Şiirsel bir içsel yolculuk, kimi zaman hakikate giden yolculuk düşlerle hiçliğe hiçbir yere doğru giderken vazgeçilenlerle mümkün olan keşifler...
O kadar güzel ifade edilmiş ki...
Romanı, bir psikanalistin yazmış olmasını ve tabii Oidipus'un hikayesinin psikanalitik kurama kattığı zenginliği ve ivmeyi birlikte düşündüğümde, okuduklarım bir analitik yolculuk tadı da verdi. Şiiri hiç eksilmeyen, entellektüel yavanlığa düşmeyen çok güzel bir yol ve yolculuk öyküsü. Yolun içinde geri dönüşler, geleceğe dair öngörüler, geçmişin yeniden anlamlandırılması ve nicesi var... Bu yolun, yolculuğun toplayıcısı olmayı seçtim, çünkü çok güzeldi.
"Nereye gideceksin?" Korkunç bir sesle haykırıyor:" Hiçbir yere! Neresi olursa, Thebai'nin dışı olsun da!"
-Nereye gitmek istiyor?
Bilmiyor, kimi zaman nereye olursa olsun diyor, kimi zamansa hiçbir yere, ama yürüyor, bütün gün yürüyor. Hep dosdoğru.
-Hiçbir yere gitmek istemiyor ve gene de yürüyorsa, iyidir"
...
"Bir gece Oidipus düşünde çok mutlu olduğunu görüyor ama uyandığında her şey silinmiş...Çalmaya cesaret edemediği bir kapı var. İleri yaşta bir kadın açıyor kapıyı...
Kahinler ve bilici kadınlar ona gülmüşlerdi. Ona Thebai krallığını ve gözlerini kaybettirdiler ama bu kahin kadının kendisini yanıltmak istemediğinden emin. Tersine, ona kendi evinin kapısını açıyor.
Elleri işlemez oluyor, çünkü ruhu ellerinden uzaklaşıp düşündeki kapıdan geçerek denize dalıyor. Denizin enginliğine, tekdüzeliğine ve yakıcı tuzuna. Belki de, gözleri görürken tanımamıştı onu. Bugün içinde bir şeyler açılmaya başlıyor; bazen o şey bütünüyle orada, Oidipus'un kendi içinde kaybolmasını ya da tükenip gitmesini arzu ediyor...
"Ağlama" diyor Antigone, "istersen gene gidebilirsin. Ama artık o kadar uzağa değil, o kadar uzun zaman için olmaz. Bu dehşet verici mutluluk içinde blzsiz, hiç kimsesiz olmaz. Anlıyor musun?"
Heyhat, anlıyor. Üzüntüyle, nedeni belirsiz bir rahatlamayla yeniden ağırlaşmış, kör ve karanlık bir halde yeniden buluyor kendini. Bulunduğu yerde, yollarda.
Düşündeki kayanın içinde büyük bir dalgayı kırmak için tekneyi ve kürekçileri yalıyara oyar Oidipus. Kendi evinin kapısından girdiğinde sonsuzda kaybolmak yerine kahin ve bilici yerine kendi içbakışını, düşlerini takip eder.
"Klios bu dalgaya karşı durulabileceğine inanmıyor. "Bizden ne istediğini anlamak için"diyor Oidipus, "yalıyarı işlememiz gerek."
"İnsan kendini bırakmalı, ona bırakmalı" O zaman ikisi de anlıyor ki dalga var. Yaşamlarına hoyratça girdi, altına aldı onları, daha da alacak belki de, ama bu onların canlı olmasını engellemiyor.
