Hiçbir trajedi kişisel değildir: sirayet eder, bulaşır ve sonunda herşeyin rengini, kokusunu değiştirebilir.
Sema Kaygusuz yeni romanı Barbarın Kahkahası'yla bir motelde olup bitenlerle bir ülkeyi anlatıyor. Tatil, dinlenme, tembellik zamanının beklenmedik ve pek nahoş bir şekilde kesintiye uğraması motel ahalisi arasında gerginliklere, bastırılmış kişisel hesaplaşmaların gün yüzüne çıkmasına, dillendirilememiş acıların ortalığa saçılmasına sebep olur. Tüm bu olan bitene bir ergenin sert, zalim ve el yordamıyla giden "erkek olma" uğraşları da eşlik eder.
Kaygusuz okurlarının iyi tanıyacağı kendine has üslubuyla ilerleyen roman, alttan alta sürdürdüğü polisiye roman gerilimini de final sahnesine kadar taşımayı başarıyor.
Babasının mesleği nedeniyle çocukluğu boyunca Türkiye’nin farklı bölgelerinde yaşayan yazar, 1994 yılında üniversiteyi bitirdikten sonra İstanbul’a taşındı.
Sema Kaygusuz’un ilk öyküleri, Yaşar Nabi Nayır Gençlik Ödülü (1995) nedeniyle Varlık Dergisi’nde yayımlanmaya başladı. Yazarın ikinci dosyası 1996 yılında Gençlik Kitabevi Ödülü aldı. Edebiyat serüvenine öyküleriyle adım atan yazar sırasıyla Ortadan Yarısından (1997, Can Yayınları– 2002, Doğan Kitap), Sandık Lekesi (2000, Can Yayınları -2002, Doğan Kitap), Doyma Noktası (2002, Can Yayınları – 2002, Doğan Kitap) ve Esir Sözler Kuyusu (2002, Doğan Kitap) adlı kitaplarıyla tanındı. Sandık Lekesi, 2000 yılında Cevdet Kudret Edebiyat Ödülü aldı.
Yazarın ilk romanı Yere Düşen Dualar (2006, Doğan Kitap) yurt içinde olduğu kadar, Fransızca ve Almanca baskısıyla da edebiyat çevreleri tarafından ilgi gördü. Yere Düşen Dualar’ın Fransızca çevirisi, Ecríme Çeviri Ödülü, Fransa Türkiye Dostluk Ödülü ve Balkanika Edebiyat Ödülü aldı. Yere Düşen Dualar 2012 yılında İsveç’te ve Yunanistan’da da yayımlanacak. Sema Kaygusuz’un 2009 yılında Doğan Egmond tarafından yayımlanan ikinci romanı Yüzünde Bir Yer, önümüzdeki yıl Almanca ve Fransızca olarak yayımlanacak.
Öykü ve roman dışında makale, sinema senaryosu ve belgesel kitap çalışmaları da yapan yazar, yakın zamanda Fransa’da sergilenecek olan bir operet için libretto kaleme almıştır. Senaryosunu yönetmen Yeşim Ustaoğlu ile birlikte yazdığı Pandora’nın Kutusu adlı film, İspanya’da Altın İstiridye Ödülü aldı. Yazarın ayrıca Pfizer firmasının desteğiyle yazdığı Öbür Yanım ve Lis yayınevi tarafından Türkçe ve Kürtçe yayımlanan Üşüyen/Efsiri adında iki farklı kitabı daha bulunmaktadır.
