Ve sahne: İrfan Yunus ve ailesinin Balkara şehrinde işlettiği naif lunapark. “Hangi lunapark bir uydu fotoğrafına doluyken yakalanmışsa oralıyım ben” cümlesinin müellifi İrfan. “Burada çocukluk değil manyaklık ortaya çıkar” sözünün sahibi Zafer. “Lunaparktaki sese ve ışığa savunma geliştirmeye çalışan sinir sistemi dert çekmeye vakit bulamaz” diyen, pembe ojeli parmaklarıyla hayal perdelerini parçalayan Ayşegül. Dönmeli, hoplamalı, ışıklı bir eğlence köyü.
Ölmüş meşhur şarkıcılara mektuplar yazan safiyet ehli Mustafa, bir varoluş biçimi olarak bayılan Narine, kumarbaz Savaş, fettan Alev, dövüş ustası bir dondurmacı.
Deniz kaplumbağası, peruklu balerin, şaşı ahtapot ve belgesel kameraları… Ne demişler: Roket yükselmeye inanır. Rüzgâr hep kazanır, tül hep kaybeder.
İşte huzurlarınızda; yükseliş, alçalış, merkezkaç ve Newton. Acı, avantür, komedi ve sürpriz.
Bahadır Cüneyt Yalçın, Mütevazı Bir İntikam’ın ardından Hep Lunapark ile yeni edebiyata bir kez daha kahkaha ve sevgiyle selam çakıyor.
“Biz ancak kimsenin kaybetmediği bir ringte kazanabiliriz.”
1982’de doğdu. Dergâh, GQ, Penguen, OT, Sabit Fikir dergilerinde, Afili Filintalar internet sitesinde yazdı. Eşi ve çocuklarıyla birlikte Ankara’da yaşıyor. Kitapları: Mütevazı Bir İntikam, Hep Lunapark, Eski Karım Uzaya Gidiyor, Serüvengiller, Kuş Lokumu Sözlüğü, Şapşallar, Kral Kule, Öpüyorum Avantajlarından, Yine Şapşallar
Roman kişileri, benzetmeler, özlü sözler, biçimsel oyunlar okurken büyük bir keyif veriyor. Lakin çok dağınık: Çok fazla bölüm var ve bir noktadan sonra oyuncul dil hikayeden keyif almanıza engel oluyor.
Bahadır Cüneyt Yalçın'dan okuduğum ikinci kitap (ilki Mütevazı Bir İntikam) ve yine ne olup bittiğini anlamadım. İlginç roman kişileri ve onların afili lafları var ama ortada belirgin bir izlek, hikaye yok.
Kitap bittiğinde aklımda hiçbir şey kalmadı. Yine de arada bir sayfaları karıştırıp gülümseyerek okuyabileceğim bir kitap olarak başucumda durmasını isterim.
Bahadir Cuneyt Yalcin'in okudugum ilk kitabi. Daha once kendisini Afilli Filintalar'dan takip ediyordum ama kitabini okumak simdiye nasipmis.
Afilli Filintalar tayfasinin bir tarzi var ve Bahadir Cuneyt Yalcin da tam bu tarzin adami bence. Kitabi ve icindeki karakterleri cok sevdim. Akici uslubu, ilginc olaylar ile bezenmis basit gibi gorunen ama hos bir kurguya sahip naif bir roman. Az sonra bir yer paylasacagim. Sadece orasi icin bile okumaya deger bir kitap.
Cunku normal olaylarin seyri icinde o kadar guzel mesajlar var ki. Her karakter ayni bir romanin bas karakteri olabilir. Mesela olmus unlulere mektup yazan Mustafa'nin bir romani olsa cok ilgi ceker bence. Ne bileyim Zafer ayri bir karakter, Savas ve Ayfer ayri bir karakter, Yunus irfan ayri bir karakter hepsi ilginc yani...
