İçtimai hayattaki karmaşa ve siyasal sorunlara rağmen bilim ve düşünce hayatında en verimli asırlardan birisidir 13. asır! İbnü’l-Arabî ve Sadreddin Konevî’yle gelişen tasavvuf anlayışı, yeni dönem bilim ve düşünce hayatının izlerini taşır. Bununla birlikte her iki düşünür söz konusu dönemi tasavvuf ve bütün İslam mirası için ‘altın dönem’ kabul eder. Bunların ardından ise -herhangi bir olgunluk evresinin ardından bekleneceği üzere- şarihler dönemi gelmiş, kendilerinden önce yazılmış eserler ve ortaya çıkan düşünceler tartışılmış ve şerh edilmiştir. Bu itibarla 13. asır sonraki asırlar için bir kaynak asrı olarak tarihteki yerini almıştır.
Rize-İkizdere’de doğmuş. 1988’de, Üsküdar İmam Hatip Lisesi, 1993 yılında Marmara Ü. İlahiyat Fakültesinden mezun oldu. 1993’te M. Ü. S. B. Enstitüsünde Tasavvuf alanında yüksek lisansa başladı ve aynı yıl Enstitütü’ye araştırma görevlisi olarak atandı. 1995’te Abdullah İlahi’nin Keşfü’l-Varidat’ı adlı teziyle yüksek lisansını tamamladı. 2003’te aynı enstitüde Sadreddin Konevi’de Marifet ve Vücûd adlı teziyle tasavvuf doktoru oldu.
Halen çalışmalarını ağırlıklı olarak iki alanda sürdürmektedir: Birincisi Konevi şarihleri ikincisi ise İbnü’l-Arabî. Ekrem Demirli’nin Sadreddin Konevî, Abdürrezzak Kaşani, İbn Sina ve İbnü’l-Arabî’den çevirileri, dergilerde yayınlanmış makaleleri ve ulusal ve uluslar arası sempozyumlarda sunulmuş tebliğleri bulunmaktadır.