okuruz; ama bu kez insanın iç hesaplaşmalarını değil, bir köpekle insan arasındaki bağı anlatıyor.

Benim için bu hikâye çok daha kişisel bir yere dokundu. Okurken kendi çocukluğum aklıma geldi. İlk köpeğimiz hediye olarak gelen bembeyaz bir Samoyedti. Çok tatlıydı, yaşlanıp kalp hastası oldu ve öldü. Arkasından çok ağladım. Bir süre sonra sokakta doğmuş bir yavruyu sahiplendik. Babası Alman kurdu, annesi yere yakın bir sokak köpeğiydi. Tıpkı Csutora gibi her yere minik hediyeler bırakıyor, parkeleri sarartıyor, kucağımıza aldığımızda üzerimize işiyordu. Büyüyünce ısırmaya da başladı. Ne yapsa vazgeçmediğimiz, tüm yaramazlıklarıyla ailemizin bir parçası olan o köpek bana Csutora’yı hatırlattı. Aynı şekilde komşunun geride bıraktığı kediyi de, annesi ezilen yavru kediyi de sahiplendik. Hepsi de bizim canımız oldu.

Kitapta ise her şey burjuva bir kocanın, eşine hediye olarak küçücük bir köpek getirmesiyle başlıyor. İlk başta herkesin göz bebeği olan Csutora, zamanla büyüdükçe ve “safkan” olmadığı anlaşıldıkça evdeki ilgiden payını daha farklı almaya başlıyor. Onun özgürlüğüne düşkün, başına buyruk hali önce eğlenceli gelse de giderek her şey bir trajediye dönüşüyor.

Márai, küçük bir köpeğin hikâyesi üzerinden aslında insanın sevgiyi nasıl koşullara bağladığını, sahiplenmenin sorumlulukla nasıl sınandığını anlatıyor. Kitap, hayvanlarla kurduğumuz bağı, vazgeçmenin ne kadar kolay, sadık kalmanın ise ne kadar zor olduğunu düşündürüyor. Ve şu soruları sorduruyor: Gerçekten sevmek koşulsuz mu? Yoksa beklentilerimiz karşılanmadığında sevginin rengi değişiyor mu?

Kısacık bir kitap ama bıraktığı his uzun süre kalıyor. Bazen hüzünlü, bazen gülümseten ama aslında insanın kalbini yoklayan bir kitap. Eğer hayatınızda bir köpek ya da kedi olduysa, kitabı okurken kendi anılarınız da canlanacak ve yaşanılanlar sizi daha çok etkileyecek. İçinizde sabır, sevgi, fedakârlık ve sadakat varsa bir canlıyla bağ kurun.
Satın almayın, sahiplenin.
Profile Image for Federico.
59 reviews17 followers
November 23, 2019
Più un saggio che un romanzo, ben lontano dal Marai che ho letto in altri romanzi, comunque risulta un lettura piacevole e simpatica
Profile Image for Vittorio Ducoli.
592 reviews86 followers
February 22, 2013
Storia di uomini per il tramite di un cane