Sema Kaygusuz, Avrupa’nın saygın bir kurumu olan DAAD Akademisi tarafından seçilen sanatçılar arasında yer almış, Nisan 2010, Nisan 2011 tarihleri arasında konuk olarak Berlin’de yaşamıştır. Yazarın seçildiği ve yakın zamanda konuk edileceği diğer yazar evleri sırasıyla, Berlin Yazar Evi (Almanya, Goethe Enstütüsü Yakın Bakış Projesi, 2008), Marguerite Yourcenar Yazar Evi (Fransa 2009), KulturKontakt (Avusturya, 2011- Eylül) ve Museum Quarter (Avusturya, 2012- Nisan, Mayıs)
İlk defa bir Sema Kaygusuz kitabı okumuş olmamın muhakkak etkisi vardır, ben bu kitabı çok sevdim. Okuduğum yorumlardan yola çıkarak "Sema Kaygusuz'a aşina olmak" yazarın eserleri üzerindeki okur etkileşimini güçlendiriyordur, buna da inanırım. Daha önce hiç rastlamadığım bir kitap üstelik. Araştırma sonucu da edinmedim. İstanbul Kitapçısı'nın internet sitesinde gezinirken denk geldim ve sepete ekledim. Belki de büyük bir beklenti içinde olmadığım için beğenimin derecesi artmıştır fakat her yönden Sema Kaygusuz ile tanışmış olduğum için çok mutluyum.
Barbarın Kahkahası bize bir motelde yaz tatillerini geçiren aileler, çiftler ve çalışanlar üzerinden memleket tablosu çiziyor. Küçük bir problem sonrası motel halkında meydana gelen huzursuzluklar keyiflerin kaçmasına vesile olurken demokratik bir şekilde herkesin söz söyleme hakkı doğuyor. Din, cinsiyet, eril düşünce, cinsel yönelim, aile, adalet, suç, tarih gibi konuların hepsine zaman ayırıyor. Sayfa aralarında kimi zaman kendimizi, kimi zaman nefret ettiklerimizi, kimi zaman ise sevdiklerimizi buluyoruz.
Sema Kaygusuz'un diğer kitaplarını okumak için pek çok sebep mevcut.
Daha kimsenin doğru dürüst değerlendirme yazamadığı kitaptır. Okura cinnet geçirtecek kadar sinir bozucu bir gerçekçiliği var. Homofobik, mizojenik,konformist olanlar kolay kolay beğenemez bu kitabı. Çok iddialı bir şey söylüyorum ama gerçekten öyle. İçimizdeki kötü huyları konuşturmuş yazar. Yüzleşmek kolay değil. Okurun suratına nanik yapıyor resmen. Karakterlerden kimse kimsenin üstüne çıkamıyor. Her karakter inanılmaz tanıdık. Tanıdık olmasa bile aşina. Hele bir Esrariler bölümü var, baş döndürüyor. Son zamanlarda okuduğum en iyi roman diyebilirim. Kitabın kurgusu çok sade, anlatım dili de. Yazar kendini saklamış sanki. Bütün romanı karakterlerin arasındaki söyleşiye bırakmış. Dört farklı feminist görüşü gözümüze sokmadan romana yerleştirmiş. Av meselesi de ilginç. Bu kitabı etrafımda okuyan herkes sevdi. Ama anladı mı ondan emin değilim. Kitabı mutlaka iki kez okumak gerek.İkinci okumada daha da güzelleşiyor.
Kaygusuz'a aşina olanlar onun şeyleri; kalp sökmeden, apaçık okuyucunun önüne sermeden anlattığını bilir. Barbarın Kahkahası'da bunun en iyi örneklerinden biri. Hem dile hakim hem de kurgulama konusunda gelenekselleşmiş ayrıtılamalara girmeye gerek duymamış.
Hem kısa, hem vurucu, hem sorgulayıcı bir kitap olmuş. Şebnem Ferah'ın Sezen Aksu'nun Masum Değiliz'i için "Herkesin kendi masumiyetini sorgulamasını sağlayan bir uyarıdır bence." diye bir sözü vardır. Bence de bu kitap herkesin kendi masumiyetini sorgulaması için bir uyarıdır.
Yazarın yayınlanmış üç romanını da okudum. Barbarın Kahkahası, üçüncü ve en farklı romanı.
