What do you think?


Üç Günlük Dünya Edebiyatı
8-9 Senedir Kendimi İyi Hissetmiyorum
“Başkasına ait bir memnuniyetin gölgesinde dinlenemezsiniz.”
Elinizdeki eser M.Ö 8000’lerde dilden dile anlatılan epik bir destan olabilirdi. O durumda tanrılar, kahramanlar, mucizeler ve büyük yıkımların öyküsünü okumayı bekleyebilirdiniz.
Aslında “8-9 Senedir Kendimi İyi Hissetmiyorum”da bunların hepsi var. Yalnızca olaylar günümüzde, belirsiz bir kentin belirsiz bir sokağında yer alan “Thunder & Shadows” isimli bir kahvehanede geçiyor. Kahramanları da Ekrem, Mustafa, Sezer, İsmet, Masis ve İkbal.
“Abi izin versen anlatacağım. Demem o ki önce şöyle düşündüm, acaba salonda bir hanım çalışsa çok şık gözükmez mi? Sonra dedim, tabii ki şahane bir şey olur. Arkasından aklıma bu arkadaşım geldi. Her türlü etnik yapıya ve inanca çok saygılı olan Thunder & Shadows’a siyahi bir hanım daha çok yakışır diye düşündüm.”
Dünyanın en saçma mekanında, birbirinden acıklı karakterler etrafında akıp giden bu hikaye bizi hem gülmekten dehşete düşürüyor hem de mikroskobik yaşamlarımıza dürüstçe bakmaya çağırıyor.
“En azından vicdanım rahat mı? Ben, en azından doğru olanı mı yaptım? Bu da yetmiyor değil mi? O zaman, yerimde kim olsa aynı şeyi mi yapardı? İnsanın kendisiyle aynı fikirde olamaması ne fena.”
Bütün enerjisini “iyi” ve “doğru” olanı yapmak için harcayan, ancak ifrata kaçıp büsbütün deliren ve en sonunda birbirinin içine lağımlar akıtan insanların dramını çok tanıdık bulacaksınız.
“Bir çoban gibi güdüyordum Mithat abinin hislerini. Onu erkenden uyandıran sıkıntıları, benim çok değerli koyunlarımdı sanki. Kız kardeşiyle ilgili kaygılarına kaval çalıyordum. Fazla üzüleceği bir konuya değerse dilim, hemen yolluyordum içimdeki sinsi köpeği. Hem onu kurtarıyordum hem de kendi köpekliğimi.”
Elinizdeki eser M.Ö 8000’lerde dilden dile anlatılan epik bir destan olabilirdi. O durumda tanrılar, kahramanlar, mucizeler ve büyük yıkımların öyküsünü okumayı bekleyebilirdiniz.
Aslında “8-9 Senedir Kendimi İyi Hissetmiyorum”da bunların hepsi var. Yalnızca olaylar günümüzde, belirsiz bir kentin belirsiz bir sokağında yer alan “Thunder & Shadows” isimli bir kahvehanede geçiyor. Kahramanları da Ekrem, Mustafa, Sezer, İsmet, Masis ve İkbal.
“Abi izin versen anlatacağım. Demem o ki önce şöyle düşündüm, acaba salonda bir hanım çalışsa çok şık gözükmez mi? Sonra dedim, tabii ki şahane bir şey olur. Arkasından aklıma bu arkadaşım geldi. Her türlü etnik yapıya ve inanca çok saygılı olan Thunder & Shadows’a siyahi bir hanım daha çok yakışır diye düşündüm.”
Dünyanın en saçma mekanında, birbirinden acıklı karakterler etrafında akıp giden bu hikaye bizi hem gülmekten dehşete düşürüyor hem de mikroskobik yaşamlarımıza dürüstçe bakmaya çağırıyor.
“En azından vicdanım rahat mı? Ben, en azından doğru olanı mı yaptım? Bu da yetmiyor değil mi? O zaman, yerimde kim olsa aynı şeyi mi yapardı? İnsanın kendisiyle aynı fikirde olamaması ne fena.”
Bütün enerjisini “iyi” ve “doğru” olanı yapmak için harcayan, ancak ifrata kaçıp büsbütün deliren ve en sonunda birbirinin içine lağımlar akıtan insanların dramını çok tanıdık bulacaksınız.
“Bir çoban gibi güdüyordum Mithat abinin hislerini. Onu erkenden uyandıran sıkıntıları, benim çok değerli koyunlarımdı sanki. Kız kardeşiyle ilgili kaygılarına kaval çalıyordum. Fazla üzüleceği bir konuya değerse dilim, hemen yolluyordum içimdeki sinsi köpeği. Hem onu kurtarıyordum hem de kendi köpekliğimi.”
- GenresFiction
284 pages, Paperback
Published May 27, 2015
Ratings & Reviews
Friends & Following
Create a free account to discover what your friends think of this book!
Community Reviews
Displaying 1 - 30 of 51 reviews
February 20, 2021
2015'te, henüz 27 yaşında yayımladığı bu üçüncü romanı üzerinden kısa bir Feyyaz Yiğit romancılığı değerlendirmesi yapacağım. Üç romanını da okudum evet. Şöyle düşünüyorum; Feyyaz Yiğit henüz 30 yaşına gelmeden üç güzel mizah romanı yazmış, Albert Camus'nün Yabancı'sı, Kosinski'nin Bir Yerde ve Melville'in Katip Bartleby'si, ve tabii ki Yeraltından Notlar coğrafyasında rüzgar estirmiş, sadece TV ve sinema işleriyle değerlendirilerek ucuza kapatılmaya çalışılan genç bir büyük yazardır. Çok kendine özgü bir dili ve esprisi var. İster kara mizah deyin, ister karikatürize deyin, ister varoluşsal komedi deyin, -tekrar söylüyorum 30 yaşına bile gelmeden- edindiği bu dil ve düşünce becerisiyle hayran olunasıdır. Ben kendisine teşekkür etmekten başka bir şey yapamam. "Kıymeti bilinmiyor" dediğim de oldu ama bu kanı değerlendirmelerin özünü gündelik salatalara indirgeyebilir. Feyyaz Yiğit çok iyi romanlar yazmıştır ve yazmalıdır, en azından bunu umar, dilerim. Tarih denen o güvenilmez hikayeler bohçası kendisini güzel bir yere koyar mı bilemem, boş verin. Onu okumanın keyfini yaşamış, yaşayacak bizlere kitaplarının beyinde bıraktığı şekerli baharatlı tat yeter.
