Anı yazmak; kendini ayıklamak, kendini temize çekmek, kendini ciltlemek, tortuya hayat vermektir. Bu kadar da değil: Eskiden, ince kabukları altında, sulu, etliyken yıllar içinde posalaşmış kocaman bir üzüm salkımını, belleğin değirmeninde eze eze elde ettiğimiz damlalardan yarım bardak şarap çıkartmak, dalgın, özlemsel, kendi tadını yudumlamak, kendi tadıyla sarhoş olmak gibi bir şey.
Okurların severek okuduğu, pek çok ödüle değer görülmüş roman ve öykülerin yazarı Yiğit Okur'dan bu kez bir anılar kitabı… 1939'daki büyük Erzincan Depremi'yle başlıyor Okur'un anıları. Göçük altından çıkarılması, sonra savcı babasının atandığı İstanbul'a uzun, zorlu bir yolculuk… Sonra Galatasaray Lisesi ve Cenevre'de üstün başarılarla dolu hukuk eğitimi.Yaşama sıkı sıkıya bağlı, yaşadığı her zorluktan türlü dersler çıkaran, Türkiye'nin yakın tarihine tanıklık etmiş üretken bir aydının okumaya doyamayacağınız anıları var Buralardan Geçerken'de.
Yiğit Okur’s poems were published in the Varlık, Yenilik, and Mavi magazines in the 50's. In that period he also translated novels and plays by Ugo Betti, Jean Cocteau, Herman Wook and André Maurois into Turkish. His theatre reviews were published in the Yeni Sabah and Vatan newspapers. Okur was one of the founders of the Pocket Theatre, and for a while he also appeared on stage. He went to Geneva in 1958 to continue his studies in Law, and there he received Geneva University’s Law Award when he completed his doctorate at the faculty with a first class degree. Okur returned to Turkey in 1965 and started to work as a lawyer to continue the family tradition. During this period he was content with writing interviews and articles pertaining to his profession for various newspapers and magazines. After approximately forty years of silence, Yiğit Okur returned to the world of literature with his novel Hulki Bey ve Arkadaşları/Mr Hulki and His Friends.
Kütüphanede günlük, anı biyografi bölümünü karıştırırken buldum bu kitabı. Okuma planım içinde değildi; anlatılar, günlükler, otobiyografiler hep ilgi alanımda olduğu için bir plan dahilinde olması da gerekmiyor.
Yiğit Okur'a dair hiçbir bilgim yoktu. Hulki Bey ve Arkadaşları yazarı olarak tanıyordum. Gerçi o kitabı da okumadım(ve hatta bu kitabın yazarı olduğuna dair bilgim de net değildi, sonradan doğruladım) Neyse yorum saçma bir yere gitmeden anılar kendini okutuyor: Özellikle 1939 Erzincan Depremi(bu depremin bu kadar büyük bir deprem olduğunu bilmiyordum. İlgilenenler detaylarına bakabilir) Dede lakaplı dayısını anlattığı kısımlar, İstanbul'da Laleli'de Harikzedeler Sokağı'na taşınmaları, Galatasaray Lisesi'ni okuduğu dönemdeki anıları(O yıllar liseye sabahtan sıraya girerek kayıt olunurmuş), Hukuk bölümünün son sınıfı tamamladığı Cenevre'de bir kış tatilinde Amerikalı şair T.S. Eliot'la rondo yapması(halay gibi bir dans türü) gibi ilginç bölümler var. İlginç detaylardan biri; 1999 yılında, 65 yaşında ilk kitabını yayınlamış olması. Aslında daha önce şiirleri yayınlanıyor. Hatta şiirleri, Cahit Külebi'nin şiirleri ile bir dergide aynı sayfada yayınlanıyor ama tanınması roman, öykü gibi bir türe kayması ile olmuş. Bu kadar kısa bir süre içinde art arda kitaplar, öyküler yazmış ve 2016 yılında vefat etmiş. Edebiyat alanında gerçek bir late bloomer örneği. Diğer anılardan biri de 1950 yılında, Haldun Taner'le birlikte Burgazada'da Sait Faik Abasıyanık'ı ziyaret ettikleri bir bölüm var. Haldun Taner tam o sıralar ''Ne zaman yazacaksın, 40 yıl sonra mı?'' diye Okur'u tatlı şekilde zorbalar, yazmaya itekler. Yiğit Okur bu konuşma 40 yıl geçtikten sonra kitap yazmaya başlamış, yayınlamış ve arkadaşı olan Haldun Taner adına verilen öykü ödülünü kazanmıştır.
Dolu dolu bir yaşam , anı kitabından fazlası var . İçinde öykülerle bezenmiş canlı Türkiye tarihi ; keşke o yıllarda yaşasaymışız dedirten bir hikaye .