1973 Türk Dil Kurumu Bilim Ödülü
Edebiyat Kuramları ve Eleştiri kitabının ilk baskısı 1972 yılında yapılmış. Kitap basıldıkça güncellenmiş, eklenen ve kısaltılan bölümler olmuş. Son önsöz 1991 yılında yazılmış. Berna Moran 1993 yılında vefat etmiş. Kitap için ilk söyleyebileceğim okuduğum en anlaşılır, dili güzel, Türkçe akademik kaynaklardan biri olduğu. Edebiyat kuramları ve eleştiri yöntemleri gibi içerdikleri felsefik, karşıt, yeri geldiğinde karmaşık düşüncelerden dolayı anlaşılması güçleşebilen konuları konusunu bildiğini belli eden bir şekilde açıklıyor yazar. Konunun temellerinden 90’ların başına kadar geçirdiği değişimleri okuyorsunuz. Kitabın bölümlere ayrılışından da anlaşıldığı üzere derli toplu bir kaynak. Yazar bir konuyu açıklarken sorulması gereken soruları sorarak konuyu açıyor, birbirine bağlıyor, düz bir okuma yerine düşündüren bir okuma sağlıyor. Sanatın ne olduğu, neye sanat denilebileceği, edebiyatın ne olduğu, ne işe yaradığı, bir esere nasıl yorum yaparsak nesnel ya da öznel sayılabileceği gibi tartışmalı konuları cevaplıyor. Eksik olarak gördüğüm bir yön daha çok örnek olmaması. Soyut, teorik kavramları anlamaya çalışırken verilen bir örnek konuyu tamamlamaya yardımcı oluyor. Moran bir İngiliz Edebiyatı profesörü olduğu için bilinen romanlar, şiirler ya da oyunlardan sadece bahsetme olarak bile olsa daha çok örnek olabilirmiş. Bölüm sonlarında konuyu özetlemesi yararlı oluyor. Bazı kavramların yabancı orijinallerini vermiş, bazılarınınkini vermemiş. Mümkün olan hepsini vermesi yabancı dilde edebiyat okuyanlar için daha da iyi olurmuş.
Son otuz yılın gelişmelerini içermese de konunun temellerini ve ilerlemesini anlamak için her edebiyat öğrencisinin lisans süresince en azından bir-iki kere okuyabileceği, edebiyat eleştirisi hakkında bilgi edinmek isteyenlerin de faydalanabileceği Türkçe kaynaklardan.
Türkçe bazı kelimelerde ve bazı noktalama işaretlerinin kullanımında bugün yanlış bulduğumuz farklılıklar var.
Sanat - Yansıtma
Görünen (görüngü)
Değişmeyen öz
İdeal olan
Sosyal gerçeklik
Tarihsel, Sosyolojik, Marksist Eleştiri
Sanat - Anlatımcılık
Duyguların anlatımı
Hislere tercüman olmak
Sanatçıya Dönük Eleştiri
Sanatçını psikolojisi ve kişiliği
Psikanaliz
Yeni Eleştiri
Biçim-içerik
Rus Biçimciliği
Yapısalcılık
Yapısalcılık ötesi
Esere Dönük Eleştiri
Arketipler Eleştiri
Okur Merkezli Kuramlar
Duygusal Etki Kuramı
Estetik yaşantı
Alımlama Estetiği
Feminist Eleştiri Kuramı
Edebiyat ve Hakikat ilişkisi
Edebiyat kavramı tanımlanabilir mi?
Edebiyatın işlevi tanımlanabilir mi?
Estetik Yargılar
Nesnelci görüş
Öznelci görüş
“… Bir sanat olayında rol oynayan dört unsur vardır: Sanatçı, eser, okur ve bunların içinde bulunduğu dış dünya (toplum).” (9-10)
“Marksizm ekonomik teori üzerine oturtulmuş bir tarih felsefesidir ve iddia eder ki tarihin gelişmesi birtakım kanunlara göre cereyan eder. Bu kanunların ne olduğunu bize tarihî maddecilik açıklar…” (43)
“Toplumcu gerçekçilik sanatın ne olduğu sorusundan çok ne olması gerektiğine cevap verir.” (53)
“Neo-klasikler değişmez bir insan tabiatının var olduğuna inanıyor ve sanat eserinde bireysel, yöresel özelliklerin yeri olmadığı fikrini savunuyorlardı.” (55)
“”Sanat önemli olanı tutmak, önemsizi çıkarmaktır” diyen Lukacs…” (58)
“Marksizm on dokuzuncu yüzyılda gerçekçi romanın en başarılı çağında ortaya çıkmıştır.” (63)
“Güç anlaşılan yeni biçimler denemek, yozlaşmış burjuva sanatına özgü davranışlar olarak yorumlandığı için…” (64)
“Demek ki Althusser’e göre gerçek edebiyat ideolojiyi hammadde olarak kullanan, onu kendine özgü yollardan işleyip dönüştürerek yeni bir ürün veren bir pratiktir. Edebiyatı yansıtıcı bir ayna olarak görmek yanlıştır; edebiyat bir üretimdir…” (66)
“…Marksist eleştiri… sanatın kökeninde ‘iş’in yattığını, ilkel toplumların yaşamak için giriştikleri faaliyetlerden doğduğunu; romanın orta sınıfın güç kazanması sonucu ortaya çıktığını; ‘sanat için sanat’ öğretisinin kapitalist düzende sanatçının toplumdan koparak kendini yabancı görmesiyle başladığını ve burjuva sınıfına karşı bu tutumun ‘her şeyin satın alınabilir bir meta haline geldiği bu dünyada sanatçının meta üretmeme’ kararından doğduğunu gösterir.” (87)