March 28, 2026
Adını taşıdığı cümle kadar sade ama o sadeliğin altında tuhaf bir ağırlık taşıyan bir metin.
Çünkü burada anlatılan şey büyük bir çöküş değil. Kimse dramatik bir şekilde dağılmıyor. Ama kimse de gerçekten iyi değil.
Kitap, hayatı kaçırmış insanların hikâyesini anlatmıyor aslında. Daha garip bir şey yapıyor: Hayatı hiç yakalayamamış insanların dünyasını kuruyor.
Thunder & Shadows diye bir yer var. Adı büyük, içi küçük. İsmi İngilizce, ruhu mahalle. İçeride bilardo oynayan, çay içen, konuşan, plan yapan ama aslında hiçbir yere gitmeyen insanlar var.
Mekân, başlı başına bir metafor gibi duruyor: büyük lafların, küçük hayatlara çarptığı bir yer.
Karakterler bu mekânın etrafında dönüyor ama kimse gerçekten merkeze yerleşemiyor. Mustafa mesela. Kitabın en kırılgan ama en sahici sesi. Hayatla arasına hep bir mesafe koymuş gibi.
İstemeyi seviyor ama sahip olmayı değil. Motor istiyor ama motorun kendisini değil, fikrini seviyor. Eşyalarla kurduğu ilişki insanlarla kurduğundan daha derin.
Koltuğun üzgün olabileceğine inanıyor ama kendine ne olduğunu tam söyleyemiyor.
Bu bana şunu düşündürdü: Mustafa kötü hissetmiyor aslında, sadece ne hissettiğini netleştiremiyor. Ve bu belirsizlik, modern insanın en tanıdık hâli olabilir.
Kitaptaki erkekler de böyle. Hepsi bir şeylerin eşiğinde ama hiçbirinin eşiği geçecek gücü yok. Ekrem mekânı toparlamaya çalışıyor, Sezer hayata bilardo üzerinden tutunuyor, İsmet görünür olmaya çalışıyor… Ama hepsinde ortak bir şey var: Hayatla doğrudan temas kuramıyorlar. Hep dolaylı, hep yarım.
1
Ve işin ilginç tarafı şu: Bu insanlar komik. Ama güldüğün anda yakalanıyorsun. Çünkü gülme sebebin onların saçmalığı değil, tanıdıklığı. Bir yerden sonra şunu fark ediyorsun: Bu insanlar tuhaf değil, fazla gerçek.
Feyyaz Yiğit’in en büyük gücü burada. Absürdü dışarıdan kurmuyor. Zaten absürt olan bir hayatı biraz daha yakından gösteriyor. Thunder & Shadows’un içine İsa figürü koyup yanına Zülfikar asmak, üstüne bayrak eklemek, bir de “siyahi bir hanım olsa güzel olur” diye düşünmek… Bunlar şaka değil aslında. Bunlar bizim dünyayı düzeltme biçimimiz: biraz ekleyelim, biraz süsleyelim, biraz temsil kuralım, belki düzgün görünür.
Ama hiçbir şey gerçekten düzelmiyor.
Kitapta dikkatimi çeken bir başka şey de şu oldu: Herkes bir şey yapıyor gibi ama kimse gerçekten bir şey yapmıyor. Sürekli konuşma, plan, fikir, yorum var. Ama eylem yok. Sanki herkes hayatın provasını yaşıyor ama sahneye çıkmıyor.
Belki de bu yüzden kitap çok gürültülü değil. Büyük olaylar yok, büyük kırılmalar yok. Ama yine de insanın içine çöken bir tarafı var. Çünkü burada anlatılan şey çok tanıdık: Uzayan bir isteksizlik, ertelenmiş bir hayat, bir türlü başlamayan bir şey.
Çünkü burada anlatılan şey büyük bir çöküş değil. Kimse dramatik bir şekilde dağılmıyor. Ama kimse de gerçekten iyi değil.
Kitap, hayatı kaçırmış insanların hikâyesini anlatmıyor aslında. Daha garip bir şey yapıyor: Hayatı hiç yakalayamamış insanların dünyasını kuruyor.
Thunder & Shadows diye bir yer var. Adı büyük, içi küçük. İsmi İngilizce, ruhu mahalle. İçeride bilardo oynayan, çay içen, konuşan, plan yapan ama aslında hiçbir yere gitmeyen insanlar var.
Mekân, başlı başına bir metafor gibi duruyor: büyük lafların, küçük hayatlara çarptığı bir yer.
Karakterler bu mekânın etrafında dönüyor ama kimse gerçekten merkeze yerleşemiyor. Mustafa mesela. Kitabın en kırılgan ama en sahici sesi. Hayatla arasına hep bir mesafe koymuş gibi.
İstemeyi seviyor ama sahip olmayı değil. Motor istiyor ama motorun kendisini değil, fikrini seviyor. Eşyalarla kurduğu ilişki insanlarla kurduğundan daha derin.
Koltuğun üzgün olabileceğine inanıyor ama kendine ne olduğunu tam söyleyemiyor.
Bu bana şunu düşündürdü: Mustafa kötü hissetmiyor aslında, sadece ne hissettiğini netleştiremiyor. Ve bu belirsizlik, modern insanın en tanıdık hâli olabilir.
Kitaptaki erkekler de böyle. Hepsi bir şeylerin eşiğinde ama hiçbirinin eşiği geçecek gücü yok. Ekrem mekânı toparlamaya çalışıyor, Sezer hayata bilardo üzerinden tutunuyor, İsmet görünür olmaya çalışıyor… Ama hepsinde ortak bir şey var: Hayatla doğrudan temas kuramıyorlar. Hep dolaylı, hep yarım.
1
Ve işin ilginç tarafı şu: Bu insanlar komik. Ama güldüğün anda yakalanıyorsun. Çünkü gülme sebebin onların saçmalığı değil, tanıdıklığı. Bir yerden sonra şunu fark ediyorsun: Bu insanlar tuhaf değil, fazla gerçek.
Feyyaz Yiğit’in en büyük gücü burada. Absürdü dışarıdan kurmuyor. Zaten absürt olan bir hayatı biraz daha yakından gösteriyor. Thunder & Shadows’un içine İsa figürü koyup yanına Zülfikar asmak, üstüne bayrak eklemek, bir de “siyahi bir hanım olsa güzel olur” diye düşünmek… Bunlar şaka değil aslında. Bunlar bizim dünyayı düzeltme biçimimiz: biraz ekleyelim, biraz süsleyelim, biraz temsil kuralım, belki düzgün görünür.