... Yontuya devam ederken, bir yandan da tıpkı dalga gibi kendisinden sonsuz derecede güçlü olan Sfenks'i düşünüyor Oidipus. Onu alt etmek için onun gücünden yararlanmıştı... Dalgalar gibi silinip gitmişti Sfenks. Bunun kendi eseri olduğuna inanmış, zaferi, kraliçeyi, krallığı kabul etmişti, ama çoktandır önünde kabarmaya başlayan çok daha yüksek bir dalganın kabararak onu yutmaya geldiğini görememişti. Teknedeki adamlar kendisi gibi olmayacaklar, bu dalganın tek olmadığını, onu alt etmenin yetmeyeceğini ve limana ulaşıncaya kadar tüm fırtınaya ve onun getirdiği peş peşe dalgalara göğüs germek gerektiğini bilecekler.
Antigone dümencinin yüzünü yaparken bakışı yapmaktan korkar, çünkü onu göremez.
Oidipus:"Artık bakış yoksa,"diyor, "o zaman biz de onu gösterebiliriz demektir"... Antigone bu cümleyi içinden tekrarlayıp durur. Kız Oidious'a yaklaşıyor, sarılıyor, gözlerini babasının gözlerine sürterek körleştiriyor kendini. Artık Oidipus'un bir bakışı olmadığı bir gerçek... ama bu cümleyle hatırlatıyor Oidipus ona, belki şimdi bakıştan da fazlası var. Nasıl oldu da düşünemedi bunu? Artık bakış yok ama, babasının gözlerinin üzerindeki çatkıyı gösterebilir, artık, tekneyi yürüten kişi gözleri görmeyen bu dev adam olduğuna göre, yokluğu ve olanca varlığı içindeki o iç bakışı gösterebilecek şu çatkı var.
....Oidipus'un içinde düşlerinin peşinden yalıyarı işlemesiyle daha derin bir içgörü kabul ve babasının yasını tutarken suçluluğuyla da yüzleştikçe kendine babasından babasoyundan bir yeteneğini keşfeder: şarkı söylemek, ozanlık.
"Oidipus'un sesi, sanıldığı gibi buyurmak ya da bilmeceler çözmek için yaratılmamış. Antigone ve onu dinleyen herkes bu sesin başından beri hep şarkı söylemek için yaratıldığını fark ediyor şaşkınlık ve sevinçle.
...
Şarkılarındaki ses kendisininkinden daha geniş, daha zengin, daha aydınlatıcı ama bir o kadar da karanlık. Tıpkı İokaste'nin gizemli gülümsemesiyle yıllar ötesinden onu çağıran ve kendisine döndüren sesi gibi. Bellekte yitip gitmiş hazineleri canlandırıyor, aklın işleyişini ve esinlerinş ateşliyor ama insana kendini bütünüyle bu sese bırakacak kadar güç ve zaman bahşedilmemiş. Kendini zamanın evine yerleştirmek, insan ölçüsünde ya da ölçüsüzlüğünde olan şey her neyse onu öteki dünyadan ayırmak için yazının sınırlarına ihtiyacı var belki de.
... Diotime şaşkınlıkla Oidipus'un yazdıklarını okuyor. Şöyle diyor: Antigone, Larissa ve ben uzun zamandır yazı yazıyoruz ama yazdıklarımızın hepsi sözle ifade edilebilecek şeylerdi. Oidipus ise dile getirilemeyen şeyler yazıyor. Belki de yazı sözden daha insani bir şey olacak."
...
Neden bu kadar uzun bir yol katetmeleri gerektiğini bilmiyorlar. Bu bilgisizlik içinde pişiyorlar, güçleniyorlar. Antigone: Görünmeyen bir yoldan gidiyoruz, bizi o sürüklüyor. Yanıtlıyor Oidipus:
Bana yol gösteren ayaklarım yaralı ayaklarım. Eskiden bilmiyordum, şimdi biliyorum ama ayaklarımın nereye gittiklerini bilmiyorum"
...Grek ülkesinde çok rastlanan patikalar gibi bir yol işte. Asla aceleci olmayan, sonsuza kadar kıvrıla kıvrıla giden ve asla nereye varacağını söylemeyen bir yol."
"Belki yol kayboldu, ama Oidipus hâlâ yollarda, hep yollarda."