Her üç romanında da ortak özellikler bulunuyor. Benim çok etkilendiğim ve Sema Kaygusuz’un kendine has bir dil oluşturmasını sağlayan bu özellikleri şöyle sıralayabilirim; mümkün olduğunca zamansız ve mekansız, çok katmanlı metinler olması, çoğu zaman isimsiz kahramanlarla yazması, bolca metafor ve alegori ile yazması, tarihi, mitolojik ve mistik karakterler ve olayları romanlarına ustalıkla monte etmesi, doğa ve insan ilişkisinin değerini özenle işlemesi, cinsiyet ayrımcılığına meydan okuması, destansı ve şiirsel bir dil kullanması, olayların değil, duyguların romanını yazması ve hiç bir çalışmasında, fazladan bir kelimeye dahi yer vermemesi, tüm cümlelerin rafine olması, inanılmaz bir kelime zenginliği ve saklı, dahice öğelerle donatılması.
Bu romanının diğer romanlarından en önemli farkı; muhteşem diyaloglarla yazılmış olması. Bunun dışında, diğer tüm özellikleri taşıyor. Romanın geçtiği mekan, bir motel ve karakterleri, bu motelde tatil yapan orta sınıf tatilciler ve motel çalışanlar. Ülkemizin karakteristik özelliklere sahip bireylerini temsil eden karakterlerin diyalogları harika. Bir çoğu tanıdık gelecek.
Roman, mükemmel kurgusu ve harika dili ile akıcı bir anlatım. Saklı, dahice öğeleri keşfetme mutluluğunu yaşayacaksınız.
Sema Kaygusuz'un Yunus Nadi Roman Ödülüne layık görülen, 2015 yılında çıkan şahane romanıyla karşınızdayım.
Öncelikle net bir şekilde söylemliyim ki, hiç yazarla tanışmadıysanız bu kitap biçilmiş kaftan! Zira yazarımız bu kitabıyla adeta kendini inkar etmiş mi desem, yeni bir stil denemiş mi desem bilemiyorum ama sanki diğer kitaplarında yarattığı o hissiyatından uzaktı.
Normal şartlarda adeta büyülü bilinmez bir ortam ve anlatımı vardır fakat bu kitabında olaylar ve karakterlerin dökümü çok net. O kadar net ki girizgahsız ilk satırlarda olayın göbeğinde yerinizi alıyorsunuz. Bununla birlikte aslında bunların hepsi adeta birer metafor,adeta bir perde, ardında anlatmak istediği, bahsettiği şeylerin bir yansıması gibi.
Okunması ne kadar kolaysa anlaması ve irdelenmesi bir o kadar zor bir kitap. Karakterlerin bolluğu da bi yerde zor gibi dursa da dediğim gibi karakterler saf olarak kendileri olsa hiç de zor değil ama onlar anlatılmak istenenlerin bir gölgesi olduğu için acaba bu karakter bana neyin habercisi derken yoruluyorsunuz.
Bence son dönem, ülkemiz özelinde tüm dünyanın aldığı hallere güzel bir katman katman anlatımla değinmiş.
Kaygusuz'un kalemiyle tanışmaya bire bir kitaba şans verin diyorum.
"Bu toprağın sırlarında alçaklık var. Sadece hakikati sussam bir derece, bir de üstüne hıncımı susuyorum ben. Bizim sırlarımızda hikmetli söz, ruhu incelten ezgiler yok. Bizim sırlarımız asitlidir. Kökünden kurutur ağaçları. Utanç fışkırır topraktan. Bırak büyülenmeyi, dinlemeye tahammül edemezler. Ahlaksızca inkar ederler. Kanıt göstersek de inanmazlar. Sen daha cümleni bitirmeden zalimleşirler. Şuursuzca öyle bir şey olmuş olamaz derler. Namertlik kaldığı yerden devam eder. Bugün sırdaşlık nedir biliyor musun? Saklanmaktır. İçin için delirdiğini herkesten saklamaktır. Gördüğün kabusu anlatmamaktır. Tırnağın kadar güvenmediğin puştlarla iç içe yaşamaktır."