Burasi cok da spoiler icermedigi icin direkt paylasiyorum:
“Bizi öldürmeyen çile çoğunlukla birincilik kürsümüzdür. Keşke sabır böyle kısa bir kelime olmasaydı. Sabrediniz, sabır en güçlü yumruktur… Biz… Malup varsa galip değiliz! Çünkü birinin kaybettiği yerde sevinen kişi kendi kalbinden en uzak yerdedir. Malup varsa galip değiliz çünkü uygarlık illa ki yenmek değildir. Mağlup varsa galip değiliz çünkü arenada karşımızda duran kişi asıl rakibimiz olamaz. Biz ancak kimsenin kaybetmediği bir ringde kazanabiliriz.”
İlk sesli kitap deneyimimdi. Hep Lunapark’ı sıcacık duygularla bitirdim. Her gün uzun süre araba süren benim gibi okurlar için sesli kitaplar oldukça güzel bir deneyim sunuyor. Ayrıca bu kitapları hediye etmek te çok kolay. Anında satın alıp bir maille şifre gönderiyorsunuz ve hepsi o kadar. Sesli kitapların ilk 30 dakikalık bölümleri (yaklaşık otuz sayfa) genellikle ücretsiz oluyor. Ayrıca bölümlere ayrı ayrı ulaşma ve çok sayıda ayraç yerleştirme imkânı da sağlanıyor. E-kitaplarla birlikte sesli kitaplar da artık yenilikçi okurlara alternatif okuma deneyimi sunacak belli ki. Yazar Bahadır Cüneyt Yalçın’ın da katkısı verdiği sesli kitap geniş bir kadro bir kadro tarafından, radyo tiyatrosu havasında ve orijinal metne birebir sadık kalınarak seslendirilmiş. Bölüm geçişlerinde kullanılan “ Ah Lunapark” adlı güzel şarkının tamamı kitabın sonunda dinleyicilere sunuluyor. April Yayıncılık tarafından basılan kâğıt baskı versiyonunun sonunda yer alan kare barkod aracılığı ile de da yine ‘Ah Lunapark” şarkısına erişmek mümkün.
Roman, İrfan Yunus ve ailesinin Balkara şehrinde işlettiği geleneksel bir lunaparkta geçer. Kaygıları, sevinçleri, coşkuları ile siz de o lunaparkta yaşarsınız. Eğlence alışkanlıklarının değişimi, bu değişime ayak uydurmakta güçlük çeken İrfan’ı sık sık kaygılanır. “Hangi lunapark bir uydu fotoğrafına doluyken yakalanmışsa oralıyım ben” der İrfan.
Deniz kaplumbağası, peruklu balerin, şaşı ahtapot ve belgesel kameraları ve daha birçok detay ustalıkla anlatılmış romanda. Ayrıca sürprizlerle dolu güzel bir polisiye öykü de eşlik ediyor romanın hikayesine.
“Biz ancak kimsenin kaybetmediği bir ringte kazanabiliriz.”
“Birinci geleneksel” (😉) Yunus Lunapark Şenliği başlıyooor. 📣 Eğlenceli kitap okumak isteyenler bu posta 👇
Bu kitabın kapağını açınca, dönmeli çarpışmalı, fırlatmalı ışıklı, dondurmalı mısırlı, olayı macerası eksik olmayan bir lunaparkın ortasına düşüvereceksiniz. Aynı Yunus Ailesi’nin sofrasının orta yerine düşüveren su kaplumbağası “Yunus” gibi. 🐢😄
Absürtlüğü ve tatlı karakterleri ile okuyucuyu kendine çeken kitabın asıl güçlü yönü “aforizma” tabir edebileceğim pek janjanlı cümleleri. Alıntı yapmaya kalksam sayfalar dolar. Karakterlerden en sevdiğim ölmüş şarkıcılara mektuplar yazan, lunaparktaki balerine saçları savrulsun diye peruk takmayı akıl eden, kendi dünyasının bilgesi Mustafa oldu. Renkli kişiliğini biraz olsun anlatabilmek için lunaparktaki birbirinden ilginç anonslarından birini paylaşayım: “Dikkat dikkat! Biğ adet fındık kaybolmuştuğ. Göğenleğin bulunduğu yeğden kaldığıp yüksek biğ yeğe koyması ğica olunuğ.” Evet, “ğ”leği söyleyemiyoğğ. 😇