Ama hiçbir şey gerçekten düzelmiyor.
Kitapta dikkatimi çeken bir başka şey de şu oldu: Herkes bir şey yapıyor gibi ama kimse gerçekten bir şey yapmıyor. Sürekli konuşma, plan, fikir, yorum var. Ama eylem yok. Sanki herkes hayatın provasını yaşıyor ama sahneye çıkmıyor.
Belki de bu yüzden kitap çok gürültülü değil. Büyük olaylar yok, büyük kırılmalar yok. Ama yine de insanın içine çöken bir tarafı var. Çünkü burada anlatılan şey çok tanıdık: Uzayan bir isteksizlik, ertelenmiş bir hayat, bir türlü başlamayan bir şey.
March 20, 2024
"Başkasına ait bir memnuniyetin gölgesinde dinlenemezsiniz."
Ekrem, Mustafa, Sezer, İsmet, Masis... Hepsi bir uğraş bulma amacıyla Thunder & Shadows'a uğramış ve aradıklarını burada buldukları için yaşamlarının büyük bir kısmını burada geçirmeye başlamış insanlar. Kimi aradığı sahiplenilme duygusunu, kimi yaşadığı toplumda kabullenilme hissini, kimi de sabahın ilk ışıklarıyla kalkmak için aradığı nedeni buluyor burada. Herkesin içinde bir yerlerde bir kırgınlık var, sayfalar ilerledikçe her karakter kendi hayat hikayesinden bahsetmeye başlıyor tek tek.
Feyyaz Yiğit'i çok seven biri olarak neden sürekli "Ben oyuncu değilim, yazarım." vurgusunu yaptığını anladım kitabını okuduktan sonra. Mizahi yönü kuvvetli, daha uçarı bir kitap bekliyordum fakat kitabının bir mizah barındırdığı söylenecekse buna ancak kara mizah denir. Sadece televizyon ve sinema işleriyle değerlendirmek Feyyaz Yiğit'e büyük haksızlık olur. Seveni varsa kitaplarına da mutlaka şans vermeli. Haftalık market alışverişinde poşetleri salamla doldurası, kendisine oralet ısmarlayası, bütün evi halıyla kaplayası geliyor insanın 8-9 Senedir Kendimi İyi Hissetmiyorum'u okuduktan sonra.
Ekrem, Mustafa, Sezer, İsmet, Masis... Hepsi bir uğraş bulma amacıyla Thunder & Shadows'a uğramış ve aradıklarını burada buldukları için yaşamlarının büyük bir kısmını burada geçirmeye başlamış insanlar. Kimi aradığı sahiplenilme duygusunu, kimi yaşadığı toplumda kabullenilme hissini, kimi de sabahın ilk ışıklarıyla kalkmak için aradığı nedeni buluyor burada. Herkesin içinde bir yerlerde bir kırgınlık var, sayfalar ilerledikçe her karakter kendi hayat hikayesinden bahsetmeye başlıyor tek tek.
Feyyaz Yiğit'i çok seven biri olarak neden sürekli "Ben oyuncu değilim, yazarım." vurgusunu yaptığını anladım kitabını okuduktan sonra. Mizahi yönü kuvvetli, daha uçarı bir kitap bekliyordum fakat kitabının bir mizah barındırdığı söylenecekse buna ancak kara mizah denir. Sadece televizyon ve sinema işleriyle değerlendirmek Feyyaz Yiğit'e büyük haksızlık olur. Seveni varsa kitaplarına da mutlaka şans vermeli. Haftalık market alışverişinde poşetleri salamla doldurası, kendisine oralet ısmarlayası, bütün evi halıyla kaplayası geliyor insanın 8-9 Senedir Kendimi İyi Hissetmiyorum'u okuduktan sonra.
December 10, 2022
Başkasına ait bir memnuniyetin gölgesinde dinlenemezsiniz.
//
Feyyaz Yiğit'in neden herkese 'oyuncu olmadığımı söylüyorum; ben oyuncu değil, yazarım' dediğini şimdi daha iyi anlıyorum fakat sonunda bu sıfatlara çok takılmadan istediğini yapması gerektiğine kanaat getirmesi fikrini özellikle bu kitaptan sonra hunharca onaylama hakkına sahibim diye düşünüyorum. Yazsın, oynasın, daha çok yazsın ve daha çok oynasın; hepsine varız bence.
Kitap beklediğimden daha derin ve anlamlıydı bu arada. Nedense daha komik ve ne bileyim biraz daha uçarı bi' kitap okuyacağımı düşünerek başlamıştım, umduğumdan fazlasını buldum. Söz konusu Feyyaz Yiğit olunca çok da şaşırtmayan bir final aslında.
//
Feyyaz Yiğit'in neden herkese 'oyuncu olmadığımı söylüyorum; ben oyuncu değil, yazarım' dediğini şimdi daha iyi anlıyorum fakat sonunda bu sıfatlara çok takılmadan istediğini yapması gerektiğine kanaat getirmesi fikrini özellikle bu kitaptan sonra hunharca onaylama hakkına sahibim diye düşünüyorum. Yazsın, oynasın, daha çok yazsın ve daha çok oynasın; hepsine varız bence.
Kitap beklediğimden daha derin ve anlamlıydı bu arada. Nedense daha komik ve ne bileyim biraz daha uçarı bi' kitap okuyacağımı düşünerek başlamıştım, umduğumdan fazlasını buldum. Söz konusu Feyyaz Yiğit olunca çok da şaşırtmayan bir final aslında.
March 23, 2016
İnsanın bilardo masalı kıraathane açası geliyor okuyunca. Haftalık market alışverişinde sadece salam aldığı için bütün hafta salam yiyesi geliyor. Bütün evi halıyla kaplayası, bütün gün evde oturup oralet içesi geliyor.
This entire review has been hidden because of spoilers.
June 5, 2026
çok erkek
May 9, 2026
0 olmadığı için 1 yıldız verdim keşke okumasaydım dediğim bir kitap
February 24, 2022
Feyyaz Yiğit şüphe yok ki çok yetenekli bir isim. Hem mizahı hem kalemi güçlü bir yetenek.