“Yanlış bir dünya görüşüyle yazılmış bir eserin sanat değerinden kaybedeceğine inanan Lukacs,…” (91)
“Eser artık bir ayna olmaktan çıkıyor da sanatçının iç dünyasına, ruhuna açılan bir pencere oluyor.” (102)
“Sanatın rolü hayatımızı zenginleştirmektir. Bir insanın birey olarak kendi hayatındaki yaşantılarının, duygularının çeşitliği sınırlıdır. Ama sanat sayesinde başkalarının duygularını ve yaşantılarını paylaşır ve böylece yaşantı dünyası çok daha zenginleşmiş olur. … Kuramın bu şekline ‘duygu için duygu’ ilkesi hâkim, … Tolstoy gibi düşünürlerde bu ilke bir değişiklik geçirir ve ahlâksal kaygılar işe karışır. Artık herhangi bir yaşantı yanda duygu amaç olmaktan çıkar ve belli duyguların aktarımı sanatın işlevi olur.” (118)
“Ne gibi duygular dile getirilmeli ve aktarılmalı ki sanat eseri değerli ve büyük olsun?” (123)
“…bu yönteme inanan eleştirmenlere göre, sanatçı istesin istemesin kişiliğinin damgasını basar eserlerine. Bir kere her yazarın kendine özgü bir üslubu vardır ve üslup karakterin anahtarıdır. …işlediği temalar, seçtiği kahramanlar, kullandığı imgeler yine kişiliğini açıklar.” (133)
“Bugün bir metnin anlamının nerede aranması gerektiği sorusuna üç ayrı görüş cevap vermektedir. Birincisi anlamı yazarın zihninde, ikincisi eserin metninde, üçüncüsü okurda aramak gerektiğini iddia eder.” (135)
“Yazarın yapmak istediği şey başka, yaptığı şey başkadır.” (135)
“Sanatçının kişiliğine yönelmek romantik edebiyat çağında başlamıştır.” (144)
“Freud sanatçının yaratma eylemi ile nevroz arasında sıkı bir ilişki bulur ve bilinçaltının ‘yaratma’daki rolünü belirlemeye çalışır.” (150)
“Eski Yunan’da ilham, sanatçının dışarıdan bir kuvvetin etkisi altına girmesi, ona uymak zorunda olması demekti.” (150)
“Yazarı başkalarından ayıran nokta bir çeşit ruh hastası olması değil -çünkü hepimiz biraz öyleyiz-, bu nevrozu başarılı bir şekilde nesnelleştirebilmesidir.” (155)
“Bir edebiyat eseri, … kendi başına yeterli olan, kapalı, dilsel bir düzendir.” (160)
“…Rus Biçimciliği ise metnin dışına çıkarak yaşamla bağlarına bakmak gereğini duymuyor.” (180)
Gönderici ———- Bağlam - Bildiri ———- Alıcı
İletici - Kod (181)
Gösterge ——— ses (gösteren)
———- kavram (gösterilen) (188)
arbitrar - keyfi
“…dil, algıladığımız nesneler yığınının keyfî olarak birimlere ayıran bir göstergeler sistemidir ve bu anlamda gerçekliği yansıtmaz, üretir.” (189)
Yapısalcılar - “Edebiyat incelemesi tek tek yapıtların yorumlanması ya da değerlendirilmesi değil, edebiyat yapıtlarının tümünün uyduğu sistemin araştırılması demektir.” (198)
Sözmerkezlilik (logocentrisme)
Sesmerkezlilik (phonocentrisme)
Differance (ayrı olmak + ertelemek) (199)
The Intentional Fallacy - Kasıtlı Yanılgı (“Yazarın amacını bilmenin, eleştiri için ne gereği vardır ne de yararı.” (208)
The Affective Fallacy - Duygulanımsal Yanılgı (“…eserin anlamını ve değerini okurdaki etkisinde aramanın yanlış olduğu görüşü savunulur.”) (208)
“Ana örnek”, “ilk model” - arketip (219)
Carl Jung - mitoslar - insan ırkının ortak bilinç dışı - arketiplerin edebiyatta tekrarlanma nedeni (220)
“Modern romanda bu tür yolculuk bir iç yolculuğa dönüşür. Kişinin psikolojik düzeyde kimliğini aramasıdır bu.” (223)
ecriture feminine - women’s writing - kadın söylemi (259)
Belirtik hakikat - explicit truth (278)
Örtük hakikat - implied truth (280)
“Eliot’a göre bir eserin tadına varabilmek için inançlarını paylaşmak gerekmez, ama inançlar yine de önemlidir, çünkü bunları paylaşmasak bile anlamamız lâzımdır.” (290)
“Hangi yöntemi kullanırsa kullansın bir eleştirmenin söylediklerini kabaca üç kategoriye ayırabiliriz: Betimleyici; açıklayıcı (yorumlayıcı); değerlendirici.” (299)
“…estetik yargının keyfî olmadığını, nesnel sebeplere dayanan mantıksal bir çıkarım olduğunu savunmak çabasındalar. Korkuyorlar ki, estetik yargıların genel birtakım normlara dayandığı gösterilemez ise, bunların nesnel hiçbir değeri kalmayacak; sanat eserinin değeri “zevk meselesidir, tartışılmaz” ilkesine bağlanacak.” (321)
“Çünkü her ne kadar bazı ölçütlerin belirip yerleşmesinde “hoşlanma” rol oynuyorsa da, bunların ölçüt olarak benimsendiği çevrelerde ya da toplumlarda bunlar artık nesnelleşmiş sayılırlar…” (326)