Bir de talihsizler talihsizi, Yunus Lunapark’ın sahibi İrfan Yunus var ki… Sert duruşunun arkasındaki yufka yüreği ve kızgınken bile bir kenara bırakamadığı şefkati ile tabiri caizse tam bir aile babası. Kendi tabiriyle “leyleğin attığı yavru” olmaktan kurtulamıyor. 🥹
Bu arada biliyor musunuz trambolin ticareti yapanlar nasıl dua eder? Tabi ki “Allah’ım sen yer çekimini koru” diye. 😅
Bu satırları, edebiyatta absürtlüğü sevmeyen biri olarak yazıyorum. İlk başlarda biraz karışık gelmişti ve acaba devam edemeyecek miyim diye düşünmüştüm. Fakat olaylar, karakterler biraz daha çözümlendikçe çok keyif almaya başladım. Öncelikle o kadar güzel ve farklı benzetmeler, çıkarımlar var ki, kitap tam anlamıyla bir renkli cümleler geçidi. Beğendiklerimi yazmak istedim, fakat bir yerden sonra yazmak istediğim cümlelerin sayısı çığ gibi büyümeye başlayınca vazgeçtim. Bu arada kitabın en keyifli yanlarından biri de, Storytel'de her bir karakterin farklı kişiler tarafından, bir film tadında seslendirilmiş olmasıydı. Bir farklılık isteyenlere tavsiye edilir.
#HepLunapark okuduğum ikinci #BahadirCuneytYalcin kitabı. İlki #MutevaziBirIntikam'dı. Son zamanlarda Türk roman kategorisinde öyle güçlü kitaplar okudum ki açıkçası bu kitap yanında biraz "tatil kitabı" gibi kaldı. Karşılaştırdığımda haksızlık etmek istemem zira kurgusu ve fikri güzel, orijinal. Kitabı didik didik ettim. İmla, mantık ve redaksiyon hatası yok. Tertemiz! Hata diye bulduğum noktaları araştırdığımda aslında onları benim yanlış bildiğimi fark ettim. Neler mi? 1️⃣ Akrabalık bildiren unvanlar küçük harfle yazılırmış. (Mustafa Dayım değil Mustafa dayım) 2️⃣Desiderius Erasmus'u ben Belçika Leuvenli sanıyordum, orada heykelini görmüştüm. Meğer Hollanda Rotterdamlı imiş. 3️⃣7 kur İtalyan Kültür'e gitmiş biri olarak, Türkçesi "beni üzerine çek" yani "tra-mi-su" anlamına gelen tatlı aslında Tiramisù olarak yazılıyormuş. Ricetta Tiramisù yazarsanız çok başarılı tarifler karşınıza çıkıyor. Bu da benden size güzellik olsun. Kitap için, #YokOyleKararliSeyler grubu tarafından #AhLunapark isimli şarkı yapılmıştır. Özetle, okurken eğlendiğim ama yer yer "ee hadi artık bitse de gitsek" diye hissettiğim bir kitap oldu. 3/5 #aprilyayincilik #kitapeniyiarkadastir #kitap #okuyanana #okuyanpenguen #readingpenguin #kitapeniyiarkadastir #readmore #goodreads
Ne diyor Resulu Ekrem Efendimiz?'Yarım hurmayla da olsa ateşten korunun. Bunu da bulamazsanız, gönül alıcı sözler söyleyin' Günümüzde bir deli yarışa girmişiz; daha büyük , daha hızlı, daha çok... Tekasür Suresi'nde yüce Allah 'Çoklukla övünmek sizi kabirlere varıncaya kadar oyalar' der. Biraz dönüp kenimize bakalım. Bir günü, bir gününe eşit olan zarardadır.
