Yalanlarına rağmen onurlu kalmaya devam edebilir mi insan? Bazı geceler vardır, hayatınızın geri kalanını sonsuza dek ikiye böler. Yakut için o gece, pırlanta bir bilekliğin ışıltısı ile metal kelepçelerin sesi birbirine karıştığında yaşanmıştır. Sevdiği adamın gidişini izlerken Yakut’un elindeki tek şey, yarım kalmış güzel bir hikâyeye rağmen hâlâ koruması gereken itibarıdır. Ayrılıkla geçen iki yıl, Yakut için sönmesi beklenen ateşi daha da körükler. Kimin suçlu kimin kurban olduğunun gitgide birbirine karıştığı bu tehlikeli oyunda, Yakut hem kendi kararlarıyla yüzleşmek hem de peşindeki gölgelerden kaçmak zorunda kalır.
Yakut, bir zamanlar hayatının merkezi olan Uygar’ın karanlık yüzüyle tanışırken kendi içindeki karanlıkla da yüzleşmeye hazır mıdır?
kitabın konusu gerçekten çok ilgi çekici. istihbarat ajanı karı koca. ihanet. ikinci şans. yazarın kalemiyle ilgili pozitif yorumlara da denk geldiğim için tamamen olumlu önyargıyla başladım. ama hiç beğenmedim.
evet, editöryel destek sunulmadığı belli kitaba, ilk kez basılı eser sunan genç yazara göre kalem okey. ama kurgu kötü. çünkü mantıklı tek şey yok. bir noktadan sonra sorgulamayı arkadaşımla tartışmayı falan bıraktım, acaba bir sonraki bölümde nasıl saçma sahne görücez challenge'a geçtim. sağolsun yazar da her bölüm daha saçma bir sahne getirdi.
1) en göze batan şey; kitapta kimse niye? nasıl? neden? sorularını sormuyor. HİÇ KİMSE. herkes olanı direkt kabul edip sen öylesin şöylesin diye kavga etmeye başlıyor direkt.
aile evde ceset buluyor. herkes okey olup direkt kızla bunun suçlamasını yapmaya başlıyor. ana erkek karakter ihanet suçundan hapse giriyor, ama kız bir kere bile ulan benim istihrabatçı kocam tam olarak niye ihanet etti demiyor. sadece nasıl yaparsın bunu banaaağğğ diye ağlıyor. kız adamı hain diye ihbar ediyor, adam 2 kitap boyunca sen bana güvenmedinnğğğğ diye tripleniyor ama bir kere bile kızım sen ne gördün ne duydun da inandın demiyor. koca istihbarat ekibinde kimse ne uygar içeri girdiğinde ne hapisten çıktığında ne ekibe geri döndüğünde e noldu şimdi kardeşim demiyor, direkt adapte oluyorlar. başka bir hain bulunduğunda yine kimse şaşırmıyor.
2) Kadın karakter ajan ama her bakımdan aşşşşşşırı zayıf. Fiziksel, zihinsel, psikolojik. Sürekli bir yerlere takılıp düşüyor, dalgınlaşıyor, bir şeyleri unutuyor. Aşırı utangaç, çekingen. İnsanlarla iletişim kuramıyor. Sıkılıyor. Korkak. Böyle istihbaratçı mı olur?? Kitap ezberleyip test çözüyor diye bare minimum hayatta kalma becerileri bile olmayan bu özürlüyü istihbaratçı mı yaptınız gerçekten mi? Gerçi hiçbirinden o ağırlığı, donanımı alamadım ama kızın hem geçmiş hem şimdi sahnelerinde sürekli gözünün dolması, sürekli ağlaması, saha operasyonlarında sürekli korkup çekinmesi, Uygarın yardımı olmasa asla halledememesi, sürekli takılması DELİRTTİ. Yazar badboy good girllü lise kurgusu yazmak istemiş de içinde mi kalmış bilemiyorum.