8-9 senedir İyi Hissetmiyorum da gayet iyi başlayan, fikir olarak oldukça iyi bir kitap fakat başta vaat ettiğini sonrasında veremiyor, devam ettiremiyor.
Sanki kitaba Feyyaz Yiğit başlamış da devamını bir başkası yazmış gibi. Bir yerden sonra kurgu fazlasıyla kontrolden çıkıyor, hatta can sıkıyor.
Bağlantılı gibi duran ama kopuk, alakasız bir olay örgüsü. Çok gereksiz uzatılmış bazı bölümler özellikle sıkıyor ve tat kaçırıyor okurken.
Maalesef ilk 40-50 sayfasıyla 5 üzerinde 4 yıldız olarak başlayan kitap giderek düştü ve sonucunda 5/2'lik bir hale geldi.
Hayalkırıklığı oldu maalesef
8-9 senedir İyi Hissetmiyorum da gayet iyi başlayan, fikir olarak oldukça iyi bir kitap fakat başta vaat ettiğini sonrasında veremiyor, devam ettiremiyor.
Sanki kitaba Feyyaz Yiğit başlamış da devamını bir başkası yazmış gibi. Bir yerden sonra kurgu fazlasıyla kontrolden çıkıyor, hatta can sıkıyor.
Bağlantılı gibi duran ama kopuk, alakasız bir olay örgüsü. Çok gereksiz uzatılmış bazı bölümler özellikle sıkıyor ve tat kaçırıyor okurken.
Maalesef ilk 40-50 sayfasıyla 5 üzerinde 4 yıldız olarak başlayan kitap giderek düştü ve sonucunda 5/2'lik bir hale geldi.
Hayalkırıklığı oldu maalesef
May 26, 2024
Cok kotuydu, Gibi’yi yazan insan nasil bu kadar kotu bisi yazabilmis olabilir diye inanmadigimdan sokla okudum. Ayrica erko yeto bir kitap. Asiri sasirdim
August 15, 2026
‘Damarlarına tutunan zehirli bir hissiyatın tesiri, zamanla, özellikle ailesinden ayrıldıktan sonra ilkelerini anlık dahi olsa görünmez yapıyordu. Kontrolsüz bir adam olmamak için senelerce şiir okuması gerekmişti oysa. Etrafa saçılmış tüm ıvır zıvırı toparladıktan sonra, fayanslarını son bir kez parlatmak için yer temizleme gerecini eline aldı. Yer temizleme gerecinin tekrarlayan hareketi, zihninde bir ferahlamaya sebep oluyordu. Yaptığı hatayı telafi etmek için Kürt böreği pişirmeyi denemişti. Olmamıştı. Onun yerine zaten bu adamların fırıncı olduğunu hatırlayıp, onlardan Kürt böreği alarak Thunder & Shadows'da satmayı düşündü. Sabah ilk iş fırıncıların fırınına uğrayıp, onlara dükkanında Kürt böreği satmak istediğini söylemeye karar verdi. Televizyonu kapattı, son birkaç saattir çok fazla ilgi gördüğü için pozisyonu değişen Hz. İsa'yı düzeltti, ceketini koluna aldı, ışıkları söndürdü, her manada, her talebi karşılayan bir esnaf olduğunu düşünerek ve gururlanarak ayrıldı Thunder & Shadows'dan. Gözlerini açık denizlere dikmiş, birbirinin üzerinde tekrarlayan dalgaları izliyordu, sanki hızlıca şekil değiştiren ve bir şekilde birbirinin üzerinde tekrarlayan hatalarını izler gibi.
Mustafa'nın gecesi:
Çok fazla şeyi uzun zamandır kendisi için isteyip, hayal edip durmuştu. Güzel koltuk, yumuşak halı, hoşluk katan yatak örtüleri...
Bunu bıçakla kesip atan Thunder & Shadows ve ahalisi, onlardan ilk kez ve müthiş zorlanarak bir şey talep eden Mustafa'nın üzgün yüzüne baktı da baktı gün boyunca. Kimse sormadı nasıl olduğunu. Başı önünde evine yürürken kendisini boynuna kadar doldurdu bu ruh haliyle. Evin önüne gelince Erhan'a selam verdi. Erhan, Mustafa'nın oturduğu apartmanın tam önündeki ağaçtı. Mustafa ona Erhan ismini vermişti. Karşı çaprazında bekleyen büyük çöp kovasının ismi Ümiť ti. Aynı hizada ve biraz daha geride Mustafa'yı karşılayan elektrik direği, Oktay. Giriş kattaki evinin daracık balkonunu çevreleyen demirler, Ayşen. Solundaki binanın bahçesini gizlemeye çalışan çalılıklar, Esma. Arabaların park alanıyla apartmanın arkasına dolanan bahçeyi birbirinden ayıran taşlar, İlknur. Gerizekalı olduğu sanılmasın diye hepsine çok hızlı selam veriyordu. Dairesinin dış kapısı, teşekkürler.’(s.184)
Mustafa'nın gecesi:
Çok fazla şeyi uzun zamandır kendisi için isteyip, hayal edip durmuştu. Güzel koltuk, yumuşak halı, hoşluk katan yatak örtüleri...
Bunu bıçakla kesip atan Thunder & Shadows ve ahalisi, onlardan ilk kez ve müthiş zorlanarak bir şey talep eden Mustafa'nın üzgün yüzüne baktı da baktı gün boyunca. Kimse sormadı nasıl olduğunu. Başı önünde evine yürürken kendisini boynuna kadar doldurdu bu ruh haliyle. Evin önüne gelince Erhan'a selam verdi. Erhan, Mustafa'nın oturduğu apartmanın tam önündeki ağaçtı. Mustafa ona Erhan ismini vermişti. Karşı çaprazında bekleyen büyük çöp kovasının ismi Ümiť ti. Aynı hizada ve biraz daha geride Mustafa'yı karşılayan elektrik direği, Oktay. Giriş kattaki evinin daracık balkonunu çevreleyen demirler, Ayşen. Solundaki binanın bahçesini gizlemeye çalışan çalılıklar, Esma. Arabaların park alanıyla apartmanın arkasına dolanan bahçeyi birbirinden ayıran taşlar, İlknur. Gerizekalı olduğu sanılmasın diye hepsine çok hızlı selam veriyordu. Dairesinin dış kapısı, teşekkürler.’(s.184)
June 8, 2021
Thunders and shadows ülke siyasetinin önizlemesi gibi. 20 yıldır kendini demokrat diye pazarlayan ülke siyasetçisinin, insanının içinde bulunduğu şizofrenik alem iyi bir dille ifade edilmiş. Doğruyu bilen ona ulaşmak isteyenler ile onu kullanmak isteyenler, yanlışta doğdukları için bir türlü benimseyemiyorlar durumu. İsmet'e gelince onun gibi bir aydın olsaydı memlekette keşke. Halbuki herkes masisi oynadı, öykündüğümüz dünyaya ait olmadığımızı bile uçmaya çalıştık. Kanatlar balmumu olunca yandık.