"Ben de kilitliyim Selçuk. Mutsuzluk çok kötü kitliyor adamı. Müslüman mutsuzluğu diye bir şey var biliyor musun? Kafanın içindeki dünyayla dışındaki dünya birbirine uymuyor."
"En büyük meziyetin dağılıp tekrar şekil almak. Bütün dertlerini son kullanma tarihini doldurmadan tüketiyorsun. Ateşte erisen, başka şekil alırsın. Kendini kullanma kılavuzun var senin. Daha ne istiyorsun? Al tepe tepe çalıştır, bozulunca söker yenisini yaparsın.Ama ben bildiğin lastik top gibi bir şeyim. Duvardan seke seke yere düşerim, suya atlar yüzeye çıkarım. Her yere zıplar, aynı biçim geri dönerim. Sen şimdi bu topu alıp uçan balon falan yapmaya kalkıyorsun. Hayatta en illet olduğun şey, tekrar etmek. Eh niye beni tekrarlayıp duruyorsun canımın iç! Yoksa bende sana ait bir şey mi var? Hı?"
"Mükemmeli bir kenara koyup has olmaya gayret etmeli."
"Yedi yaşımıza kadar sahih sorular sorar, daha sonra alelade cevaplar bekleyen yetişkinler olarak emmeye devam ederiz."
"Hayatın kıymetini bilen insan, kesinlikle erotik bir hayvandır."
İlk kez okuduğum Sema Kaygusuz'un üslubunu çok sevdim. Yazlık bir moteldeki karakterlerle Türkiye panoraması çıkarırken cinsiyetçiliğe, homofobiye, kafayı kuma gömen tarih anlayışına, ikiyüzlü gelenekçiliğe, dine bakış açısına, ırkçılığa ve ırkçılığın gündelik hayattaki hallerine karşı sözünü sakınmıyor. Her bölümde farklı bir karakterin bakış açısını sunarken bu karakterleri asıl söylemek istediklerini dile getirmek için yarattığı izlenimi verdiği de düşünülebilir fakat bunu üstünkörü yapmamış. Bazı karakterlerin söylevlerinin mizahi bir tavırla aktarılmasını da sevdim. Yazarın diğer kitaplarını da merak etmek için güzel bir başlangıç oldu benim için.
Kısacık kitapta birçok sosyal konuya değinilmiş. Oldukça güncel bir kitap. Özellikle 'esrariler' ve 'eteklerini sürüyen bızır' bölümleri beni benden almıştır.
Merak ettiğim yazarlarla tanışmak için genelde son kitaplarını tercih etmem ama Sema Kaygusuz'la böyle denk geldik. Yazım tarzını hem felsefi hem de şairane buldum. Kitabı da genel olarak beğendim, provokatif bir tarzı var. Toplumsal normlar üzerine düşünmeyenler için zorlayıcı ve bir o kadar da verimli olacağını tahmin ediyorum. kitapla ilgili ufak bir eleştirim var, çok karakter ile dar alan ve zamandan oluşmasına rağmen karakterler yazım dilinde tam ayrışmamıştı. karakterlerin ismini kitaptan çıkarsanız birkaç karakter haricindeki herkesin aynı insan olduğunu düşünürsünüz, ki aslında yazar üçüncü tekil şahıs olarak kitapta var. yazılan diyaloglardan karakterleri takip ediyorsunuz, buna rağmen iyi bir ayrışma olmaması biraz kitabı zayıf bırakmış. Kitaptaki karakterlerin tamamen alegorik bir anlatımın parçası olması, demografik olarak "belirli" tiplerin olması gerekliliği kitabı kurtardı benim açımdan. yazarın esas odağı karakter değil hep birlikte yaşadıkları deneyimdi. ufak eleştiri diyip bir araba laf ettim, Sema hanımın diğer kitaplarına bakmak isterim diyip konuyu kapatayım.
