Vincent de Gaulejag bu kitabında işletme hastalığı derken, insanın geride sadece daha çok kazanma arzusu kalacak şekilde diğer tüm arzularından arınarak, işletmede yönetilecek bir ''faktör'' haline gelmesini kastediyor. İnsan yaşamının tek amacı sadece daha iyi standartlara sahip olmak, çocuğunu yetiştirirken gözettiği tek değer onun da ''daha iyi bir yaşam''a sahip olması... Fakat daha iyi standartlar veya daha iyi bir yaşam hiçbir şekilde insani değerlerle örtüşmüyor. Mutluluk, hayatından memnun olmak kavramlarının yerine; mutlu olmak için daha çok para harcayabilmek ve bulunduğu konumdan memnun olmak geçiyor. Ama ne kadar para harcasak da mutlu olamıyor ve ne kadar yükselsek de en yüksek konuma sahip olamıyoruz. Hiçbir zaman gerçekten kafamız rahat boş hülyalara balamıyoruz. Hayatımız kısır bir döngünün içinde dönüp gidiyor ve çalışmak ve para kazanmak en büyük kaygımız olduğu sürece bu şekilde bir hayatı arzulayan bizler oluyoruz. işsizlik en çok korktuğumuz şey, boş zamana tahammül edemiyoruz, her boş anımızı mutlaka ''faydalı'' bir etkinlikle doldurmak zorundayız. Yaptığımız her şey ileride bize fayda sağlamalı, faydasız etkinliğin anlamı da yok. Hele boş boş gezen insanlara hiç tahammülmüz yok.
Kitabı olmasa da yorumumu okuyan sizlerden tek beklentim bütün ideolojileri ve fikirleri unutup sadece yaşadığımız hayat üzerine düşünmeniz. Mecbur bırakıldığımız durumlar bir süre sonra kendi kaygılarımız haline gelmiş durumda ve bu kaygılardan kurtulmanın tek yolu durumun farkında varmak. İş hayatına giriyorsak orada tutunmak için çoğunlukla saçma sapan durumları kabullenmek zorunda kalıyoruz. İş hayatını kabul etmeyip dışarıda kalmayı tercih edersek parasızlıktan dolayı izole yaşamak durumunda kalıyoruz. Başarılı olmayı sadece bize para kazandırıyorsa hak ediyoruz. Bunun dışında bize para kazandırmıyorsa yaptığın güzel şeylerin pek bir kıymeti olmuyor, değersiz hissediyoruz. İstediğin şeyi yaparak ''değersiz'' bir hayat yaşamak ya da boyun eğip vazgeçmek? Kitap bu ik ucun arasında sıkışmış insanı ve o insanı ve insaı bu hale getiren İşletme Hastalığına Tutulmuş Toplum'u analiz ediyor.
Ben çalışmayı reddedip alternatif bir yaşam kurmaya çalıştığım için sürekli şunu duyuyorum; ''Çalış, hayatının bir anlamı olsun.'' Ne zaman çalışmak hayata anlam kazandırmanın tek yolu haline geldi.Sizden istediğim sadece ve sadece şu, neyi gerçekten istiyoruz, n eye mecbur olduğumuz için onu istiyormuş gibi yaşıyoruz? Paraya ve onun hiçbir gerçekliği olmayan değerine neden mecburuz ya da neden ona mecbur hissediyoruz? Bu tarz yaşamanın alternatifi nedir? Alternatifimiz bize göre bir ütopyaysa bu ütopyayı nasıl gerçeğe çevirebiliriz ya da kendi hayatımızda bu ütopyayı nasıl gerçeğe yaklaştırabilirz?
Kitaptan bir alıntı;
Zeka, demiş Francis Scott Fitzgerald, işleyişine ara vermeksizin aynı anda iki çelişkili fikre odaklanmaktan ibaret değil midir? Örneğin, vaziyetin umutsuz olduğunu anlayabilmeli, bununla birlikte bunu değiştirmeye kararlı olabilmeliyiz.