This entire review has been hidden because of spoilers.
March 26, 2018
Klişe bir tanım olacak ancak yer yer güldüren, yer yer düşündüren bir kitap. İsmet, trolllükleri ve anlattığı hikayeleri ile çok başarılı bir karakter. Thunder&Shadows'un ortamı bir yandan doğal ve samimi dururken aslında yok artık denecek kadar absürd ve sürreal. Gülten hikayesinin birden kesilmesine ve kitabın sonuna bozulmuş olmama rağmen genel olarak beğendim.
This entire review has been hidden because of spoilers.
November 4, 2023
Absürtlükler ekranda keyifli oluyor da kitapta hiç olmamış
July 1, 2026
sonunu okumasam 5 vereceğim kitaba sonu yüzünden 1 veriyorum. tamam ekrem deliriyo anladık da abartmamak da lazım sanki
Read
March 1, 2026Ne puan vereceğimi bilemedim ne düşüneceğimi de bilemedim 🫠 Arkadaşımla konuşurken rüya çorbası gibi bir kitaptı yorumunda bulundum en iyi tanımlayan şey bu oldu sanırım xd
February 1, 2026
Tamamen o gereksiz son için 3 yıldız kırdım da, az daha mı kırsaydım...
June 14, 2021
Feyyaz Yiğit’i çok beğeniyorum ama bu kitabı bir türlü beğenenedim. Uzun soluklu, akıcı değil, komik değil.
February 10, 2026
Kitabı okumaya Feyyaz’ın sesiyle başladım.
Kitap kabaca, kişilerin hayatlarını tek tek betimlediği ve ardından bu hayatların ortak bir hikâyede birleştiği iki bölümden oluşuyor. Haliyle ilk bölümün üslubunu ikinci bölümde aramak anlamsız. Sizi karşılayan ilk bölümün komedisi, ikinci bölümde hikâye ilerledikçe geri planda kalıyorsa, bu hikâyenin sizi avucuna aldığı anlamına geliyor. Cümleleri bir şey kaçırmamaya çalışarak dikkatle okuduğunuzda ise o komediyi yeniden yakalamak mümkün. Aksi hâlde, hikâyenin merakına kapıldığınızda elinizde yalnızca absürt bir anlatı kalıyor.
Hikaye, Yılmaz, İlkkan ve Ersoy’un başka bir evrendeki yaşamlarında, geçmişlerini bildiğimiz, iç seslerine kulak verebildiğimiz versiyonları gibi. Komedinin matematiğini kendi üslubunda çözmüş olan yazar için, senaryo öncesi oldukça başarılı bir hikâye performansı denebilir. Çok katmanlı bir zihnin, bu denli yüzeysel karakterlerin hayatlarını bu kadar canlı ve ikna edici aktarabilmesi hayranlık uyandırıcı.
Metnin, okuru her birkaç sayfada bir durdurup tek bir cümle ya da kısa bir paragraf üzerinde uzun uzun güldürebilen bir yapısı var. Zaman zaman da zihin dünyasının girintili çıkıntılı labirentlerinde dolaştırıp, Feyyaz’ın bakış açısını ve düşünme biçimini çözmeye çalışırken kaybolmama neden oldu.
Kitabı, yazarın bile rahatsız olabileceği bir detaycılık ve farkındalıkla okumaya gayret ettim. Bir hikâye kitabı gibi tüketildiğinde, cümle aralarına serpiştirilmiş komediyi kolayca gözden kaçırıp anlatının içinde kaybolmak mümkün. Bazen sıradan kelimeleri yan yana getirerek basit bir sahneyi komediye boğması, bazen de beklenmedik ölçüde sofistike aforizmalar üretmesi, bu iki yönlü anlatımın doğal bir sonucu. Erkek ortamlarına özgü müstehcen muhabbetleri bile, alışıldık olmayan bir dinamikle komediye evirmeyi başarabilmesi de metnin en güçlü yanlarından biri.
Bir gün İsmet’in alametif harikasını çözebilmek umuduyla bitirdim okumayı. Yazar keşke üretmeye devam edip bizi de Feyyaz Yiğit’in düşünce akışına izleyici olarak davet etmeyi sürdürse.
Kitap kabaca, kişilerin hayatlarını tek tek betimlediği ve ardından bu hayatların ortak bir hikâyede birleştiği iki bölümden oluşuyor. Haliyle ilk bölümün üslubunu ikinci bölümde aramak anlamsız. Sizi karşılayan ilk bölümün komedisi, ikinci bölümde hikâye ilerledikçe geri planda kalıyorsa, bu hikâyenin sizi avucuna aldığı anlamına geliyor. Cümleleri bir şey kaçırmamaya çalışarak dikkatle okuduğunuzda ise o komediyi yeniden yakalamak mümkün. Aksi hâlde, hikâyenin merakına kapıldığınızda elinizde yalnızca absürt bir anlatı kalıyor.
Hikaye, Yılmaz, İlkkan ve Ersoy’un başka bir evrendeki yaşamlarında, geçmişlerini bildiğimiz, iç seslerine kulak verebildiğimiz versiyonları gibi. Komedinin matematiğini kendi üslubunda çözmüş olan yazar için, senaryo öncesi oldukça başarılı bir hikâye performansı denebilir. Çok katmanlı bir zihnin, bu denli yüzeysel karakterlerin hayatlarını bu kadar canlı ve ikna edici aktarabilmesi hayranlık uyandırıcı.
Metnin, okuru her birkaç sayfada bir durdurup tek bir cümle ya da kısa bir paragraf üzerinde uzun uzun güldürebilen bir yapısı var. Zaman zaman da zihin dünyasının girintili çıkıntılı labirentlerinde dolaştırıp, Feyyaz’ın bakış açısını ve düşünme biçimini çözmeye çalışırken kaybolmama neden oldu.