Neredeyse hiçbir karaktere dahil olamiyoruz hikaye boyunca. Ya da tüm karakterlerde Sema Kaygusuz'u görüyoruz. Kaygusuz'un en özensiz kitabi diyebilirim bu yüzden. Vurucu cümleleri, okura vay be dedirten bölümleri metnin düz duvarinda asili neon lambalari gibi. Sanki o duvar, isigin asilmasi için insa edilmis gibi. Bu yüzden 3.
Sema Kaygusuz'u ilk okuyuşum ama galiba bu açıdan biraz talihsiz bir başlangıç oldu. Kitapta sayısız havalı cümle var ama hikaye ve karakter tahlili yok denecek kadar az. Düğün pastası gibi, dışı süslü, içi tatsız. Maalesef süslü cümlelerle bezenmiş bir metinden ibaret. Diğer kitaplarına bakacağız artık.
Müthiş etkilendim. Emin Alper'in Tepenin Ardı adlı filmiyle paralellikler kurduğum yerler oldu. İfşaat kısmında ise darmadağın oldum. Kalemine sağlık Sema Kaygusuz.
Neredeyse hepsi ayrı bir tema olarak işlenen karakterlerle, kimi yerde abartılı kimi yerde sade bir anlatım dili olan yamalı bohça gibi bir kitap. Hele başlarda keçilerden yola çıkan düşünce akışı beni benden aldı;
yeni bir dibe ayak basar gibi özün içindeki özün dış çeperini yararak kendini yavruluyor, kendini keçiye bölüyordu.
ya da
...şeylerin şeylerden farkıyla bir daha kendi sıfatlarına kavuşan, imgelemde kendi ipliğiyle kendini ören bir hafızaya seriliyordu.
Yazar aslında yetenekli ve dert ettiği konular da önemli. Fakat bazı yerlerde çok zorlamış. Sonuç itibariyle anlatım tarzı benim zevkime uygun değil.
Roman hem kısa hem karakter sayısı çok fazla olunca kimin kim olduğunu yeterince anlayamıyor, karakterleri tanıyamıyorsunuz. Bu da ister istemez bazı şeylerin havada kalmasına ve okuyucunun özdeşleşecek ya da anlama çabasına girecek karakter bulamamasına sebep oluyor. Bir de bazı karakterlerin diyalogları inandırıcılıktan çok uzak. Bu bir roman, bizler gerçek değiliz diye bağırıyorlar.
Her satırı, üzerinde tekrar tekrar düşünülesi akıcı, vurucu ve edebi bir anlatı. Sema Kaygusuz çağdaş Türk edebiyatının umut ışığı, kazancı... Çok değerli bir bakış ve anlatıcı. Bravo.
Her bir bölümü kısa öykü şeklinde okunup hayran bıraktıracak nitelikte olmasına rağmen merak ettiren kurgusuyla soluksuz okunan bir roman haline gelmiş.Bir motel ekseninde ülkenin röntgenini çekerken insanoğlunun kötülüğünden, ikili ilişkilerde bireylerin yaşadığı savaşlardan, homofobiden, tanrı inancına kadar farklı konulara değinen dil ve anlatım biçimi kusursuza yakın bir kitap.
"İnsanın yiyeceği hayvanı avlaması bence bir badiredir. Bir bedel ödüyorsun. Kanın içinden geçiyorsun.Hayvana şükran duymayı öğreniyorsun. Bir süre sustuktan sonra -O gün için vasiyet ettim- diye devam etti. Bu kısmında sesi kararlıydı. Şu ülkenin üç denizinde tadına bakmadığım balık kalmadı. Hepsinin benden alacağı var. Ölünce ayağıma taş bağlayıp Akdeniz'in ortasına atsınlar beni. Balıklar didik didik bir saat içinde bitirirler herhalde. İskeletim yosun bağlar, kellemin içinde kedi balıkları yumurta bırakır.Bundan daha güzel bir mezar düşünemiyorum."
