İşgal altında bir ülkede ve savaşın tam ortasında filizlenen bir aşkın hikâyesi...
“… Yüzbaşı kollarını iki yana açıp ayağını yere vurarak, zeybeğe başladı. Daha ilk hareketi ile çok erkeksi ve çok efeci bir oyun oynadığı belli oluyordu. Feraye şaşkın, öylece Yüzbaşı’yı seyrediyordu. Yüzbaşı bir adımda onun yanına yaklaştı ve yavaşça “Hadi küçük kız, başla. Herkes bize bakıyor,” dedi. Feraye, utana sıkıla çevresine bir göz attı. Kendilerinden başka oynayan kimse yoktu. Gerçekten de herkes nefesini tutmuş, onlara bakıyordu. Feraye de kollarını kaldırdı. Müziğe ve Yüzbaşı’ya uymaya çalışıyordu. İlk bir iki dakika bocaladı. Sonra, sanki çevresindeki herkes yok oldu. Yüzbaşı’nın gözlerinden, kendisine doğru bir alev akıyor gibiydi. Başka bir tarafa bakamıyordu. Birbirlerine kilitlenmiş ve uyum içinde; Yüzbaşı erkekliği, kahramanlığı ve tutkuyu, Feraye de kadını ve zarafeti anlatan hareketlerle oynuyorlardı… Ne zamandan beri bu haldeydiler, kendileri de seyredenler de farkında değildi. Müzik devam ediyordu. Belki de ikinci veya üçüncü tekrarıydı…”
İşgal altındaki bir ülke… Ellerinde silahları, ayaklarında çarıkları olmadan; yüreklerindeki vatan aşkı ve hürriyet sevdasıyla cepheye koşan kahraman bir halk… Ve bu savaşın tam ortasında, kan ve göz yaşıyla filizlenen bir aşkın tutku dolu hikayesi…
“Feraye”; Naşide Gökbudak’ın eşsiz anlatımı ve yaşanmış hikayelerden yola çıkılarak hazırlanmış kurgusuyla unutulmayacak bir roman…
Naşide Gökbudak; 23 Eylül 1937 tarihinde Elazığ’ın Akçakiraz (Perçenç) köyünde dünyaya geldi. Çocukluğu ve gençliği Elazığ'da geçen yazar; daha sonra girdiği Ankara Hukuk Fakültesi’ni ailevi nedenlerden ötürü yarım bırakarak İstanbul’a yerleşti.
“Sıdıka Hanım” isimli ilk romanını yazdığında 65 yaşında olan yazar, geçen 15 yıla 20'den fazla roman ve şiir kitabı sığdırdı.
İki kızı, üç torunu ve iki torun çocuğu bulunan 82 yaşındaki Naşide Gökbudak, halen aktif olarak yazmaya devam etmektedir.
Yazarı Sırma’nın günlüğü kitabı ile tanımış ve hiç etkilenmemiştim. Kütüphane de tekrar denk gelince kitabın arka sayfası ilgimi çekti. Kolay okunan bir kitap. Çok edebiyat yapmadan direk konuya geçer gibi bi anlatımı var sanki. Ama yine de sevemedim. Beni hiç etkilemedi. Ayrıca küçük bir not düşmek isterim ki, kitabı sevmesem de kitapta Kurtuluş savaşı zamanında ki tüm insanların fedakarlıklarına vatan aşkına azmine değinmesi güzeldi.
Feraye ve Yüzbaşı Aslan.. aklımda uzun süre kalacak sayılı kitap kahramanlarından kendileri. Aşkın bu denli güzel işlendiği bir kitap daha istiyorum sanırım. Gerçek dünyanın kapılarını bir süre kapatıp, üstüne kilitler vurmamı sağlasa da böyle aşklar sadece kitaplar da olmazmış diyorum. Gerçek anılardan kurgulanmış bu eser savaş içinde olan bir ülkenin, iki aşığını çok hoş ve yalın bir dille anlatmış. Yazar, bir aşk hikayesini anlatmanın yanısıra içerisinde tarihi bilgilere de sıkça yer vermiş. Bu durumda kitap hem bilgi yüklü hemde duygu yüklü olarak çok başarılı şekilde ilerliyor. Akıcılığa diyecek laf bulamıyorum, çoğu zaman bir çırpıda okuyup bitirmek istesem de bir yanım da hiç bitmemesi için çok direndi.. Yazarın kitabın içinde geçen bir sözü var ki insana nasipten öte köy yoktur dedirtti; “ İki şeyin önüne bent çekilmez. Bir zamanın, birde aşkın. Azgın suların bile yönünü değiştirebilirsin, çok zor olsa da.. ama me zamanı, ne de aşkı durdurabilirsin. Ne kadar yanlış yönde olursa olsun!”
Bir süredir merak ettiğim bir yazardı Naşide Gökbudak. Kurgularını seveceğimi düşünerek de konusuda dahi bakmadan Feraye'yi okudum. Pişman mıyım? Değilim. Ama kitabı ne sevdim ne de sevmedim. Ortalarda kaldı bende.
Kurtuluş Savaşı yıllarında geçen bir aşk hikayesi Feraye. Yazar önsöz kısmında size kitabın ortaya çıkış hikayesini anlatırken bir tık beklentimi yükselttiğimi itiraf etmem gerek. Çünkü ben severim hikayeleri. Gerçi buram buram tarih kokan Anadolu hikayelerini kim sevmez ki?
Başta da dediğim gibi ortalama kaldı bende kitap. Yazar o zamanları çok güzel yansıtmış. Hatta okurken milliyetçi yönüm ayağa kalktı. Atalarımın vatan aşkıyla bana bıraktığı topraklar için verdikleri savaş yer yer gözlerimi doldurdu. Ancak, işin içine kurgu yönü girince orası biraz sınıfta kaldı bende. Evet, merak ederek ne olacak diyerek okudum. Kitap tam bir Yeşilçam filmi gibiydi. Hani sonunda kötülerin cezanını çektiği, iyilerin sonsuza kadar mutlu yaşadığı türden. İyiler sonuna kadar iyi kötüler sonuna kadar kötüydü hatta. Karaktere bakınca Niko karakteri çok güzeldi. Yüzbaşı ve Feraye yer yer sinirlerimi zıplatsa da onları sevdim. Bir yerde Feraye'ye uhrevi bir güzellik verip herkesi ona âşık etmesi yok artık dedirtse de yine de sıkılmadan okudum. Zaten ortalarda kalmamın en büyük nedeni kitabın sıkmadan okutması.
İyisiyle kötüsüyle okuduğuma pişman değilim. Ama illa alın okuyun da demem. Denk gelirseniz ve türü seviyorsanız bir bakın diyebilirim sadece.
Tam bir Türk Filmi naifliğinde, iletişim kuramayan iki gencin tutkulu aşkı, ama dekorda Kurtuluş Savası, calkantılar, töreler, vs vs vs Türk Filmi severler için 4/4 lük