Kitabı, yazarın bile rahatsız olabileceği bir detaycılık ve farkındalıkla okumaya gayret ettim. Bir hikâye kitabı gibi tüketildiğinde, cümle aralarına serpiştirilmiş komediyi kolayca gözden kaçırıp anlatının içinde kaybolmak mümkün. Bazen sıradan kelimeleri yan yana getirerek basit bir sahneyi komediye boğması, bazen de beklenmedik ölçüde sofistike aforizmalar üretmesi, bu iki yönlü anlatımın doğal bir sonucu. Erkek ortamlarına özgü müstehcen muhabbetleri bile, alışıldık olmayan bir dinamikle komediye evirmeyi başarabilmesi de metnin en güçlü yanlarından biri.
Bir gün İsmet’in alametif harikasını çözebilmek umuduyla bitirdim okumayı. Yazar keşke üretmeye devam edip bizi de Feyyaz Yiğit’in düşünce akışına izleyici olarak davet etmeyi sürdürse.
April 25, 2025
-FEYYAZ SEN BIR EFSANESIN KELIMELERLE ANLATAMIYORUM SANA OLAN HAYRANLIĞIMI-
Nasıl ki tesisatçı evinize gelir, "komple değişmesi lazım" der, işte böyle.
Yaşamanın hak olması ne acımasız. Nasıl da zorla yaşatıyorlar her şeyi.
Gece yarısı mavi bir ceket ya da pijama üzerine takılan bir kravat, kendinizi deli hissetmenize sebep olabilir ama şöyle düşünün, zaten kendinizi sağlıklı hissetmenize sebep olan nedir?
Normal ve acısız insandım ben. Normal olmanın verdiği o efsanevi acıyı düşündükçe normal bir adam olmadığımı düşünüyordum aslında. Acısızlık insanı mal eder. Mallık insanı mutlu eder. Mutluluk insanı normal eder.
Gözleriniz sadece ölülerde mana arar. Kıymet sadece ölmüşlerde görünür. Sözü dinlenecek kim varsa öldürdünüz be oğlum. Şimdi şu sahtekar vefanızla sürekli birbirinize iyiliğin, doğruluğun tarifini yapıyorsunuz.
"Kendimi sekiz-dokuz senedir iyi hissetmiyorum" cümlesini uzun zaman önce yutmuş, fakat hala sindirememişti. Midesinde hayatına devam eden bu his, fırsat buldukça sesini duyuruyordu."
"İnsanın kendisiyle aynı fikirde olamaması ne fena..."
Yeryüzünün en sert kahvesini yapsa ve en soğuk duşunu alsa da, yine de içine ve dışına yapışmış bu hüzünlü sükunetten kurtaramıyordu kendisini.
Bir şey düşündüğü yoktu, sadece düşünceli olma halini kendince dramatize ediyordu.
"Genç değiliz. Yaşlı da değiliz. Tedirgin yaşamaya çok alışkınız. Kötü besleniyoruz, kötü yaşıyoruz, sportmen ruhluyuz ama spor yapmıyoruz. Taşralıyız ama her yer taşra olduğu için göze batmıyoruz. Kendimiz gibi olanları çok kolay ayırt ediyoruz ama kendimiz gibi olanlarla dahi çok zor kaynaşıyoruz. Çok az şeye inanıyoruz. Bize öyle öğrettikleri için başarısızlığı sevmiyoruz. Ama el yordamıyla kendi kendimize keşfettiğimiz üzere, başarıyı da sevmiyoruz. Sinik, alaycı ve huzursuzuz. Kişisel gelişime, spritüalizme, ezoterik galaktik bilgeliğe veya burçlara inanmıyoruz. Ne idüğü belirsiz insanlarız. İdüğümüzü arıyoruz."
Nasıl ki tesisatçı evinize gelir, "komple değişmesi lazım" der, işte böyle.
Yaşamanın hak olması ne acımasız. Nasıl da zorla yaşatıyorlar her şeyi.
Gece yarısı mavi bir ceket ya da pijama üzerine takılan bir kravat, kendinizi deli hissetmenize sebep olabilir ama şöyle düşünün, zaten kendinizi sağlıklı hissetmenize sebep olan nedir?
Normal ve acısız insandım ben. Normal olmanın verdiği o efsanevi acıyı düşündükçe normal bir adam olmadığımı düşünüyordum aslında. Acısızlık insanı mal eder. Mallık insanı mutlu eder. Mutluluk insanı normal eder.
Gözleriniz sadece ölülerde mana arar. Kıymet sadece ölmüşlerde görünür. Sözü dinlenecek kim varsa öldürdünüz be oğlum. Şimdi şu sahtekar vefanızla sürekli birbirinize iyiliğin, doğruluğun tarifini yapıyorsunuz.
"Kendimi sekiz-dokuz senedir iyi hissetmiyorum" cümlesini uzun zaman önce yutmuş, fakat hala sindirememişti. Midesinde hayatına devam eden bu his, fırsat buldukça sesini duyuruyordu."
"İnsanın kendisiyle aynı fikirde olamaması ne fena..."
Yeryüzünün en sert kahvesini yapsa ve en soğuk duşunu alsa da, yine de içine ve dışına yapışmış bu hüzünlü sükunetten kurtaramıyordu kendisini.
Bir şey düşündüğü yoktu, sadece düşünceli olma halini kendince dramatize ediyordu.
"Genç değiliz. Yaşlı da değiliz. Tedirgin yaşamaya çok alışkınız. Kötü besleniyoruz, kötü yaşıyoruz, sportmen ruhluyuz ama spor yapmıyoruz. Taşralıyız ama her yer taşra olduğu için göze batmıyoruz. Kendimiz gibi olanları çok kolay ayırt ediyoruz ama kendimiz gibi olanlarla dahi çok zor kaynaşıyoruz. Çok az şeye inanıyoruz. Bize öyle öğrettikleri için başarısızlığı sevmiyoruz. Ama el yordamıyla kendi kendimize keşfettiğimiz üzere, başarıyı da sevmiyoruz. Sinik, alaycı ve huzursuzuz. Kişisel gelişime, spritüalizme, ezoterik galaktik bilgeliğe veya burçlara inanmıyoruz. Ne idüğü belirsiz insanlarız. İdüğümüzü arıyoruz."
