"Bir adım: Bir genç kız bekarlar köşesine doğru ilerler ve aralarından birini dansa davet eder. Delikanlı direnir, çekingen ama hoşnuttur. Biraz da yaşlıların tarım bayramında dans ederken yaptıkları gibi, beceriksizliğini ve kabalığını mahsus vurgulayarak şöyle bir tur atar ve arkadaşlarına göz kırpar. Dans bittiğinde oturacak ve bir daha dans etmeyecektir." Bourdieu bu üç makalesinde kırsal toplumda evlilik konusunu temel alarak bir bakıma Hüzünlü Dönenceler‘i tersten yazıyor: "İnsani şeyler söz konusu olduğunda, nesneyi tanımada kaydedilen ilerlemeler aynı zamanda tanımaya çalışan özneyi tanımamızı sağlayan ilerlemelerdir." Kültür tarihine yapılan bu katkı, Michel de Certeau‘nun yine "Cultura" dizisinden yayımlanan Gündelik Hayatın Keşfi adlı çalışmasıyla birlikte okuduğunda, sosyal bilimler kuramı ve uygulamalarında 60‘lardan günümüze kadar kaydedilen aşamaları ilginç çakışmalarla gözler önüne seriyor.
Bourdieu pioneered investigative frameworks and terminologies such as cultural, social, and symbolic capital, and the concepts of habitus, field or location, and symbolic violence to reveal the dynamics of power relations in social life. His work emphasized the role of practice and embodiment or forms in social dynamics and worldview construction, often in opposition to universalized Western philosophical traditions. He built upon the theories of Ludwig Wittgenstein, Maurice Merleau-Ponty, Edmund Husserl, Georges Canguilhem, Karl Marx, Gaston Bachelard, Max Weber, Émile Durkheim, Erwin Panofsky, and Marcel Mauss. A notable influence on Bourdieu was Blaise Pascal, after whom Bourdieu titled his Pascalian Meditations.
Bourdieu rejected the idea of the intellectual "prophet", or the "total intellectual", as embodied by Sartre. His best known book is Distinction: A Social Critique of the Judgment of Taste, in which he argues that judgments of taste are related to social position. His argument is put forward by an original combination of social theory and data from surveys, photographs and interviews, in an attempt to reconcile difficulties such as how to understand the subject within objective structures. In the process, he tried to reconcile the influences of both external social structures and subjective experience on the individual (see structure and agency).
This was a good description of cultural change and cultural identity and how the dominated classes come to see themselves in the images of those who dominate them.
Bourdieu'nün Cezayir'de gerçekleştirdiği antropolojik çalışmanın bir benzerini kendi memleketine evlilik pratikleri üzerinden uyarlaması. Kırsal ekonominin girdiği ekonomik kriz - daha doğrusu ekonomik gelişme sonucunda kırın kente yenilmesi - neticesinde kırsaldaki evlilik süreçlerinin geleneksel işleyişinin de bozulmasını gözlemliyor burada Bourdieu. Açık bir referans olarak göstermese de Bourdieu, Elias'ın "Uygarlık Süreci"nde tarih boyunca siyasal iktidarın merkezileşmesine paralel olarak adab-ı muaşeret kaidelerinin de yerel/yalıtılmış olmaktan çıkarak iktidar merkezlerinden yayılan tek tip bir mantığa uymasına benzer bir "süreç" gözlemliyor - kent kültürünün kırsal alana yavaş yavaş sızması ve ele geçirmesi (dansıyla, giyimiyle, beden yönetimiyle ve evliliğiyle). Fakat Elias'ın "uygarlaşma" olarak okuduğu bu gidişat Bourdieu için (Cezayir tecrübesinin de etkisiyle) bir tür işgal; köylünün "aşağı" bir konuma itildiği, adeta ırkçı bir hegemonyaya maruz kalarak kendine bile yabancılaştığı bir kolonizasyon süreci bu (Bourdieu bu değerlendirmeyi yaptığı final bölümünde - yine açık referans göstermese de - epey Fanonvari bir pozisyon alıyor).
Çalışmanın en problemli yanıysa cinsiyet boyutu. Taşranın trajedisinin "erkek bekarlığı"nda somutlaşmasına odaklanan Bourdieu adeta kadınları suçlayıcı bir tona sahip ("kent kırsalın soyunu köylü genç kızları baştan çıkararak kurutuyor" misali bir okumayla karşı karşıya kalıyoruz). Bu noktada mevzubahis krizin kadınlar için nasıl deneyimlendiği sorusunun cevabını alamıyoruz, zira kadınlar açısından sürecin bambaşka şeyler ifade edebileceği yönünde en ufak bir bilinç emaresi Bourdieu'de bulunmuyor - öyle ki araştırma sırasında görüştüğü insanların listesini sunduğu kısımda yaş, köy, meslek vb. onca bilgi varken cinsiyet bilgilerini verme gereği dahi duymamış (muhtemelen - metinden anladığımız kadarıyla - herhangi bir kadınla da görüşmemiş).
Dolayısıyla cinsiyet açısından problemli fakat dünyanın her yerinde benzer şekilde deneyimlenen bir modernleşme probleminin kayda geçirilmesi açısından önemli bir çalışma.
Modern öncesi köylülük mefhumunun evlilik müessesesi üzerinden soykütüksel bir çalışması ortaya konulmuş... Değişen sosyal, ekonomik ve kültürel şablon içerisinde köylülük metni ile bekarlık metni arasındaki ilişki irdeleniyor... Pierre Bourdieu bir harika...