Öyküleriyle tanıdığım Sema Kaygusuz kalemini, anlatım biçimini çok sevdiğim yazarlardan biri. Bu kısa romanda da barbarı gösteriyor bize. Rahat okunan, içinizi acıtmadan toplumsal yaralarımızı ortaya döken bir hikaye. Bir motelde yaz tatillerini geçirmekte olan farklı sınıflardan insanların hikayesi. Faili belirsiz çok basit bir olay etrafında dönen, cinsellik, cinsiyet ayrımı, sınıf meselesi, din baskısı, iktidar zorbalığı gibi konuları sade ama derin bir dille anlatan harika bir roman.
2.5 tan 3. kitabın sonunu anlayamadım sanırım. sonlar da beni etkiliyor malesef. toplumda çok sık rastladığımız karakterleri yazlık bir pansiyona toplamış yazar. kalabalık aileler, çekirdek aileler, sevgililer, yalnızlar, çocuklar, çalışanlar hepsi var. kitap gayet basit bir dille anlatılmış ve hemen bitiverecekmiş gibi başlıyor. fakat karakter analizleri gerçekten harika ve düşündürücü. başa dönüp dönüp okumak durumunda kalıyorsunuz. tatil müddetince kendilerine yaşama alanı olarak iskeleyi seçen melih ve ismailin diyaloglarına bayıldım. karşılıklı yaptıkları tahliller müthişti bence. bir de simin karakterinin kendi not defterine yazdığını düşündüren kısımları çok sevdim. yaşını almanın verdiği tecrübenin rahatlığı, kendiyle barışıklığı ve öğüt verircesine kendiyle konuşmalarını çok sevdim.aslında bütün karakterler enteresan ama çocuklarla ilgili olan kısımlar bana çok şey ifade etmedi, anlamlı gelmedi nedense. yorumlara baktığımda yazarın bu kitapta farklı bir usul seçtiğini okudum. sanırım başka kitaplarını da okumalıyım.
This entire review has been hidden because of spoilers.
Probabilmente sarà anche geniale, feroce, eversivo, sicuramente quel getto provocatore di urina che un giorno, all’improvviso, imbratta tutta ma proprio rotta la biancheria dei villeggianti del ‘Colomba blu’ una poderosa metafora che sottende attacchi ben più cruenti e contemporanei ma...
a me questa lettura ha irritato dall’inizio alla fine.
Provocandomi un doppio dispiacere, perché se da un lato avevo puntato alto per il mio primo assaggio di narrativa turca, dall’altro avevo letto cose splendide delle edizioni Voland. All’editore darò altre chances, alla Kaygusuz, no Maria, io esco.
On numara beş yıldız, öncelikle bunu belirtmeliyim. Bir grup insanın tatil için geldikleri otelde yaşadıkları üzerine kitap. Bu insanlar Türkiye'nin adeta bir prototipi. Her kesimden ve her seviyeden insan var. Bir fikir üzerine karşı tarafın ne düşündüğünü merak ettiğiniz ama soramadığınız durumlar varsa cevabını burada bulabilirsiniz. İftiraya kimlerin kolayca maruz kalabileceği, kadın hakları, dindar insan çıkmazı gibi konuları satırlarına kilim gibi dokumuş yazar. Bir de otelde limonata kutusuna çişini yapan birisi vardı ki sormayın gitsin. Şiddetle tavsiye ederim. İyi okumalar dilerim.
güzel başlamış, başarılı bir dil ve anlatım. bu kadar. bu kitap neden yazılmış anlamadım. sema kaygusuz kitabı yazarken belli bir noktadan sonra sıkılmış, nereye bağlayacağını bilememiş ve hadi artık bitsin de kurtulayım, demiş gibi sanki. bazı bölümler sıkı bir öykü kıvamında. parlayan cümleler, betimlemeler, durum tespitleri yok değil. ama roman bütünlüğü olarak başarılı bulmadım ne yazık ki... sema kaygusuz keşke öykü yazsa yeniden.
