“Eşlerinden göremedikleri şefkati oğullarında arayan anaların yetiştirdiği adamlar, gidip birilerine önce koca, sonra da koca koca dert oluyordu. Samet de onlardan biriydi. Sinem, Şimal’den beş sene sonra evlendiği için kendi kocası ona hâlâ şahin görünüyordu. Ama ilişkilerinin şu anki beş senelik kalkınma planında Sinem de beklentisini çok yükseltmemesi gerektiğini fragmandan anlamıştı.”
Pınar İlkiz, Ortadan Üçe’de, anneler ve kızları arasındaki tatlı didişmeleri, babalarının âşık olup da kavuşamadığı kadınların adlarını alan kız çocuklarını, hayallerinin çok uzağına düşen gençleri, acıyı ustura yapıp dünya ile bağını kesen delileri, evlilik hayatından bunalmış eşleri ve soğan kokan mutfaklarından dedikodular taşan haneleri anlatıyor.
“Ayrıca bu analar, bu analar ki sadece genlerini değil travmalarını da kızlarına aktarma konusunda bu kadar maharetli olmayacaklarsa ne diye yaşıyorlardı, değil mi?”
Yazarın ilk kitabına göre daha çok sevdim nedense, tek sıkıntı bazen kulağı tırmalayan benzetmeleri oluyor. Durumu, anlatılan şeyi daha çok anlamamıza ya da hissetmemize yarayacağına iğreti geliyor. Onun dışında ele aldığı temalar, kurgusu, ritmi her şeyi güzeldi.