What do you think?


İki Bıçağı Birbirine
"Babam bu odada öldü. Mabedinde. Kitaplarının, dolma kalemlerinin, defterlerinin arasında…"
Bir ölüm, ardında neler bırakır? Bir odanın içine sinmiş kelimeler, yarım kalmış cümleler ve kime ait olduğu bilinmeyen dosyalar… Melih, babasından geriye kalan bu sessizliğin içinde aslında hiç tanımadığı bir adamla karşı karşıya kalır.
İki Bıçağı Birbirine, geçmişle hesaplaşmanın ağır yükünü taşıyan bir roman. Babası öldükten sonra Melih, kilitli bir çekmece bulur. İçinden çıkan hikâyeler yıllardır saklanmış bir hayatın kapısını aralar. Artık kardeşi Çiğdem’le yeni bir eşiktedirler.
Çilem Dilber, bu romanda aile, aidiyet, kimlik ve sır gibi temaları katmanlı bir kurgu içinde işlerken bireyin kendini anlama çabasını da merkezine alıyor. Yazmak ve hatırlamak arasındaki gerilimde ilerleyen İki Bıçağı Birbirine, okura yalnızca bir hikâye değil, aynı zamanda bir yüzleşme deneyimi vadediyor.
Bir ölüm, ardında neler bırakır? Bir odanın içine sinmiş kelimeler, yarım kalmış cümleler ve kime ait olduğu bilinmeyen dosyalar… Melih, babasından geriye kalan bu sessizliğin içinde aslında hiç tanımadığı bir adamla karşı karşıya kalır.
İki Bıçağı Birbirine, geçmişle hesaplaşmanın ağır yükünü taşıyan bir roman. Babası öldükten sonra Melih, kilitli bir çekmece bulur. İçinden çıkan hikâyeler yıllardır saklanmış bir hayatın kapısını aralar. Artık kardeşi Çiğdem’le yeni bir eşiktedirler.
Çilem Dilber, bu romanda aile, aidiyet, kimlik ve sır gibi temaları katmanlı bir kurgu içinde işlerken bireyin kendini anlama çabasını da merkezine alıyor. Yazmak ve hatırlamak arasındaki gerilimde ilerleyen İki Bıçağı Birbirine, okura yalnızca bir hikâye değil, aynı zamanda bir yüzleşme deneyimi vadediyor.
120 pages, Paperback
Published January 1, 2026
Ratings & Reviews
Friends & Following
Create a free account to discover what your friends think of this book!
Community Reviews
Displaying 1 - 1 of 1 review
September 19, 2026
Bundan önce yazarın öykü kitabını da okumuştum, öykülerindeki yoğunluk romanında yok. Her şey çok hızlı gelişti, duygular demlenmedi. Karakterler iki boyutlu gibiydi. Yazarın dili de öykülerindekine nazaran kısa, mekanik ve dijital dünyanın gündelik dile sirayet etmiş cümlelerinden oluşuyor. Bunun nedeni anlatıcının savruk yaradılışlı bir erkek olması olabilir; ancak bu lezzetsiz dil zaten her gün karşılaştığım bir olgu olduğu için kitapta da buna maruz kalmak pek tat vermedi. Şu cümleye çok takıldım: "O sırada mevzu, hangi çaresiz hevesimse balon olur, basiretsizce sönerdi." (Sf. 60) Burada "basiretsizce" sönmekten kasıt, heves ya da arzunun tamama ermeden, denenmeden, yani bir geleceği olmadan katledilmesi, bunu anlıyorum. Fakat yine de bir balonun "basiretsizce sönmesi" ifadesini doğru bulmuyorum. Basiret insanlara ya da diyelim ki gelişmiş beyinli canlılara özgü bir zihinsel beceridir, balona atfedilebilecek bir özellik değildir. Son olarak, iki kardeşin baba figürü dolayısıyla sürekli didiştikleri, "iki bıçağı birbirine" sürter gibi yaşadığı iddia edilse de, anlatı boyunca kardeşler arasındaki bu sürtüşme çok hissedilmiyor. Şermin Yaşar'ın "Söyleme Bilmesinler" romanındaki aile bireyleri arasındaki gerilim ve sürtüşme daha hissedilir ve gerçekçiydi.
Displaying 1 - 1 of 1 review