Truciolo è la commovente storia di un cane, che viene adottato in una casa borghese di Budapest alla fine degli anni '20 del novecento.
Apparentemente il libro è estremamente "leggero", e soprattutto nei primi capitoli chi ha letto altri romanzi di Márai si trova un po' spaesato. In realtà, già nel primo, magistrale, capitolo del libro, Márai dichiara che forse, osservando il cane con scrupolosa attenzione, riuscirà a comprendere qualcosa anche dell'uomo.
Infatti, man mano che ci si addentra nella lettura, si comprende come l'evoluzione del rapporto tra Truciolo (il cane) e le persone con cui vive, in primis il signore e la signora, sia la fatale conseguenza della rigidità delle convenzioni su cui è basata la loro vita, che Truciolo manda in crisi.
E' emblematico, da questo punto di vista, che i protagonisti umani della storia non abbiano un nome proprio (a differenza del cane): essi rappresentano la borghesia conformista, che adotta un cane aspettandosi uno stereotipo di cane, e comincia a non apprezzarlo pienamente non appena si rende conto che non è di razza.
Ma Truciolo, con il suo fare anarcoide, oltre che non essere di razza è anche altro rispetto al cane disposto a camminare sulle zampe posteriori e a reggere un parasole rosso che i suoi padroni si aspettavano: rappresenta il politicamente scorretto, li pone ogni giorno davanti alla loro cattiva coscienza. Per questo, il loro rapporto non potrà che terminare anzitempo in maniera drammatica.
Nel libro vi sono alcune pagine veramente straordinarie: su tutte la descrizione degli altri padroni che frequentano con i loro cani lo squallido parco periurbano del Vérmező, che sembrano tratti da un quadro di Grosz o dalla scena di un film di Fellini.
Secondo me con questo libro il borghese Márai ha scritto una delle più amare critiche della meschinità ideale della classe cui apparteneva, che in pochi anni avrebbe consegnato il paese al nazismo.
Profile Image for Burcu Topaloglu.
112 reviews8 followers
February 9, 2026
Macar edebiyatına çok hakim değilim. Sándor Márai ile tanışmam da bu kitapla oldu. Mükemmel bir giriş diyemem ama tatlı bir deneyimdi. Köpekli yaşamın getirdiği kaosu, mutluluğu ve vicdan azabını anlatan bir hikaye. Kitabı Türkçe okudum ve ilginçtir ki kitabın İngilizce çevirisinin olmadığını fark ettim. Genelde bu tarz klasiklerin her dilde karşılığı olur ama bu kitap biraz yerel kalmış gibi. Sebebi konusunda ise hiçbir fikrim yok. Ben de bir kitapçı tavsiyesi üzerine satın alıp okudum.

Hikayenin kendisini sevdim, o yüzden kitaba normalde 3 yıldız verecekken puanımı 4’e çıkardım.

Beni en çok zorlayan nokta dil ve anlatım tonu oldu. Yazın dünyasında "okuyucuyla direkt konuşan" o eski usul, dördüncü duvarı yıkan tonu bir türlü sevemiyorum. 1930'larda yazılmış eski bir kitap olduğunu biliyorum ama bu anlatım tarzı bugünün okuma alışkanlıklarına pek hitap etmiyor gibi. Günümüz yazarlarında ya da benim tercih ettiğim modern türlerde bu "sevgili okuyucu" tarzı pek kalmadı, o yüzden okurken yer yer dille aramda bir mesafe hissettim. Yine de bir köpeğin peşinden sürüklenen burjuva bir ailenin trajikomik hallerini okumak keyifliydi. Macar edebiyatına yeni başlayacaklar için bence en ideal kitap değil ama hayvanseverler ve dönem atmosferi sevenler için nostaljik bir opsiyon.
2 reviews
July 18, 2026
Evet hayvanları seven biri kötü bir insan olamaz derler ama yine de insan yerine hayvanları sevmenin ucuz ve kolay olduğu konusunda kuşkuları var. Bir insanın insanlara karşı sevgi borcunu bir şekilde ödemeye kalkışmasını bir tür bahşiş olarak görmeden edemiyor.