June 12, 2022
gibi bi gecede dogmamıs.. zaten aziz kedi'li roportajlarında bahsediyorlardı, yıllar içinde topladıkları fikirleri ile oluşturmuşlar gibi'yi diye..
abi bu kadar absürt ama bu kadar da edebi nasıl olabilir?se o kadar güzel :D ve lisede yaptığımız boş muhabbetler gibi değil. onlardan farkı kurgulu, altı dolu, ve hatta "mesajlı" olması. Birkaç altını çizdiğim şey var..
- görünmeyen dilleri ile birbirlerini yaladılar
- ... 'ben de aptalım' demek olacatı onun için. dolayısıyla önüne getirilen ulvi sebeplere hemen yapıştı ve bir savaşçı oluverdi.
- bu şüpheler haklı olabilir, her zaman için yanılıyor da olabiliriz fakat, insan gönlünü verebildiği sürece tüm bunların ne önemi var..
- aşağıdan gelen yankılı bant yırtma sesleriyle işin heyecanı katlanmıştı
- gel abi gel, dur abi dur, GEL GEL GEL GEL GEL GEL GEL GEL GEL GEL GEL GEL GEL GEL GEL GEL GEL GEL GEL GEL GEL GEL GEL GEL GEL GEL GEL GEL GEL GEL GEL GEL GEL GEL GEL GEL GEL GEL GEL GEL GEL GEL GEL GEL GEL GEL GEL GEL (sic)
abi bu kadar absürt ama bu kadar da edebi nasıl olabilir?se o kadar güzel :D ve lisede yaptığımız boş muhabbetler gibi değil. onlardan farkı kurgulu, altı dolu, ve hatta "mesajlı" olması. Birkaç altını çizdiğim şey var..
- görünmeyen dilleri ile birbirlerini yaladılar
- ... 'ben de aptalım' demek olacatı onun için. dolayısıyla önüne getirilen ulvi sebeplere hemen yapıştı ve bir savaşçı oluverdi.
- bu şüpheler haklı olabilir, her zaman için yanılıyor da olabiliriz fakat, insan gönlünü verebildiği sürece tüm bunların ne önemi var..
- aşağıdan gelen yankılı bant yırtma sesleriyle işin heyecanı katlanmıştı
- gel abi gel, dur abi dur, GEL GEL GEL GEL GEL GEL GEL GEL GEL GEL GEL GEL GEL GEL GEL GEL GEL GEL GEL GEL GEL GEL GEL GEL GEL GEL GEL GEL GEL GEL GEL GEL GEL GEL GEL GEL GEL GEL GEL GEL GEL GEL GEL GEL GEL GEL GEL GEL (sic)
July 17, 2024
Uzun zamandır bir ara okuyacağım dediğim kitaplar serisine bu kitap ile başlıyorum. Kitabın ismini görünce depresif bir yazarın hikayelerini derlediği bir kitap gibi görünse de yazarı tanıyanlar için yüzde küçük bir tebessüm bırakıyor. Kitabı okurken Feyyaz Yiğit'in yaptığı diğer işlere bakınca bu kitapta da kendine has üslubunu fark ediyorsunuz. Kitabı okurken Feyyaz Yiğit'in diğer işlerinden olan Gibi dizisinin bir bölümünü izliyormuş gibi oluyorsunuz.
Hikayemiz Thunder&Shadows adında bir bilardo salonunda geçiyor. Nev-i şahsına münhasır karakterlerin bir araya geldiği bu mekan, tüm kültür ve dünya görüşlerine içten bir hoşgörüyle yaklaşan bir ütopya oluşturmak istiyor.
Sizin de okuma listenizde yer alan ama bir süredir zaman ayırıp okuyamadığınız veya ertelediğiniz bir kitapsa bu mizahı seven kişiler için keyifli bir okuma deneyimi sunuyor.
Hikayemiz Thunder&Shadows adında bir bilardo salonunda geçiyor. Nev-i şahsına münhasır karakterlerin bir araya geldiği bu mekan, tüm kültür ve dünya görüşlerine içten bir hoşgörüyle yaklaşan bir ütopya oluşturmak istiyor.
Sizin de okuma listenizde yer alan ama bir süredir zaman ayırıp okuyamadığınız veya ertelediğiniz bir kitapsa bu mizahı seven kişiler için keyifli bir okuma deneyimi sunuyor.
March 6, 2026
Bu nasıl bir kitaptır ya, yeni bitirdim ve inanamıyorum gerçekten. Hani ilk başlarda alıştım kitabın garipliğine hele şu upuzun Gülten'in hikayesine de alıştım sorgulamadım normal okudum güldüm geçtim bazı yerlerde son sayfalara doğru yaşanan garipliklere de eyvallah dedim çünkü kitap zaten öyle ilerledi uzun bir süre boyunca, İsmet ölünce de çok garipsemesim zaten belliydi bir süreden sonra. Fakat abi nasılsa kitabın en son kısmına anlam veremedim ya okurken resmenn ağzım açık kaldı Feyyaz Yiğit neden böyle bir şey yazdı acaba diye çok düşündüm son kısımda. Baya kitaba bakıp şaşıp kaldım resmen, midem kalktı. Kitabın sonunun garip bir iğrençliği var fakat kitap boyunca anlatılan bir yerlere ait olmaya çalışma veyahut herkesi memnun etme çabasını güzel yansıtmış Feyyaz Ama yine de son kısımdaki tiksinçliği değiştirmiyor bu.
This entire review has been hidden because of spoilers.
October 24, 2025
"Gülten Hanım, sırtınızda yaşlı bir adam cesediyle köy kahvehanesine öylece dalıp, insanlara kafanıza göre hayat dersi veremezsiniz." (sayfa 84)
Bu cümle kadar saçma, komik ve karanlıktı aslında kitap. Son 70-80 sayfasından hiç hoşlanmasam da büyük çoğunluğu beni epey tatmin etti. Kara mizah, yeraltı edebiyatı ve Feyyaz Yiğit sevenler mutlaka beğenecektir. Son kısmı daha iyi olsaymış 4 yıldız çıkarmış benden. Finali de çok karanlık ve ayrıksıydı aslında, bilemedim. Herkese karşı hoşgörülü görünen ama içten içe hiç öyle olmayan Ekrem'den bile bekler miydim bu kadarını, bilemedim. Olan garibim İsmet Amca ve masum siyahi kadına oldu. Neyse, Feyyaz'ın kitapları da dizi ve filmleri gibi herkese hitap etmeyen ama başka kafada bir şeymiş anlaşılan.