3) İstihbaratın kendisi Hababam Sınıfıyla dünya üzerinde hiç kimseye gerekli bir iş sunmayan, tüm gün vlog çekip toplantı yapan beyaz yakalı şirketinin mixi gibi bir şey. Valla yazarın istihbarat, gizli ajan, derin devlet, suç örgütleri vs derken kafasında canlanan şey ne, merak ediyorum. Çünkü Şaban filmlerinde daha ciddi, ağırlıklı, mantıklı ortam var. İhanetten içeri tıkılan adam hapisten kaçmış, kimsenin haberi yok? Rehber kadın he şimdi sordum söylediler kaçmış harbiden diyor ciddi ciddi. Ajana suikast düzenleniyor, komplo kuruluyor, ekip bir şey yapamayız görüyorsun elimiz kolumuz bağlı diyor?? Yakut'un peşinde mafya var. İsmi haberlere düşmüş, ifşa olmuş. Gizli, gözden uzak, korunaklı evde saklamak yerine ailesinin yanına gönderiyorlar??? Soyismiyle tanınan zengin ailenin yanına? Sonra kızın peşinden gerçekten tetikçi gelince de nasıl buldu oha diye şaşırıyorlar?? Yakut onu tehdit ederek eski kocasını öldürmesini talep eden TANIMADIĞI birisinin teklifini direkt kabul ediyor??? Niye demiyor, ne alaka demiyor, karşılığında bir şey de istemiyor.
Ve ENNN SAÇMASI; Adam 2 sene sonra kızın karşısına geçiyor. Yüzünde SADECE maske var. Başka hiçbir şey. Yakut adamı tanımıyor ciddi ciddi?? Yok efendim neymiş 2 senedir sigara içiyormuş, sesi kalınlaşmış o yüzden anlaşılmıyormuş? Yazar dalga mı geçiyor? Adamın gözü görünüyor. Sesi 2 senede mutasyon geçirmez. Fiziksel özellikleri yerinde. Ve zaten sürekli kadınla eski anılarına gönderme şekilde konuşuyor, bir şeyler söylüyor. Nasıl tanımıyorsun amk kocanı.
Bide Sarraflık boyunca diğer arkadaşıyla sık sık yer değiştirmişler. İKİ FARKLI ADAM. boyu tipi sesi her şeyi farklı iki adam sürekli maskeyle gelip gidiyor ortamdaki KİMSE fark etmiyor.
4) Zaten bu adam niye Sarraf oldu, nasıl oldu, her şey ortaya çıkınca Sarraf'lığı nasıl bıraktı belli değil. Kurgunun ismi Sarraf. Hikaye adamın karanlık taraftaki mücadelesiyle, değişmiş karakteriyle başlıyor. Ama biz HİÇBİR ŞEY öğrenmiyoruz. Hiçbir şey. 2 yıl noldu ne bitti yok.
5) Kızın aile dramaları aşşşşşşırı sıkıcı ve yavan. Konuya girene kadar yaklaşık 100. sayfalara kadar sürekli yok babannesine olan öfkesi yok amcasının yengesinin kuzeninin kıza kini bilmem ne boş boş okuduk. Şükür ki sonra operasyona odaklandık uzaklaştık ama bu sefer de kitabın sonuna kadar bir daha hiç mevzusu geçmedi ailenin?
Ee kız seneler sonra geri gelmişti sabah akşam kavga ediyorlardı? Şimdi kız tekrar ortadan kayboldu bir şey demediler mi? Ve madem sonra bu mevzuyu geriye atacaktın, 100 syf kanal7 dramını niye okuduk?
6) Diyaloglar, kavgalar kısır döngü tekrar ediyor. Yakut ve babannesi 100 syfda 3 kere odada tartıştılar 7-8 syf sürecek şekilde. Ama sonucunda kimin derdi neymiş bırak çözmeyi, ipucu bile almadık. Çünkü her seferinde aynı replikler tekrarlandı. Yakut ve Uygarın kavgaları da aynı şekilde. Hatta 2 kitabı hemen hemen bitirdim (ilk kitaptan sonrasını wattyden devam ettim) aileyle dert neydi, hâlâ anlamış değilim lol.