Cins ve karakter
Tasmasına kayış takılır. Csutoranın bundan çok rahatsız olduğu belli.Ondan ne istiyorlar şimdi? Endişeyle, birazda sığınmak ister gibi hanımefendiye doğru birkaç adım atıyor.
Ama henüz gazete üzerindeki başmakaleye bile ulaşamamışken, tasmanın kayışı birden geriliyor. Durup geriye doğru bakıyor. Masanın ayağının dibinde, masanın kocaman gölgesinde o kadar küçük, o kadar çaresiz ki, acımamak mümkün değil. Zayıf boynunu uzatıp kuşkuyla kayışı kokluyor. Neler olduğunu anlamıyor. Başını kaldırıyor, yüksekten gözlerini ona diken bu dev gibi yaratıklara bakıyor, sonra gözlerini yukarıdan güneş gibi ışıklar saçan tavandaki avizeye çeviriyor ardından zayıf bedenini gerip hareketini engelleyen kayışı çekmeye uğraşıyor, bir iki kez havlayıp kayışa tekrar yükleniyor, bir ara sanki masayı da harekete geçirebilecek şekilde sarsıyor , belki de aklına mitolojideki Herakles'in karşılaştığı zorluklar gelmiştir ve tüm bu olup bitenin bir oyun olduğu sanısına kapılmıştır.
Anlayamıyor, henüz şüphe içinde, inanmaya cesaret edemiyor. Duyduğu dehşetten sırtındaki tüyleri kabarmış bedeni titremeye başlamış. "Şimdi tüm dünyası yıkıldı." diye düşünüyor beyefendi, "Tanrım bunu hepimiz eninde sonunda yaşamıyor muyuz! Hepimiz yaşıyoruz ve sonunda buna dayanıyoruz, alışıyoruz." Küçük canlı titriyor ve yardım ister gibi ağlamaklı sesler çıkarıyor, sanki, "Benim sucum ne? Bu sonsuz halı tarlalarının ve on iki kollu güneş sistemlerinin olduğu yerde doğdum ve yaşamak istiyorum" der gibi. Mümkün olabildiğince yaşamak istiyor ama elbette özgürce. "Ah öylesi ne güzel olur," diye düşünüyor beyefendi, bir yandan da gizlemediği bir heyecanla küçük canlının kayıştan kurtulmak için nasıl çabaladığını izliyor. Sanki şimdi yaşamın hammaddesinin bir biçime sokulduğu, şekil verildiği bir atölyeyi izler gibi. Sanki biri yaşamında bir kez bir şeye koşulsuz, kuralsız hayır der gibi. "Belki de o kayış kopacak, kopabilir. Bir yerden başlamak lazım," diye geçiriyor kafasından.
Köpek can havliyle çırpınmaya, kayıştan kurtulma çabalarına birden son veriyor. Şimdi artık anladı. İçinde düştüğü dehşetten bedeni bir heykel gibi donuk. Ve sonra, "Hayır," diyor ve dile getirdiği bu "hayır" beklendiği gibi tüm sonuçların da kabullenildiği nihai bir karar. O kadar dehşet içinde ve o kadar çaresiz ki bunu dile getirirken, bu kadarını ancak haklı olan biri yapabilir. Evet, kayışın anlamını şimdi öğrendi hem de bir ömür boyu unutmamak üzere. Ve işte buna hayır diye haykırıyor. Hem de o kadar derinden ve o kadar canhıraş ki bu haykırış, sadece gırtlağından, tombik küçük benekli karnından değil, tüm benliğinin en derin köşesinden çıkıp geliyor. Hayır, hayır asla! Bu mümkün değil! Eğer mümkün olsa, bu her şeyin sonu demek! Var oluşun anlamının ortadan kalkması demek! Yaşamaya değer bir amacın olmaması demek! Orada artık adalet, hakkaniyet, ahlaki bir doğru yok demek! Ne göklerde ne de bu dünyada bir kanun kalmadı demek! Bundan böyle artık sadece kayış var! Sonsuza kadar! Bunu şimdi anlıyor ve buna dayanamaz. Artık ağlamaklı sesler çıkararak mızırdanmıyor, bir şey istemiyor ve şaşkınlıkla karışık