Bu cümle kadar saçma, komik ve karanlıktı aslında kitap. Son 70-80 sayfasından hiç hoşlanmasam da büyük çoğunluğu beni epey tatmin etti. Kara mizah, yeraltı edebiyatı ve Feyyaz Yiğit sevenler mutlaka beğenecektir. Son kısmı daha iyi olsaymış 4 yıldız çıkarmış benden. Finali de çok karanlık ve ayrıksıydı aslında, bilemedim. Herkese karşı hoşgörülü görünen ama içten içe hiç öyle olmayan Ekrem'den bile bekler miydim bu kadarını, bilemedim. Olan garibim İsmet Amca ve masum siyahi kadına oldu. Neyse, Feyyaz'ın kitapları da dizi ve filmleri gibi herkese hitap etmeyen ama başka kafada bir şeymiş anlaşılan.
January 10, 2026
Tek kelimeyle absürd. Aslında daha iyi olmasını beklerdim ,iyi şarkı kötü kitap
“E yeni benlik de zor yani özellikle köy yerinde.”
“Nihayetsiz bir eziyetin en temel iki bileşenine de sahipti; sağlıklıydı ve bilinci yerindeydi.”
“Zalimlerden olmanın verdiği telaşı,hayat boyu hak bildiklerinin sırasıyla devrilip gidişiyle açıklayabiliriz. Adalet terazisinde sadece zeka ve para ağır basıyor ne yazık ki - zeka da potansiyel para olarak değerlendirilir-“
“Ne zaman ‘Hayat ne güzel’ hissine kapılırsanız, hayatın aslında o kadar da güzel olmadığını bilirsiniz.”
“E yeni benlik de zor yani özellikle köy yerinde.”
“Nihayetsiz bir eziyetin en temel iki bileşenine de sahipti; sağlıklıydı ve bilinci yerindeydi.”
“Zalimlerden olmanın verdiği telaşı,hayat boyu hak bildiklerinin sırasıyla devrilip gidişiyle açıklayabiliriz. Adalet terazisinde sadece zeka ve para ağır basıyor ne yazık ki - zeka da potansiyel para olarak değerlendirilir-“
“Ne zaman ‘Hayat ne güzel’ hissine kapılırsanız, hayatın aslında o kadar da güzel olmadığını bilirsiniz.”
This entire review has been hidden because of spoilers.
February 16, 2026
İnsanların iç dünyasına ve insan ilişkilerine orijinal absürtlüklerle ışık tutan Umut Sarıkaya tarzı ince detayları çok iyi yakalayan zaman zaman kahkahalar atmama dahi sebep olan başarılı bir roman. Beni bir okur olarak memnun etmeyen yanları da var elbette. Biri İsmet amcanın hikayesi yarım, ardından anlattığı hikâyeler ve sözleri de çok askıda kaldı. İkincisi ise Ekrem'in hikayesinin sonu kitabın haleti ruhiyesine uymayacak denli dehşet vericiydi. Daha soft ve derin bir tepki vermesini ve kitabın 200 sayfa boyunca aşıladığını yıkmamasını tercih ederdim.
January 16, 2026
3.5
Mutsuz sakinlerinin birbirini delirttiği bir mahalle. Mahalledeki herkes, mahallenin en akıllı delisi İsmet'in kıssalarındaki karakterler gibi. Ekrem, Sezer ve Mustafa'nın birbirini takip eden reform hareketleri, İsmet'in hikayelerinden daha az absürt değil aslında. İsmet haklı da bir yandan, gıcık bir deli olmasa. Zaten herhalde bu nedenle Ekrem'in ilk kurbanı İsmet. Çünkü direkt en suçlu yerlerinden giriyor konuya.
Mutsuz sakinlerinin birbirini delirttiği bir mahalle. Mahalledeki herkes, mahallenin en akıllı delisi İsmet'in kıssalarındaki karakterler gibi. Ekrem, Sezer ve Mustafa'nın birbirini takip eden reform hareketleri, İsmet'in hikayelerinden daha az absürt değil aslında. İsmet haklı da bir yandan, gıcık bir deli olmasa. Zaten herhalde bu nedenle Ekrem'in ilk kurbanı İsmet. Çünkü direkt en suçlu yerlerinden giriyor konuya.
This entire review has been hidden because of spoilers.
May 9, 2026
Feyyaz Yiğit'i uzun süredir takip ediyorum ve seviyorum. Onu olduğu gibi kabul ettim. Gibi dizisindeki absürtlük tadı, sanatsal anlatımı çok iyiydi fakat bu kitapta absürtlüğünü şiddetle harmanlamış. Kendini iyi hissetmeme hâli her zaman intihar ve cinayetle mi çözümlenmeli? Ekremin cinayet biçimini çok düşündün mü sevgili yiğit? Bir bana mı çirkin geldi? Gülenin hikayesinde de çocuklar birilerini öldürdüler, oradaki insanlar da garip şekilde öldü. Kitabın ne kadarı senin ruhunu yansıtıyor. Bunları bu şekilde yazarak neyi amaçladın?
July 14, 2026
Kitap aynı İsmetin tüm hikayeleri gibi hiçbir yere varmıyor. Feyyaz yiğit İsmetin ta kendisi ve okuyucuyla tam olarak taşşak geçiyor. O kadar sayfa okuduktan sonra merakla bir yere varmasını bekleyen okuyucuya acımasızca koca bir nah çekiyor. Kitap aynı hayat gibi, hayat da böyle sık sık anlam ararken el haraketleri çekiyor. Demem o ki düşünenler için nice hikmetler var, çok beğendim!
December 28, 2019
Absürt mizah sevenler için çok güzel bir kitap. Umut Sarıkaya'nın "Benim de Söyleceklerim Var" serisine yakın bir tat aldım. Feyyaz Yiğit'in Ölümlü Dünya'daki karakterine çok yakın karakterler olduğunu söyleyebilirim.
November 16, 2022
Kitabın başlığını ne kadar hak ettiğini son üç dört sayfada anlıyorsunuz. Kendini iyi hissetmeyen insanların kırılma anlarını anlatan, durumların absürdlüğüne kahkaha attırırken içinize korku da salan ama bence okunması gereken bir Feyyaz Yiğit kitabı.
Displaying 1 - 30 of 51 reviews



