Türk toplumunun her kesimini yansıtan, farklı toplumsal grupların birbiriyle olan kavgasını ve birbirlerini küçümseyici tavırlarını ortaya çıkaran bir eserdi. Yalnızca bizim toplumumuza özgü olan davranışları içermesi ve bunları anlatması çok hoşuma gitti. (Dedenin torununu denize atarak, yüzme öğreteceğini düşünmesi gibi.) Yine de bazı diyalogların çok yapmacık durması ve fazla karakterli bir eser olması okumadan alınan zevki bir nebze düşürüyor.
Barbarın Kahkahası 'sidik' üzerine kurgulanmış bir kitap. Alt metinler inanılmaz çarpıcı. Bir motelde tatillerini geçiren insanların anlatılıyor kitapta. Yaşam biçimleri, ilişkileri, kendilerinden olmayanlara yaklaşımları, hayata bakışları. Söz konusu motel bir ülke aslında. Kitabı okurken barbarın uygarlıkla dalga geçen kahkahası çalınıyor kulağınıza. Çok severek okudum.
öyküleriyle tanıdığım sema kaygusuz'dan okuduğum ilk roman. nasıl, nasıl özlemişim dilini.
sema kaygusuz metni okumanın, toprak eşelemeye benzediğini düşündüm okurken. kazdıkça bir şey çıkıyor, kazdıkça bir şey çıkıyor. bir katmandan bir katmana geçmek veya buralarda birbirinden bağımsız şeyler bulmak gibi bir şey de değil ama bu anlatmak istediğim. çünkü romanın aynı anda çok fazla konuyla ilgilendiğini düşünenler olmuş sanırım. bilakis, metin, uğraşı belleyip mesele ettiklerinin aynı zihniyetin (metnin "insanlaşma" dediği belki) -belki ancak- farklı tezahürleri olduğunu belirtiyor gibi. dolayısıyla aslında çok şeyin değil, kendini besleyen ve tetikleyen aynı insanlık tarihinin etrafında dönüyoruz.
bu eşeleme ve kazı işleri okuru da işaretliyor tabii, ve hatta alıp onu metnin ortasına atıyor. (okurla, bu mesafeden, yine de böyle bir yakınlık kurmak, nasıl desem, takdire şayan). elimizde kendini doğuran ve her taneciğiyle yine kendine işaret eden yekpâre bir toprak var. ne kadarının parçasıyız, ne kadarını eşelemeyi yüreğimiz kaldıracak? veya, tırnak içlerimizde birikenler, bize "[b]ulaşarak çoğal[anlar]", yerimizi, yönümüzü ve rolümüzü sorgulatmaya ve gerekirse değiştirmeye yetecek mi?
La risata del barbaro di Sema Kaygusuz (Volad) è un romanzo originale e spiazzante. Prima scrittrice turca che leggo e sono rimasta molto colpita dalla penna dell'autrice anche se all'inizio sono rimasta un po' spiazzata.
I capitoli de La risata del barbaro potrebbero assomigliano a dei racconti. Protagonista la Turchia ma in realtà ognuno di noi può riconoscersi nei ritratti di Kaygusuz perché con feroce ironia mette a nudo un genere di persone: le deride e forse le compatisce anche.
L'hotel è abitato da diversi turisti, c'è la classica famiglia chiassosa e insopportabile, c'è una coppia una giovane e innamorata, ci sono anziani, personaggi strambi e ovviamente il personale dell'hotel. La tranquillità del Colomba Blu, sulle rive del Mar Egeo, viene rotta da una pioggia di urina. Qualcuno nella notte ha fatto pipì su tutta la biancheria della struttura.
All'inizio i sospetti ricadono su uno degli ospiti sorpreso ad orinare in mare ma via via che le pagine scorrono, cambiano i sospettati. Forse il giardiniere, forse altri ospiti, forse... l'unica certezza è che gli ospiti non scegliono di andarsene ma rimangono nell'hotel e cercano di sfruttare al massimo la situazione. RECENSIONE COMPLETA: www.lalettricecontrocorrente.it