Şimdi durup serbay bizlerle tefsir mi paylaşıyor demeyin, kitapta cuma namazında verilen hutbeden küçük bir parçaydı. Bu ahlak anlayışı ve öğütlerin herkesi kapsaması gerektiğini düşündüğümden ve çok hoşuma gittiği için özellikle bu bölümü aldım. Kitaba gelecek olursak ; bir Ramazan bayramı akşamı kocaman bir karette karettenin sofralarına düşmesiyle başlıyor hikaye. Karette Karette deyip geçmemek lazım, yaşının da vermiş olduğu birikim dolayısıyla tam bir bilge olan hanım abla kaplumbağamızın adı Yunus. Lunapark işletmecesi bir ailenin ihtiraslarla dolu iki bayram aralığı süresince geçen, akıcı, sevimli, her şeyden öte bizden olan hikayesi. Eee koskoca lunapark alanı tabi kentsellesme için birebir , doğal olarak mafyası eksik olmayacak. Kitapta en hoşuma giden bölümler kesinlikle Mustafa dayının #zekimüren , #freddiemercury , #johnlennon , #barışmanço , #elvispresley , #safiyeayla gibi isimlere gönderdiği mektuplardı.
Lunapark işletmecisi bir ailenin başından geçen trajikomik olayların, ailenin küçük oğlu Zafer'in gözünden anlatıldığı absürd, değişik bir roman. Öyle ki, roman, aile yemek yerken masalarına deniz kaplumbağası düşmesiyle başlıyor ve bu saçmalık silsilesi devam ediyor. Ayrıca aile lunapark haricinde hiç bir iş yapacak durumda değil. O yüzden HEP lunapark. Ölen sanatçılara mektup yazan peltek bir amca, sorumsuz kumarbaz bir dayı, anne-görümce çekişmesi, aşklar, maceralar ve tabii ki eksik olmayan polisiye. Yalçın'ın kitaplarından bir şeyler öğrenebiliyorsunuz gerçekten, satır aralarında değişik bilgiler geçiriyor hep. Ben kitabı okurken çok eğlendim. Başlangıcından sonuna kadar akıcılığı sürdü. Ayrıca kurgusu da çok hoş işleniyor, tüm kitaplarında benzer yapı var, bir kaç karakter gözünden anlatıp az sayfalarla birleştiriyor.
"Nasıl üstesinden gelinir fikrim yoktu. Hayatımın bundan sonrası unutmakla ve diğer lüzumsuz işlerle geçecekti. Öbür dünyada "Gençliğini neyle harcadın?" diye soracaklardı. "Bazı şeyleri unutmaya çalışarak ve selobantların ucunu arayarak" diyecektim."
"Kaplumbağanın biri yol kenarında sövünüp duruyormuş. Başka bir kaplumbağa gelip sorunca, "Yahu," demiş. "Yolun ortasında bir çeyrek düşürmüştüm, iki gündür alamadım. Tam varacakken, avanağın biri durup yolun karşısına koyuyor beni. Öbür yandan niyetleniyorum, bu sefer de alığın teki alıp bu yana bırakıyor." Bu fıkra ömrüm boyunca debelenişimi hatırlatıyor."
This entire review has been hidden because of spoilers.
Bahadır beyi ilk Eski karım uzaya gidiyor adlı kitabıyla tanıdım. Ilk basta ne okuyorum olmustum sonra mizahi diline,olayların absürdlüğüne alıştım. Bu ay Mütevazi bir intikamla devam edip Hep Lunaparkla kitaplarını okumuş oldum. Hep Lunapark'ta lunapark işleten bir ailenin başına gelen absürd olaylar silsilesiydi. Gene kurguyu bağlaması muhteşemdi. Eğlenceli ve yer yer duygusaldı. Her ailede rastalanabilecek karakterler vardı. O nedenle bu kitabı benim için en iyisi oldu. Kesinlikle tavsiye ediyorum.
Cümleleri dönüp dönüp okuduğum, gülümsediğim, hüzünlendiğim ve bi o kadar mutlu olduğum bi kitap oldu. Kişiler o kadar gerçek, o kadar içimizde, hepsi kalbime dokundu, üslubuna zaten hayran oldum, bi kez daha anladım seviyorum sizi Afili Filintalar :)
Hızlıca okuyup bitirebileceğiniz bir kitap. Biraz zayıf bir dili var. Yazarın daha sağlam ifadeler geliştirmesi gerekiyor. İstediği duyguyu vermekte zorlanmış.
ne enteresan bir kitapsın sen, baş döndürücü bir gondol seansı gibiydi. kitabı bitirdikden sonra aklımda hiçbir şey kalmadı gerçi ama olsun, izleyip biten güzel bir dizi görüntüden halliceydi ^^