bir merak duymuyor. Hukuk ve adalet yok, sadece tasma var yedi düvelde. Bu kadarına ikna oldu. Önce kendini neredeyse bir metre yukarıya doğru fırlatıyor! Sadece bir kez de değil, on kere, yirmi kere tekrarlıyor bunu, takati tükeninceye kadar, sanki içinde bir şey patladı. Ufacık bedeniyle o kadar inanılmaz bir şekilde yükseğe fırlıyor ki, kayışın gerilmesiyle de aynı hızla yere çakılıyor. Çıkardığı sesler artık havlama ya da bir hayvanın uluması değil. Bu yürek paralayan çığlık sadece bir türün sesi olamaz. Bu çığlık bilincin çok derinlerinden kopup gelen bir haykırış ve ancak kendine ihanet edilen ve bu kötü dünyada kaderine terk edilen bir canlının, insanın içini parçalayan yakarışı. Yerinde zıplıyor, kendini bir o yana bir bu yana fırlatıyor, yerlerde sürünüyor, bunu on kez, yirmi kez tekrarlıyor, ağzı köpürüyor, çığlık atıyor. "Ne kadar tanıdık bu ses," diye düşünüyor beyefendi ıstırapla. Sanki bir zamanlar, çok çok zaman önce bu çığlığı duymuştu, biliyor. Tabii sadece ona öyle geliyor. Şimdi her biri, çırpınan köpeğin etrafından şaşkınlık içinde bembeyaz bir yüzle birer adım geri çekiliyor. Evet, gerçekten de sanki bir infilaka tanık olmuş gibiler. Sanki dünyanın yaratılışından bu yana hep var olan bir madde gözlerinin önünde parçalanıp moleküllerine ayrılıyor. Kaba, işinden anlamayan ve kötü niyetli birinin elinin değdiği bakir ve saf bir yaşamın dağılıverdiğine tanık oluyorlar. "Sonuçta bir köpek tasmaya ve kayışa, işin başında hep karşı çıkar, öyle değil mi?" diye yaşananları günlük olayların yorumuyla değerlendiriyor beyefendi. Ancak kendini kurtarmak için çılgınca çırpınışı nedeniyle artık kayışın da boynuna dolandığı, boğazından gelen hırıltılarla ağzı köpüren köpeğin halini gördüğünde sözlerinin ne kadar yavan kaldığının ayrımına varıyor. Evet, "Sadece," demişti. Mesela Jancsi adındaki adam sadece idam edildi... Csutora tasmaya ve kayışa dayanamıyor, sadece... Hayvan artık halının üzerinde bitkin ve yarı baygın yatıyor.
"Serbest bırakın onu," diyor keyifsizce. Tasmasını çözdüler. Csutora ayakları birbirine dola narak banyoya doğru ilerliyor ve sonra banyo küvetinin altındaki küçük boşluğa girerek ertesi sabaha kadar da her türlü vaatlerine rağmen oradan çıkmıyor. Orada yüzüstü yattığını, parıldayan lacivert gözlerinden görüyorlar. Eğilip seslendiklerinde minik sütdişlerini gösterip hırıldıyor. Ölümüne küsmüş! "That's un veritable' Macar köpek," demişti, konuk hanım, üç dili birbirine karıştırarak ve de İspanyol aksanıyla. Evet, Macar köpeği ya da Macar olmasını bir yana bırakıp daha çok bir şahsiyet olarak mı adlandırılmalı acaba?
Sonra çay içiyorlar ve olup bitenleri değerlendiriyorlar. Şaşkınlıkları yavaş yavaş geçiyor. Sanki doğal bir afete tanık oldular. Aralarındaki sohbet ağır aksak ilerliyor. "Evet, gerçekten karakterli bir köpekmiş," diyor hanımefendi.
"Cins de önemli, karakter de. Cinsin belirleyici olduğu teorisine bu kadar kendimizi kaptırmamız lazım."
Bu o kadar doğru ki Billy, şu cins İngiliz köpeği, olup bitenlerin etkisiyle, kapıldığı heyecan dalgasının sonucunda, odanın tam ortasında, halının üzerine kusmaya başlıyor.