7) Karakterler ne zaman bir yüzleşme anında olsa ya telefon çalıyor ya kapı. Mutlaka toparlanıp gitmeleri gerekiyor. HER DEFASINDA. Bir kere insan gibi zaman ayırıp oturup konuşmak, sorun çözmek yok. İletişim serinin başından sonuna kadar full kopuk kaldı.
Ki bu hikaye bir yanlış anlaşılma, eski çift, ikinci şans kurgusu. Ama iki karakterin karşılıklı oturduğu, içlerini döktüğü, dertleştiği, hislerini uzun uzun paylaştıkları tek sahne yok. Şaka gibi.
8) İkinci kitapta olaylar iyice kopuk kopuk, havada bir hal aldı. Zaten her şey yarım yamalak iken araya zaman atlaması girdi ve karakterlerden iyice koptuk. 10 senedir birbirinden hazetmeyen iki karakter bir anda bff oldu aynı evde yaşamaya başladı. Ya da başka bir karakter bir anda hain ilan edildi, apar topar şutlandı. Yan yan bir karakterin çocuğunun hastalığı gibi önü arkası olmayan, niye okuduğumu anlamadığım şeyler oldu. Hiç geçmedi buralar bana.
(Bu maddeyi öylesine yazdım. Belki de basılı halinde düzenleme yapılacak.)
....
Tüm bunların karşılığında kurguda katlanılabilir tek şey geçmiş akademi sahneleri ve Uygar'la Yakut'un flörtleşmeleri (Puanı da o soft sahnelerin hatrına veriyorum zaten)
Uygar'ın ilk günden son güne her konuda ne istediğini bilen ve açıkça dile getiren tavrı, flörtöz neşeli espirili halleri... Biliyorsunuz, my type'tır bu eheheh.
Genel olarak yazar ikili ilişkideki romantizmi ve dramı fena işlemiyor. Kendince okutuyor mu, okutuyor. Yearning çift de keyif veriyor. (evet manyağım, kavuşamayan acılı çift okumaya bayılıyorum).
Ama istihbaratmış ajanmış gizem gerilimmiş polisiyeymiş assssla bu taraflarda kumaşı yok. Basit okur mantığıyla bile yaklaşamıyor.
....
Dipnot; Watty hali ve basılı hali arasında fark baya çok. Ana hatlar aynı ama sahnelerin yerleri değişmiş, eklenen ya da çıkarılan çok şey var. Ve watty hali çok dağınık, karışık. Ne ara geçmiş sahnesi bitiyor şimdiye geçiyoruz, ne ara dış anlatımdan 1. tekile geçiyoruz belli değil. 2. kitaba siteden devam etmek istedim ama yordu. Okuyacaksanız kesinlikle ve kesinlikle basılı halinden okuyun.
Neyse, öyleli.
Beklentilerimi, hevesimi katleden hayal kırıklığı bir okuma oldu maalesef.
Uzun zamandır böyle araya yılların girdiği bir çift okumamıştım öncelikle, baya iyi geldi. Gördüğüm yorumlardan ötürü özellikle yazarın diliyle alakalı bir beklenti ile başladım kitaba zaten ve beğendim de. Kitaba gelecek olursam ikili dinamikleri biraz tekrara düşmüş buldum. İletişim kurmayan karakterler okumaya evet alışkınım ama Yakut’un bir yerde ya ben seninle aynı yastığa baş koydum, evlendim, yapmamış olabilir misin sorgulamasına girmemesi beni biraz yordu. Uygar karakterini çok sevdim. Özellikle akademinin altın çocuğu hallerine ayrı vuruldum ve kitabı okurken en sevdiğim sahneler geçmiş sahneleri oldu. Yukarıda bahsettiklerim dışında zaten istihbarat/polisiye kısmından beklentim yüksek değildi çok da takılmadım o yüzden. Benim için keyifli bir okumaydı, devamını okumak için heyecanlıyım. Umarım sizler de sever, keyifle okursunuz.