Acaba köpekleri birbirine ne çekiyor ya da ne öfkelendiriyor? Onları birbirine yakınlaştıran, sempatik kılan özellikler nelerdi? Ya da bilinçli olmasa da derinden nefret ettiren nedenler ne olabilir? Yoksa hanımefendinin insanı utandıran totem teorisi doğru mu? Acaba gerçekten mesela büyükbabaların kokusu mu var geri planda hissedilen? Beyefendi bunu uzun uzun düşünüp ardından reddediyor. "Birbirimize dair o kadar az şey biliyoruz ki, yani insanların bu tuhaf dünyasında, birbirimize karşı hissettiğimiz nedensiz kaygılar, endişeler, acılı ve bencil önyargılar nedeniyle bizi birbirimize bağlayan sırrı çözebilmemiz neredeyse olanaksız. İnsanları bile bu derece az anlarken, daha alt seviyedeki bir canlının dünyasında bireylerin birbirine karşı yüksek sesle sürdürdükleri ve diğerine karşı bir seslenme olduğu çok belli olan ama dilini anlamadığımız bir diyaloğu kavrayabilmek mümkün mü? Belki de tümden amaçsız bir konuşma bu

Kalbinin derinliklerinde bile artık böyle bir umut kırıntısı yok. Ama yine de bir şeyler dilinin ucundan dökülüveriyor, çünkü bir şeye duyulan özlem, mantıklı olarak onun olamayacağını anlamaktan çok daha güçlü olabilir
"Beni seni seviyorum ama yola getireceğim," diyor iyice zayıflamış köpeğine, şefkatle ama kararlı bir şekilde, tam da Ohnet'de olduğu gibi. Kendi önemini ne kadar göklere çıkaran bir cümle! Bu olabilir mi ki? Ne kadar büyük bir çelişki bu? Birini hem seveceksin hem de onu kasıtlı olarak kırarak yola getireceksin, bu insanın kendi kendine zulmetmesi gibi bir şey.

Artık Csutora'yı gözden çıkarmış, onun hakkında tek bir kötü kelime bile etmeye bile tenezzül etmiyor.
75 reviews
November 10, 2025
A Csutora Márai életművének egyik legszelídebb, legemberibb darabja — egy rövid, finom kisregény a hűségről, a magányról és arról, amit csak egy kutya tud megtanítani az embernek az életről. A történet egy árva fiú és egy kóbor kutya találkozásáról szól, de valójában a szeretet egyszerű csodájáról.

Márai itt lemond a nagy mondatokról, a filozófiai súlyról — helyette halk, meleg, személyes hangon ír. A háború utáni, elcsigázott világban a Csutora olyan, mint egy kis ablak, amin még bejön a fény. Az állat nem jelkép, hanem társ — egy élő lény, aki megmutatja, hogy a szeretet nem szó, hanem jelenlét.

A stílus gyönyörűen visszafogott: Márai itt már nem a polgár, hanem az ember szólal meg. Minden mondata egyszerű, mégis időtlen. A könyv rövid, de utóíze hosszan megmarad — mint egy halk emlék valakiről, aki sosem hagyott el igazán.

Csutora az a Márai, akit nem a nagy eszméiért, hanem a csendjeiért szeretünk. Egy kisregény, ami nem akar tanítani, mégis megtanít: hűséggel élni – és méltósággal szeretni.
Profile Image for Pascale.
1,429 reviews67 followers
July 9, 2017
Entertaining and occasionally perceptive, this is an easy read about what happens when a rather cynical writer buys a dog as a "cheap" Christmas present for his wife. Having waited until the last minute to pick a present, the narrator makes an impulse buy at the zoo, and comes home with a puppy without pedigree. Initially everyone in the household, including the maid, fawns over the puppy and condones all his misdemeanors, but the idyll sours when the dog bites them all in close succession. There are several "morceaux de bravoure", like the long passage about amateur psychoanalysts who blame the Oedipus complex for the mongrel's aggressiveness. A pity the satire hasn't got more bite to it….
Profile Image for Lori.
225 reviews31 followers
November 26, 2017
Taková nenáročná jednohubka s pěkným shrnutím na konci:

"Ako totiž prechádza životom, za cenu zakopnutí a omylov pomaly prichádza na to, že spravidla nemilujeme to krásne, dobré a cnostné, ale všetko, čo je utlačené, nedokonalé, čo sa hnevá a búri, všetko, čo nie je cnosť a súhlas, ale chyba a vzbura. Je to chabé ponaučenie, milý čitateľ, ale vyhnúť sa mu nedá ani v živote, ani v umení, a vždy stojí za nejaké to uhryznutie."
Profile Image for Gu Kun.
350 reviews53 followers
June 14, 2021
Tragisch, erschütternd, ... ehrlich.
124 reviews17 followers
March 14, 2020
Miután becsuktam Ottlik "Továbbélők" című könyvét, nem is tudtam, mivel lehetne ezt kicsit oldani. Annyira beleéltem magam, hogy csak tengtem-lengtem, meg a könnyeimet törölgettem.
Valamit muszáj volt választanom, hiszen ha az ember az ágyat nyomja, az egyetlen vigasza és időtöltése az, hogy olvas, éjjel-nappal!
Az ágyam melletti polcon várakozik olyan 30-40 könyv, kihívásra kiválasztottak, könyvtáriak. Elkezdtem válogatni – ez szomorú, ez tragikus, ezt most inkább nem, ezt meg méginkább nem… Végre eljutottam Csutoráig, beleolvastam, és egyből úgy éreztem, ez kell nekem! Nem valami krimi, nehéz olvasmány vagy agymosó limcsi, hanem pont ez a kedves kis kutyás könyv.
Na, megkaptam a KKKK-t. :(
Nem tudom, Márai saját életéből vette-e ezt a történetet, de ha igen, akkor egy ideig nem leszünk jóban. Mert az „Úr” és a „Hölgy” emberségből alaposan levizsgáztak nálam.
Nem vagyok nagy kutyás (életem során egy kutyával éltem pár évig egy fedél alatt), de van néhány közismert alapvetés.
Először is: a kutya nem snorrka.* A kutya egy érző lény, akit nem hirtelen felindulásból vág zsebre, visz haza az ember, hogy odacsempéssze a karácsonyfa alá.
Másodszor, ahogy a gyereket is,** a kutyát is felelősséggel vállalja az ember, kötelezettséget vállal rá, hogy szereti és neveli.
Harmadszor, ha bármilyen akadály jelenik meg a kutya további tartásában, akkor kutya kötelessége a gazdának, hogy olyan helyet keressen a kutyájának, ahol jobb dolga lesz, mint nála volt.
Szegény Csutorát úgy „szerették”, mint valami csecsebecsét. Ha kellett, felvették, ha unták, letették – volna, na de egy kölyökkutya nem így működik. Ő megy az orra után, csinál mindenféle blődséget, képes rá, hogy itt-ott felejtse a névjegyét, és zavarja a gazdáit mindennapi fontos ábrándozásaikban. Az Úr nem tud írni tőle, a Hölgy nem viheti mindenhová magával fontosabbnál fontosabb sétafikálásai során, a cselédnek meg épp elég, hogy takarítania kell utána. Bár még mintha ő szerette volna legjobban a blökit, igaz, ő se valami okosan.
Szegény Úrnak egy vasa sincs, de vállvonogatva tűri, hogy a kutya mindent szétrágjon, tönkretegyen. Még biztatja is: „Rágjál csak, csinálj, amit akarsz, csak maradj nyugton, hagyjál békén!”
Szegény kiskutyát még szégyellték is a gazdái, mert nem „hozta az elvárásokat” (pl. kiderült, hogy nem fajtiszta puli, csak valami „nevetséges” keverék).
A legszomorúbb rész az volt, mikor az Úr szeretetmegvonással büntette a kiskutyát – nem szólt hozzá, rá se nézett, mintha nem is létezett volna. Na ez abszolút gonoszság, nem is értem, hogy lehet ilyet tenni. Olyan baromság ez, mint tartósan megsértődni egy kisbabára… A mi tacskónk, ha rosszat csinált, olyan bűnbánóan tudott nézni, szinte esedezett a bocsánatért, pár percnél tovább nem lehetett rá haragudni.
Szegény Csutora nem annyira „jellem” lett, hanem inkább egy dacos, elhanyagolt, figyelem- és szeretethiányos kamasz.
Még szerencse, hogy az Úr és a Hölgy egy kutyát vettek magukhoz, és nem vállaltak gyereket. Azt aztán nem lehetett volna se „visszavinni”, se agyonütni.
Na ennyit a kedves kis kutyás könyvről, amit lelki békém helyreállítására vettem le a polcról.
Egyébként a könyv maga jó, hozza a szokásos márais iróniát, elmélkedést, tűnődést mindenféle dolgokról, néha kibök kellemetlen igazságokat is.
Csak a vége… Ugye, nem maga volt, Író Úr?!

* kis vacak, fölösleges, butuska ajándék.
** elnézést, ha valakit ez bánt, nem szoktam kutyákat és gyerekeket egymáshoz hasonlítani, de itt most muszáj
Displaying 1 - 30 of 58 reviews